Kuzey, kliniğin banyosunda ayların yorgunluğunu üzerinden atmak için yüzüne soğuk su çarptı. Başını kaldırıp aynaya baktığında, görsel 'deki o yara izli yüzü ve göğsündeki taze kurşun yarasıyla karşılaştı. Gözündeki o altın sarısı ateş, sönmek bir yana, içindeki intikam canavarını beslemişti.
Nöbetçinin ona verdiği adrese doğru, Viyana’nın izbe bir mahallesindeki eski bir tamirhaneye doğru yola çıktı. Burası, Dimitri’nin Patron’a biat ettikten sonra tek başına saklandığı, alkolle acısını unutmaya çalıştığı yerdi.
Kuzey tamirhanenin paslı kapısını aralayıp içeri girdi. Dimitri, bir köşede tek kolu sarılı, elindeki içki şişesiyle darmadağın bir halde oturuyordu. Kapının sesine başını bile kaldırmadı: "Burası kapalı, defol git."
"Bir Rus'u bu kadar çabuk pes ettiren şey ne, Dimitri?"
Dimitri, duyduğu sesle donakaldı. Başını yavaşça kaldırdığında karşısında Kuzey’i gördü. Görsel 'deki o heybetli duruşuyla tam karşısında dikiliyordu. Dimitri şişeyi elinden düşürdü, gözleri doldu ama hemen ardından öfkeyle ayağa kalktı:
"Neden uyandın Kuzey?! Neden?! Biz senin yaşaman için ruhumuzu sattık! O şerefsiz Patron'un elini öptük! Ekip bitti, Baran’ın hayatı bitti! Keşke uyanmasaydın da o günü bize tekrar hatırlatmasaydın!" diye kükredi ve Kuzey’in göğsüne vurdu.
Kuzey, Dimitri’nin darbesiyle sarsılmadı bile. Onu sertçe omuzlarından yakaladı, görsel deki o tavizsiz gözlerini dostunun gözlerine dikti: "O eli öptüğünüz için hala hayattasınız. Ama o eli kesmek için ben uyandım. Kendine gel Dimitri! Bize bu acıyı yaşatan adam hala nefes alıyor!"
Dimitri hıçkırarak Kuzey’e sarıldı. İki can dost, aylardan sonra ilk kez yan yanaydı. Ancak Dimitri geri çekilip acı bir gerçeği fısıldadı: "Ben buradayım Kuzey... Ama Baran... Baran artık bizim bildiğimiz Baran değil. Karısının ölümünden sonra siber dünyayı da bıraktı, tamamen delirmiş bir halde yer altında yaşıyor. Onu geri getirmek imkansız."
Kuzey, ceketinin yakasını düzeltti: "İmkansız diye bir şey yoktur. Baran’ı bulacağız."