Gece saat 03:03’tü.
Kasabanın ortasındaki kurumuş kuyu, aniden nemlenmeye başladı.
Taşları ıslanıyor, içinden buhar çıkıyordu.
O sırada uykusunda inleyen çocuklar aynı kelimeyi sayıkladı:
> “Çıktılar… artık çıktılar…”
Duru, defterde bu gece için özel bir sayfa buldu.
Sayfa boştu.
Ama parmaklarını sayfaya sürdüğünde, kanla yazılmış kelimeler belirdi:
> “Zeynep tek başına gitmedi.
Elif onu tuttu.
Melis onu çağırdı.
Şimdi üçü de burada.
Ama dördüncü olmadan kapı açılmaz.”
Duru, bu satırları okurken boğazına görünmeyen bir el sarıldı.
Aynadaki yansıması konuştu:
> “Ya sen katılırsın…
Ya da hepsi gelir seni almaya…”
---
O sabah, kasabanın göbeğinde kuyunun çevresi tamamen cam kırıklarıyla kaplıydı.
Hiç kimse oraya gitmeye cesaret edemedi.
Ama bir çocuk gitti.
Emir.
Kuyunun başına geldiğinde aşağıdan gelen sesi duydu:
> “İçeri bakma. Ama çok geç artık...”
Ve Emir düştü.
Ama çığlığı duyulmadı.
Çünkü o sırada tüm kuşlar gökyüzünden düştü.
Kasabanın üstü sessizliğe gömüldü.
---
📖 Son Sayfa
Duru, defterdeki son sayfayı buldu.
Orada sadece bir tarih vardı:
“30 Ekim.”
Ve tek bir cümle:
> “Dördüncü tamamlandığında KUYU sonsuza dek açılacak.”
Kasabanın girişindeki tabelaya bir şey yazılmıştı:
“Hoş geldin Duru. Elif, Melis ve Zeynep seni bekliyor.”