Viyana’nın yer altı tünellerindeki o izbe, karanlık odadayız. Baran, saç sakalı birbirine karışmış bir halde, karısının kan lekeli fotoğrafına bakarak boş kovanı masaya vuruyor. Kapı kırılıp içeri Kuzey ve Dimitri girdiğinde Baran istifini bile bozmadı.
Kuzey, görsel 'deki o yara izli yüzü ve heybetli duruşuyla öne çıktı: "Kalk ayağa Baran. Ekip toplanıyor."
Baran delice güldü, ayağa fırlayıp Kuzey’i sertçe geriye itti: "Ne ekibi ulan?! Ne intikamı?! Benim karım mezarda, teyzem öldü! Sizin yüzünüzden! Ben o şerefsizin elini öptüm Kuzey! Bitti, ben artık yokum, defolun gidin buradan!"
Kuzey, Baran’ın omuzlarından yakaladı ama Baran tamamen delirmiş bir halde Kuzey’e yumruk salladı. Kuzey darbeden kaçmadı, yüzüne gelen yumrukla sarsıldı ama yıkılmadı. Baran hırsla bir daha vurdu, Kuzey’in dudağı patladı. Baran hıçkırıklar içinde haykırıyordu: "Neden uyandın ha? Neden? Ben her şeyimi kaybettim!"
Kuzey en sonunda Baran’ın boğazına yapışıp onu duvara çarptı. Görsel 'deki o tek altın sarısı gözü öfkeyle ve acıyla parlıyordu: "Kendine gel! Katiller dışarıda gezerken, karının kanı yerde kalmışken burada bir ölü gibi çürüyemezsin! Benimle geliyorsun!"
Baran gözyaşları içinde Kuzey’in ellerini itti: "Hayır dedim ulan, hayır! Gelmiyorum! Bırakın beni!"
Dimitri araya girip Kuzey’in kolunu tuttu: "Kuzey, dur... Zorla olmaz. Adam haklı, her şeyini kaybetti. Yürü, gidiyoruz."
Dimitri, Kuzey’i zorla odadan dışarı çekerken, Kuzey kapının eşiğinden Baran’a son kez baktı. Görsel 'deki o hayal kırıklığı ve öfke dolu bakışı, karanlık odada asılı kaldı. Ağır demir kapı kapandı. Baran, ekranların loş ışığında tek başına, hıçkırıklara boğularak diz çöktü. Ekip, belki de bir daha asla birleşmemek üzere tamamen parçalanmıştı.