Gece yarısı sessizliği bozan o tuhaf tıklama sesiyle başladı her şey.
Kusursuz Taklit
Selim, yeni taşındığı eski dairenin sessizliğine alışmaya çalışıyordu. Şehir dışındaki bu ev, iş stresinden kaçmak için ideal görünmüştü. Ancak taşındığı üçüncü gece, koridordan gelen o sesi duydu: "Selim... Buraya gel..."
Ses, eşi Melis’in sesinin birebir aynısıydı. Selim bir an duraksadı. Melis, annesini ziyaret etmek için iki günlüğüne şehre gitmişti.
Evdeki Yabancı
"Melis? Erken mi döndün?" diye seslendi yatak odasından. Cevap gelmedi, sadece mutfaktan gelen hafif bir tabak çatırtısı duyuldu. Selim telefonuna uzandı. Melis’e mesaj atmak üzereyken ekranında bir bildirim gördü.
Gönderen: Melis
Mesaj: "Canım, şimdi annemlere vardım. Telefonum çekmiyordu, kusura bakma. İyi uykular!"
Selim'in kanı dondu. Eğer Melis yüzlerce kilometre uzaktaysa, mutfaktaki kimdi?
Gerçekle Yüzleşme
Tam o sırada koridordan tekrar o yumuşak ses yükseldi:
"Selim, neden cevap vermiyorsun? Yanıma gelmeyecek misin?"
Selim kapıyı yavaşça araladı. Koridorun sonundaki mutfak ışığı kapalıydı ama karanlığın içinde, boyu neredeyse tavana değen, zayıf ve çarpık bir silüet duruyordu. Figür, Melis’in en sevdiği elbiseyi giymişti ama kollarının uzunluğu dizlerine kadar iniyordu.
Figür yavaşça ona doğru dönmeye başladı. Boynu, kemik çatırdayan sesler çıkararak 180 derece büküldü. Yüzü yoktu; sadece Melis'in sesini taklit eden, titreyen devasa bir ağızdan ibaretti.
"Seni duymadığımı mı sandın?" dedi yaratık, bu kez Selim’in kendi sesiyle.
Selim kapıyı kilitlemeye fırsat bulamadan, odanın içindeki gardırobun içinden bir fısıltı daha geldi:
"Şşşt... Sakın kapıyı açma, o ben değilim."
Selim arkasına döndü. Gardırobun aralığından ona bakan, Melis’in korku dolu gözleriydi. Ama Melis yüzlerce kilometre uzakta değil miydi?
O an Selim, hangisinin daha korkunç olduğuna karar veremedi: Dışarıdaki canavar mı, yoksa içeriye çoktan girmiş olan mı?