Londra Limanı’na yanaşan kargo gemisinden sızan Kuzey, Baran ve Dimitri; şehrin gözden uzak, terkedilmiş bir metro istasyonunda kendilerine geçici bir karargah kurmuştu. Konsey’in gözü kulağı her yerdeydi; bu yüzden burada atacakları en ufak yanlış adım, daha Sir Thomas’a ulaşamadan sonları demekti.
Baran, paslı bir masanın üzerine kurduğu siber sistemle Sir Thomas’ın Londra’daki finansal hareketlerini incelemeye başladı. Çok geçmeden ekrana gizli bir harita düştü: "Çocuklar, Sir Thomas sandığımızdan çok daha korunaklı bir hayat yaşıyor. Londra'nın merkezinde, etrafı tamamen İngiliz özel güvenlik timleriyle sarılı devasa bir malikanesi var. Oraya sızmak intihar. Ama her perşembe gecesi, Thames Nehri kıyısındaki eski bir yeraltı kulübüne, Konsey’in diğer üyeleriyle gizli bir toplantı için gidiyor."
Dimitri silahının şarjörünü takarken öfkeyle gülümsedi: "Yani avımız ayağımıza gelecek. O kulüp onun mezarı olur."
Kuzey, görsel 'deki o yara izli yüzü ve intikam ateşiyle parlayan altın sarısı gözünü ekrana dikti. "Acele etmeyeceğiz. Önce o kulübün güvenlik ağını, giriş çıkışlarını öğrenmeliyiz. Sir Thomas’a öyle bir darbe vuracağız ki, babalarımızın acısını iliklerine kadar hissedecek."
Aynı gece, Londra'nın sisli sokaklarında siyah bir araba usulca ilerledi. Kuzey, Baran ve Dimitri kulübün dış cephesini ve korumaların yerleşimini uzaktan izlerken, kulübün kapısına siyah, zırhlı bir limuzin yanaştı. Kapı açıldı ve içeriden yaşlı, bastonlu ama bakışları ölüm saçan bir adam indi: Sir Thomas. Eren, Bilal ve Dimitri'nin babasının ölüm emrini veren o büyük Gölge Baron, tam karşılarındaydı.
Kuzey’in elindeki direksiyonu sıkan parmakları hırstan bembeyaz oldu. Görsel deki o ölümcül bakış Sir Thomas’ın üzerine kilitlendi. Savaş artık Londra sokaklarına taşınmıştı!