Viyana’da gözlerden uzak bir klinikteyiz. Makinelerin düzenli ve sıkıcı "bip... bip..." sesleri, aylardır değişmeyen o tekdüze ölüm sessizliğini bozuyor. Kuzey, yatağa bağlı, yüzünde oksijen maskesiyle hareketsizce yatıyor. Görsel 'deki o yara izli yüzü, solgun ve yorgun.
Aylardır ne Baran’dan bir haber vardır ne de Dimitri’den. İkisi de Patron'un tehdidi yüzünden saklanmış, Kuzey’in başında sadece Baran’ın güvenilir bir siber dostu nöbet tutmaktadır. Patron’un adamları ise kliniğin etrafında, Kuzey’in ölüp ölmeyeceğini uzaktan uzağa gözlemektedir.
Tam o sırada, odadaki nabız monitörünün ritmi aniden hızlanmaya başlar: bip-bip-bip-bip!
Kuzey’in parmakları hafifçe titrer. İki yıldır ve komada geçen o aylar boyunca rüyalarında gördüğü o kanlı düğün, karısını kaybeden Baran’ın feryatları ve Dimitri’nin kırılan onuru zihninde bir şok etkisi yaratır. Kalbine yakın duran o yara yeri sızlarken, Kuzey aniden gözlerini açar!
Görsel 'deki o tek parlak altın sarısı göz, ayların karanlığından sonra odadaki loş ışıkla buluşur. Bakışlarındaki o eski, vahşi ve intikam dolu ateş hiç sönmemiştir; aksine, komada geçen her gün daha da bilenmiştir.
Kuzey, ağzındaki maskeyi acımasızca söküp atar. Yataktan doğrulmaya çalışırken vücudundaki tüm kaslar kasılır ama o aslan gücü geri gelmektedir. Başında bekleyen nöbetçi şok içinde içeri koşar: "Kuzey... Uyandın! Bu bir mucize!"
Kuzey, boğuk ve aylardır konuşmamanın verdiği o paslı sesle adamın yakasına yapışır. Gözlerindeki öfke odayı titretir:
"Baran... Dimitri... Neredeler? O şerefsiz Patron nerede?!"
Nöbetçi yutkunarak cevap verir: "Ekip bitti Kuzey... Baran bitti, Dimitri kayıp. Patron her şeyi aldı."
Kuzey yavaşça ayağa kalkar, görsel'deki o heybetli ve korkutucu duruşuyla camdan dışarı, Viyana sokaklarına bakar. Yumruğunu sıkar: "Ekip ben bitti demeden bitmez. Şimdi saklandıkları delikten çıkma vakti."
Aslan uyandı ve av henü bitmedi!