İçeriğe geç

Kuva’nın Kızı

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Kuva’nın Kızı

Bölüm 1

1. Bölüm

Ormandaydılar. Hava soğuktu ve kararmak üzereydi, yerlerde azar azar karlar vardı. İlkbahar soğuğuydu bu. Kızın önünden bir adam yürüyordu, yüzü seçilmiyordu bu adamın ama kız ona güveniyordu. Ormanın iyice derinlerine girdiler. Kızın dudaklarına bir rüzgar çarptı, soğuktan burnu kanamıştı, zaten ne zaman hava soğusa burnu kanardı. Adam bunu fark etti ama umursamadı, yürümeye devam ettiler. Hiç bitmeyecek gibiydi yol. Kız sabırsızlandı, adama defalarca kez ne zaman varacaklarını sordu. Adam ise her defasında geçiştirdi. Açık bir alana varmışlardı; ağaçlar burada daha seyrekti. Kız etrafa bakarken bir kere döndü. Adama “Eee?” diyen bir bakış attı. Adam kıza doğru yürüdü. Kız bir şeyler dedi ama kimse anlayamadı, kız birkaç adım geri attı. Adam bir anda kızın üzerine çullanıp kızın boynuna yapıştı ve kızı boğmaya başladı. Kız çırpındı, adamı itmeye çalıştı ama nafile, adam daha güçlüydü. Önce ciğerleri yandı; öksürseydi ciğerlerinden kor gibi bir alev çıkacaktı sanki… Sonra gücü yetmemeye başladı, adamı itemedi. Yüzü soğudu ve morardı, öksürecek gücü bile bulamadı kendinde. Görüşü bulanıklaşmaya başladı ve en sonunda karardı. Öksürerek astım ilacıma doğru uzandım ve ağzıma götürdüm. Bir buçuk haftadır aynı rüyayı görüyordum. Astım ilacımı kullandıktan sonra bir nebze daha iyi hissettim. Tuttuğum nefesi geri bıraktım ve yatağa geri uzandım.Yastığımın altındaki telefona uzandım. Alışkanlık olmuştu artık; ne zaman uyansam telefonuma uzanır bildirimleri kontrol ederdim. Yine öyle yaptım ve bildirimlere göz geçirdim. Birkaç uygulamadan ve üye olduğum sitelerden gelen bildirimler harici hiçbir şey yoktu. Saat 5.17 idi. Zaten uykum kaçtığı için banyoya gidip elimi yüzümü yıkadım. Saat 9.20’de doktor randevum vardı. Mutfakta kendime bir dilim tost hazırlayıp balkona çıktım. Seviyorum balkonda kahvaltı yapmayı. İstanbul’umun güneşi daha yeni doğuyordu. Güvercinlerin uğultusu ve sabahın soğuk havası insana bir huzur veriyordu. Tostumu yerken balkondaki lalelerim ile ilgilenmeye başladım. “İki gündür sulamıyordum sizi, susamışsınızdır siz şimdi.” kendi kendime mırıldanarak çiçekleri suladım. İşim bittikten sonra ellerimdeki tozu üstüme sildim. Balkondan tekir kedim Garfield bana sürtünmek için yaklaştı. “Sende mi uyuyamadın be kuzum?” eğilip başını birkaç kez okşadım. Bir öğrenci evinde kalıyordum. Üç kişi beraber eve çıkmıştık. Ben Ada, Filiz ve Deniz. Marmara üniversitesinde hemşirelik okuyordum. Filiz psikoloji, Deniz ise Fransızca mütercüm tercümanlık okuyordu. Bugün cumartesiydi, doktor randevusundan sonra Üsküdar’a ailemi görmeye gidecektim. Saat 6:30’a gelirken hazırlanmaya başladım. Malum, İstanbul’da bir yere yetişebilmek için 3 saat önceden hazırlanmaya başlamanız gerekiyor. Beyaz bir t-shirt ile mavi bol bir pantolon giydim. Hava hala soğuk olduğu için de siyah deri ceketimi üstüme aldım. Hafta sonu annemlerde kalacağım için çantama birkaç parça kıyafet aldım. Hafif bir makyaj da yaptım ve evden çıkmaya hazırdım. Ayakkabılarımı giyerken Garfield tekrar yaklaştı ve miyavlamaya başladı. Son bir kez başını okşayıp evden ayrıldım. **** Hastane koridorundaki sandalyelerde oturup sıramın gelmesini bekliyordum. Elimde sıra numaramı belirten kâğıt parçasına uzun uzun baktım. Sonunda ismimin söylenmesi ile doktorun odasına girdim. Kır saçları olan yaşlı bir hanımefendiydi bu. E-devletten ismi kulağa cana yakın geliyor diye onu seçmiştim fakat ne yalan söyleyeyim adını unutmuştum. Ancak yanılmamıştım; Güler yüzlü, sevimli bir kadındı bu. “ Şikayetiniz neydi kızım?” diye sordu. “Astımım var, son zamanlarda uyku terörü de yaşıyorum.” Basit bir şekilde rüyalarımdan da bahsettim. Muayene sonrası kafeini azaltmam, düzenli uyku saatleri ve stresten uzak durmam gerektiğinden bahsetti. Devam etmesi durumunda ise tekrar gelmemi söyledi. Kadının dedikleri oldukça mantıklıydı çünkü dediği her şeye sahiptim. Üniversiteye başlayıp ayrı eve çıktığımdan beri kafein tüketiminde ve streste aşırıya kaçmıştım. Haliyle de uyku düzenim altüst olmuştu. *** Marmaray metrosundan indim ve eski evime doğru yürümeye başladım. Çoktan öğlen olmuştu hatta ikindiye geliyordu. Sokakları aşıp ailemin oturduğu apartmana girdim. Merdivenleri aştıktan sonra nihayet kapıya ulaşmıştım. Zili çaldım ve kapının açılması birak saniye buldu. Valide Nermin hanımın kocaman gülümsemesi ile karşılaştım ve ona sarıldım. “ Annem, iyisin inşallah.” dedim. Yanaklarımı ıslak bir şekilde öptükten sonra “ Seni gördüm daha iyi oldum be kuzum.” dedi. “Anne, kadın acıktı.” diye söylendim kıkırdayarak. “ Gel hadi sofrayı kurmuştum bende” dedi. Mutfağa girdiğimde tabiri caizse beni bir saray sofrası bekliyordu. Canım annem yine döktürmüştü. Masada babam Baran bey ve abim Alp çoktan başlamışlardı. Abimin yanına oturdum ve kahvaltıya başladım. Ekmekten bir parça koparıp reçel sürüp ağzıma attım. Babamla abim koyu bir futbol sohbetine daldı. Pek oralı olduğum bir konu değildi açıkçası.

*

Kahvaltı niyeti ile yediğim öğle yemeğinin ardından eski odama gittim. Annem artık burayı misafir odası olarak kullanıyordu fakat eşyaların yerini hiç değiştirmemişti. Yatağıma doğru ilerledim ve uzandım. Hafiften uyku bastırmıştı. Saati son bir kez kontrol ettim. Saat 14:55 idi. Zaten çok erken bir saatte kalktığım için kendimi yavaşça uykuya bıraktım. “Umarım yine kabus görmem.” diye geçirdim içimden. Odanın sıcaklığı ile mayıştım ve çok sürmeden uykuya daldım.

Gözlerimi yavaşça açtığımda önce nerede olduğuma anlam veremeyip afalladım. Etrafta eski fakat süslü mobilyalar vardı. Bulunduğum baza oldukça nostaljik tipi ve gül kurusu renginde perdeleri vardı. Sağıma soluma döndüm ve ardından istemsizce bedenime dokundum. Saten bir gecelik giyiyordum. Ardından gözüm bulunduğum yatağın karşısındaki makyaj aynasına çarptı. Fark ettiğim ilk şey boynumdaki çizgi şeklindeki doğum lekem yoktu. Telaş ile yataktan kalkıp makyaj masasına doğru gittim. Yüz hatlarım daha keskin görünüyordu. Ben hala bendim ama… farklıydım. Gözlerim odaya bir anda giren esmer bir kadına çevrildi. Bozuk bir Türkçe ile “Adem Paşa ve Gönül hanım sizi büyük salonda beklemekte.” dedi. “Adem Paşa mı?” diye döküldü ağzımdan. Ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Kadın bana anlamaz bir bakış attı ardından küçük bir kahkaha attı. “Babanız, küçük hanım. Beklemeyi sevmez bilirsiniz.”

***

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.