Kulübün arka kapısından dumanların arasından fırlayan Kuzey ve Dimitri, Londra'nın o meşhur dondurucu ve yağmurlu gecesine kendilerini attılar. Arkalarından gelen siren sesleri tüm şehri inletiyordu.
Baran, eski metro istasyonundaki sığınaktan klavye tuşlarına çılgınlar gibi basarak telsizden bağırır: "Kuzey, Dimitri! Kulübün etrafındaki tüm MOBESE kameralarını siber saldırıyla kör ettim ama özel timler Thames Nehri üzerindeki tüm köprüleri kapatıyor! Sizi köşeye sıkıştıracaklar, hemen kuzeye, eski depo hatlarına doğru koşun!"
Kuzey, görsel 'deki o soğukkanlı, keskin bakışlarıyla etrafı taradı. Yüzündeki yağmur suları yara izinden aşağı süzülüyordu. "Dimitri, peşimizdeler. Ayrılmamız lazım, onları ikiye böleceğiz."
Dimitri, ceketinin altından çıkardığı Rus yapımı silahın sürgüsünü çekti, gözlerinde babasının intikam ateşi parlıyordu: "Depoda buluşuruz Aslan parçası. Kimse bir Rus'u kendi sokağında sıkıştıramaz!"
Dimitri sağdaki dar ara sokağa fırlayarak peşindeki iki polis aracını üzerine çekerken, Kuzey de sol taraftaki devasa demiryolu köprüsüne doğru depar attı.
Kuzey, köprünün paslı demir tırnaklarına tırmanırken tam arkasından bir projektör ışığı yüzüne vurdu. Konsey'in Sir Thomas tarafından görevlendirilen özel helikopteri tam tepesinde belirdi. Helikopterin kapısındaki ağır makineli tüfek, Kuzey’in bastığı demirleri taramaya başladı: TA-TA-TA-TA!
Kuzey, görsel 'deki o tek parlak altın sarısı gözünü helikopterin pilotuna kilitledi. Kaçacak yeri kalmamıştı, altı azgın Thames Nehri'nin suları, yukarısı ise ölüm saçan bir helikopterdi. Babası Eren’in ona öğrettiği son çare taktiğini hatırladı. Silahını çıkardı, nefesini tuttu ve projektörün tam kalbine, helikopterin yakıt hattına doğru nişan aldı.
Köprüde zaman durdu. Kuzey tetiğe bastı!