2. Bölüm – Kırılma O gece uyumak imkânsızdı. Yatağımda dönüp dururken boğazımda yanan o kuru, acımasız açlık hissi beni delirtmek üzereydi. Sanki midem değil, damarlarım susamıştı. Perdeden dışarı baktığımda sokak bomboştu. Ama içimde… içimde bir yer, yalnız olmadığımı biliyordu.Bir süre sonra dayanamadım. İnce hırkamı giyip sessizce dışarı çıktım. Ay ışığı sokağı solgun bir renkle boyuyordu. Yürüdükçe kalbim hızlanıyor, o tanıdık metal kokusu burnuma doluyordu. Bir köşeyi döndüğümde onu gördüm—yere oturmuş, başını ellerinin arasına almış genç bir adam. Sarhoştu belli ki.O an… düşünmedim. Açlık, düşüncelerimin önüne geçti. Adımlarım kendi iradem dışında hızlandı. Yanına çömeldim, bana bakmaya fırsat bile bulamadan boynuna eğildim. Dişlerim… nasıl olduğunu bilmiyorum ama derisini kolayca deldi. Sıcak, yoğun kan boğazıma aktığında zihnimdeki tüm gürültü sustu. Dünya küçüldü; tek var olan şey o akıştı.Ne kadar sürdü bilmiyorum. Kendime geldiğimde bedenini soğumuş buldum. Geri çekildim. Ellerim titriyordu. “Hayır… hayır…” diye fısıldadım kendi kendime. Görüntü bulanıklaştı, midem kasıldı. Dizlerimin üzerine çöktüm, soğuk asfaltın üzerine. Ellerim kan içindeydi.Tam o anda bir gölge üzerime düştü. Başımı kaldırdım. Ay ışığında silueti belirginleşen uzun boylu, koyu saçlı bir çocuk bana bakıyordu. Gözleri… tarifsiz bir yoğunluktaydı, sanki beni en derinime kadar görüyordu.“Bunu sen yaptın, değil mi?” dedi alçak ama sarsılmaz bir sesle. Yüzümdeki dehşet ifadesine rağmen bir adım yaklaştı. “Korkma… Briella.”İsmimi biliyordu.Şaşkınlıkla bakarken dudaklarının kıvrıldığını gördüm. “Ben Lucien. Ve… yalnız değilsin.” Lucien’in gözleri karanlığın içinden bana bakarken nefesim kesildi. Dizlerim hâlâ yerdeydi, ayaklarım hareket etmiyordu. O ise adım adım yaklaşıyordu.“Beni tanımıyorsun ama ben seni uzun süredir izliyorum,” dedi, sesi hem sakin hem de korkutucu bir şekilde netti. “Ve biliyorum, bu yaptığın seni mahvediyor.”“Ben… birini öldürdüm,” dedim, kelimeler ağzımdan kopan fısıltılar gibiydi. Boğazım düğümlendi, gözlerimden yaşlar boşalmaya başladı.Lucien eğildi, göz hizama indi. Yüzünde ne yargı ne de şaşkınlık vardı. “Onun kanı, seni hayatta tuttu. Korkutucu geliyor, biliyorum. Ama bu senin doğan.”Bir adım geri çekilmek istedim, ama yere çivilenmiş gibiydim.O an Lucien’in parmakları yanağıma hafifçe dokundu. Soğuktu ama… garip bir şekilde huzur veriyordu. “Briella… artık geri dönüş yok. Ama yalnız olmak zorunda değilsin.”Söylediklerini anlamaya çalışırken, ayak sesleri duydum. Lucien başını çevirip karanlığa baktı, sonra tekrar bana döndü. “Buradan gitmemiz lazım. Şimdi.” O, elini uzattığında ellerim kan içindeydi… ama yine de tutmak istedim. Lucien elini uzattığında, bir an tereddüt ettim. Ellerim hâlâ kan içindeydi, tırnaklarımın arasına işlemişti. Ona dokunursam bu kirin, bu günahın ona da bulaşacağını düşündüm. Ama gözlerindeki ifade… öyle sakin ve kararlıydı ki, sanki bana “Artık yalnız değilsin” diyordu.Elini tuttum. Soğuk ve sertti, ama bu soğukluk bana garip bir güven verdi. Beni ayağa kaldırdı, sonra hızla dar bir ara sokağa doğru yönlendirdi. Ayaklarım ağırdı, ama o beni adeta sürükler gibi götürüyordu.Sokak lambalarının altından geçerken yerdeki kan damlalarını fark ettim. Biz uzaklaştıkça, cesedin olduğu köşe görünmez oldu. İçimdeki suçluluk ve korku birbirine karışmıştı, ama aynı zamanda hâlâ o dayanılmaz açlığı hissediyordum. Lucien sessizdi. Sadece adımlarının ritmi ve uzaklardan gelen rüzgârın uğultusu vardı. Birkaç blok ilerledikten sonra konuştu: “Burası artık sana göre bir yer değil. Eğer kalırsan… seni bulurlar. Ve sen, bu geceyi arar hale gelirsin.” dedi, şaşkınlığımı saklayamadım “Beni kim bulur?” dedim, nefes nefese.“Olanları anlayan herkes,” dedi soğuk bir ifadeyle. “Ama en çok da aç olanlar.”Lucien’in peşinden, şehrin karanlık ve unutulmuş sokaklarına girdik. Burası, gündüzleri insanların gözünden uzak duran, geceleri ise tamamen başka bir hayata uyanan yerdi. Duvarlarda eski grafitiler, kırık camlar ve loş ışıklar vardı. Etraf sessizdi ama gözlerin göremediği hareketler vardı, sanki gölgeler bile canlıydı.“Burası bizim dünyamız,” dedi Lucien alçak bir sesle. “Burada kimse bizim ne olduğumuzu sorgulamaz. Ama buraya geldiğinde kurallara uymalısın.”Kurallardan bahsetmesi tüylerimi ürpertti. İçimdeki açlık, susuzluk ve korku bir arada fırtınalar koparıyordu. Dizlerim hala titriyordu, ama yavaş yavaş bir parça güç hissetmeye başlamıştım.Lucien durdu ve arkasına baktı. “Briella, hayatın artık değişti. Bunu kabul etmen gerek. Sana yardım edeceğim, ama önce bu yeni gerçekliği anlaman lazım.” Gözlerimi ona dikerek, “Bana neden yardım ediyorsun?” diye sordum. Lucien hafifçe gülümsedi. “Çünkü seni gördüm. Ve senin gibi biri yalnız kalmamalı.” Bu gece orada, karanlığın içinde, yalnız olmadığımı ilk kez hissettim. Ama aynı zamanda, ne kadar derin bir kuyunun içine düştüğümü de anladım.
.