Aradan 2 Yıl Geçmiştir...
Londra'daki o büyük hesaplaşmanın ardından geçen iki yıl, ekibe nihayet özledikleri huzuru vermişti. Viyana’nın tarihi ve büyüleyici atmosferinde, Baran hayatının aşkıyla evleniyordu. Şık bir düğün salonu, kahkahalar, danslar... Kuzey, Baran ve Dimitri yan yana, hayatlarında ilk kez takım elbiseleri içinde gülümsüyorlardı.
Ancak bu huzur, sadece bir yanılsamaydı.
Tam pasta kesileceği sırada, salonun devasa camları büyük bir gürültüyle aşağı indi. İçeriye sis bombaları yağdı. Saniyeler içinde salonu kaplayan dumanın içinden, siyah taktik kıyafetli, ağır silahlı özel eğitimli askerler belirdi ve acımasızca ateş açtılar: TA-TA-TA-TA!
Her yer bir anda can pazarına döndü. Kuzey silahına davranmaya çalıştı ama her şey çok hızlıydı. Baran, gözlerinin önünde karısının ve teyzesinin kurşunların hedefi olduğunu gördü. Çığlıklar, dökülen kanlar... Ailenin neredeyse tüm üyeleri, o acımasız kurşunlarla yere yığıldı. Hatta küçük Eren bile o kargaşada vurulmuştu.
Dimitri, Baran’ı korumak için ileri fırladığı an omzundan ve kolundan yediği iki derin kurşunla acı içinde yere kapaklandı.
Kuzey, görsel 'deki o eski refleksleriyle hainlerin üzerine atılmak istedi. Ancak tam o sırada, arkadan gelen profesyonel bir atışla kalbine yakın bir yerden vuruldu. Görsel 'deki o altın sarısı gözü yavaşça kapandı, bilincini kaybederek kanlar içinde yere yığıldı. Kuzey komaya giriyordu.
Salondaki tüm direniş kırıldığında, askerlerin arasından ağır adımlarla, yüzünde maske olan, soğukkanlı bir adam sıyrıldı: Yeni Patron.
Patron’un adamları, yaralı ve darmadağın olmuş Baran ile Dimitri’yi saçlarından tutarak zorla diz çöktürdü. Baran, az önce kaybettiği karısının cansız bedenine bakarak hıçkıra hıçkıra ağlarken, Patron buz gibi bir sesle konuştu:
"Artık bitti. Siz ikiniz ayrı yollara gideceksiniz. Artık bu ekip yok! Bu şehir, bu piyasa, her şey bana ait! Eğer dediklerimi yaparsanız, Kuzey'i hastaneye yetiştirip yaşatırım. Benim tek bir isteğim var: Şimdi benim elimi öpüp, buralardan sktiri olup gideceksiniz!"*
Baran ve Dimitri, hayatlarının en büyük çaresizliğiyle karşı karşıyaydı. Kuzey’in yaşaması, onların bu aşağılanmayı kabul etmesine bağlıydı. Viyana sokakları darmadağın olan bir ekibin küllerine şahit oluyordu.