İçeriğe geç

Kusursuz Cinayet Yoktur Aşkooo!

Bölüm 1 · 9 dk okuma

Kusursuz Cinayet Yoktur Aşkooo!

Bölüm 1

Ucuz Şarap Lekeleri

Eğer mafya bozuntusu bir aileniz varsa ve aniden İsviçre'ye uçmaya karar verirlerse, yapmanız gereken ilk şey, liseden kalma sünepe arkadaşlarınızı çağırıp o şampanyayı patlatmaktır bebeğim!

​Annemin milyon dolarlar döktüğü o zevksiz İtalyan mermerlerinin üzerinde, ayağımdaki özel tasarım Prada topuklularımla yürürken devasa salonun aynasından kendime öpücük attım. Dudaklarımdaki parlatıcı ve sadece iki saatimi alan o yokmuş gibi duran doğal makyajımla kelimenin tam anlamıyla bir şaheserdim aşkoo! Babamların o bitmek bilmeyen kara para aklama... aman yani, çok sıkıcı şirket toplantıları umurumda bile değildi.

Bu gece, bu kırk odalı malikane tamamen benimdi ve tek derdim, birazdan kapıdan girecek olan Gece'nin yine o iğrenç Instagram filtreleriyle yüzümü asimetrik çıkarmasını engellemekti.

Aynadaki kusursuz yansımama son bir bakış atıp, topuklularımı mermere vura vura salonun kapısına yöneldim. "Meral!" diye çığırdım, malikanenin o devasa yüksek tavanlarında sesim yankılanırken.

Baş hizmetçimiz Meral, elinde gümüş bir tepsiyle koşturarak yanıma geldi. Kadıncağız yıllardır bizimleydi ama benim bu muhteşem auram karşısında hep böyle ezik kalıyordu işte.

"Bana bak Meral," dedim, ojeli işaret parmağımı onun yüzüne doğru sallayarak. "Babamların şu an İsviçre'de yeraltı dünyasının yargı ve bürokrasi ayağını yönettikleri o sıkıcı mafya işleri umurumda bile değil. Eğer bu gece buraya liseden kalma o sünepe arkadaşlarımı çağırdığımı anneme ispiyonlarsan... Yemin ederim seni mahvederim!" Gözlerimi kısıp, aklıma gelen en acımasız, en korkunç tehdidi savurdum. "Babamın adamlarına söylerim, senin o çok sevdiğin altın günündeki tüm kısırları toplatır, yerine glutensiz kinoa salatası koydururum! Hatta Gece'nin medya patronu babasını arar, medyadaki tüm gücümüzü kullanır, evindeki televizyonda sadece 7/24 penguen belgeseli yayınlatırım! Müge Anlı'yı bir daha rüyanda bile göremezsin! Anladın mı beni?"

Meral yutkunarak başını salladı. "T-tabii Alya Hanım, nasıl isterseniz. Ağzımı fermuarladım."

"Harika! Şimdi git ve o La Grande Dame şampanyalarını buzluğa koy. Fakir enerjinle auramı emiyorsun, çabuk!"

Tam o sırada malikanenin o devasa, altın varaklı kapısının zili çaldı. Güvenlikten onay alan ekip nihayet gelmişti. Hizmetçilerden biri kapıyı açtığı an, liseden beri kraliçesi olduğum o popüler ve zeka seviyesi ayakkabı numaramdan bile küçük olan arkadaş grubum salona doluştu.

İlk içeri fırlayan Gece'ydi. Elindeki telefonuyla daha kapıdan girer girmez flaşları patlatmaya başlamıştı bile. Medya patronlarının kızı olduğu için Instagram filtreleri olmadan nefes alamadığını falan sanıyordu. "Aşkooo!" diye çığlık attı. "İnanmıyorum Alya, salonun girişindeki o antika avizenin ışığı yüzümde inanılmaz asimetrik bir gölge yaratıyor! Acaba babama söyleyip bu evin mimarını haber bültenlerinde linç mi ettirsek? Hashtag mimarifacia, hashtag nofilter!"

"Bebeğim sakin ol," dedim dudaklarımı büzerek. "O avize İtalya'dan özel jette geldi, senin o uyduruk telefonunun kamerası kalitesini kaldıramamıştır."

Gece'nin hemen arkasından, yasadışı estetik klinikleri zincirinin narsist varisleri, ikizler Kenan ve Aleyna içeri süzüldü. Kenan, üzerinde daracık, siyah bir tişörtle o sahte kaslarını gere gere yürüyor, bir yandan da elindeki altın kaplama protein tozunu çalkalıyordu.

"Bro, bu evin tavanı benim posture'ümü bozuyor," diye söylendi Kenan, boy aynasının karşısına geçip pazu sıkarken. "Geçen gün bizim klinikte yeni nesil karın kası implantı taktırdım ama salonun ışığı kaslarımı yeterince belirginleştirmiyor. Estetik cerrahımı kesin kovduracağım yemin ederim."

Beş kez burun estetiği olduğu için koku alma duyusunu tamamen kaybetmiş olan ikizi Aleyna ise, burnunu kırıştırarak salonu süzdü. "Ay Alya, bu salonun dekorasyonunda inanılmaz bir altın oran eksikliği var," dedi yapmacık bir şekilde. Sonra abisine döndü. "Ayrıca Kenan, senin o implantların tamamen asimetrik duruyor. İğrenç." Aleyna'nın hayattaki tek derdi insanların yüz ve vücut asimetrilerini incelemekti.

"Siz ikiniz inanılmaz toksiksiniz," diyerek gözlerimi devirdim.

Onların hemen peşinden, kendini yatırımgurusu sanan ama babasının parasıyla sürekli batan Bora içeri girdi. Kara para aklama ağının varisi olduğu için, borsa ve kripto terimlerini ulu orta, tamamen alakasız yerlerde kullanmaya bayılırdı. Üzerinde marka olduğu yüz metreden belli olan ama ona hiç yakışmayan bol bir takım elbise vardı.

"Millet, şu an çok yanlış bir yatırım yapıyorsunuz," dedi elindeki tablete bakarak. "Alya, o içeceğin şampanya tam bir ölü yatırım. Şişeyi açtığın an değer kaybedecek. Likidite havuzunu tamamen tüketiyorsun şu an!"

"Bora, kes sesini yoksa o tableti senin likidite havuzuna sokarım." diyerek ona sahte bir gülücük attım. "Biz Karaleke ailesiyiz, paranın değer kaybetmesi gibi fakir sorunlarımız yok."

Ve tabii ki, gecenin bombası, inşaat baronlarının kızı Pelin, topukluları üzerinde sendeleyerek içeri girdi. İki kolunda da dünyaca ünlü markaların devasa alışveriş poşetleri vardı. Dünyadan o kadar bihaberdi ki, babasının "Yeni bir temel attık" lafını bile "Yeni bir AVM inşa ediliyor, hemen alışverişe gitmeliyim!" sanacak kadar aptaldı. Tam bir alışverişkolikti ve üzerinde bu gece için özel dikilmiş o inanılmaz pahalı kırmızı Prada elbisesi vardı.

"Kızlaaaar!" diye bağırdı Pelin, poşetleri mermer zemine fırlatırken. "Alya, yolda gelirken bizimkilerin yaptığı yeni lüks plazanın önünden geçtim, inanabiliyor musunuz, plazanın kolonlarına altın varak yerine gümüş varak yapmışlar! Babama hemen mesaj attım, o kolonların dibine hangi düşmanı gömeceklerse çabuk gömsünler, gümüş çok zevksiz duruyor dedim! Ay şampanya nerede, kan şekerim inanılmaz düştü!"

Meral koşturarak şampanya kadehlerini gümüş bir tepsiyle salona getirdi. Kadehlerimizi aldık. Bu sünepe ama aşırı zengin grubumla malikanemin o devasa salonunda toplanmıştık. Onların bu saçma sapan muhabbetleri aslında inanılmaz vizyonsuzcaydı ama benim kraliçeliğimi tescillemek için onlara ihtiyacım vardı.

Şampanyadan büyük bir yudum aldım ve kadehimi havaya kaldırdım. "Evet sürtükler ve sünepe erkekler," dedim dudaklarımı büzerek. "Karaleke malikanesine, yani benim mutlak krallığıma hoş geldiniz. Bu gece inanılmaz eğleneceğiz ve hiçbir fakir enerjisinin bu aurayı bozmasına izin vermeyeceğim!"

Herkes kadehini kaldırdı. Kafalarımız yavaş yavaş güzelleşmeye, o pahalı şampanyalar su gibi akmaya başlamıştı. ​Tam o sırada Kenan, o daracık siyah tişörtünün altındaki sahte kaslarını gere gere ayaklandı. Gidip masanın ortasındaki şampanya şişelerinden birini aldı ve cebinden çıkardığı altın kaplama protein tozunu doğrudan o binlerce dolarlık şampanyanın içine boca etti.

​"Oğlum, bu şampanya kaslarımı eritecek yemin ederim! Altın tozuyla karıştırayım da bari boşa gitmesin," dedi aynada kendi pazusunu öperek. Gerçekten inanılmaz narsist ve iticiydi.

​Babasının parasıyla sürekli batan o sözde borsa gurusu Bora bunu görünce az kalsın sinir krizi geçiriyordu.

​"Lan ne yapıyorsun? O şişe resmen bir servet! Şampanyayı protein tozuyla çöp ettin oğlum, zaten piyasa kan ağlıyor, senin yüzünden partinin de hissesi çakıldı!" diyerek ulu orta yine o boş borsa laflarını yapmaya başladı.

​Beş kez burun estetiği olan ve herkesin tipini eleştirmeye bayılan Aleyna, şampanyasından bir yudum alıp Bora'ya tiksinerek baktı.

​"Bora sus Allah aşkına, cidden inanılmaz cringe oluyorsun. Konuşurken yüzünün sağ tarafı resmen sarkıyor, acil babamın kliniğinden sana dolgu randevusu almam lazım. İnanılmaz toksik bir görüntü."

​Bu sırada inşaat baronlarının kızı, tam bir alışverişkolik olan dünyadan bihaber Pelin, kolundaki o devasa poşetleri yere fırlatıp kıkırdayarak araya girdi. Bora'nın ne dediğini zerre kadar anlamamıştı.

​"Ay Bora, piyasa falan diyorsun da pazar yeri mi açıyoruz? Babama söyleyeyim de şu yeni lüks plazanın bahçesine bize şöyle elit bir organik pazar kursun! Hem demin hisse falan dedin, o inanılmaz vizyonsuzca bir şey. Ben daha bugün Prada'dan pembe tüylü kartlık aldım, senin o sıkıcı hisse muhabbetinle cidden aynı masada oturamam!"

Bense onların bu inanılmaz varoş muhabbetini gözlerimi devirerek izliyordum. İki saatimi alan o hiç makyaj yapmamışım gibi duran doğal makyajımın bozulmaması için mimiklerimi kasıyordum.

​Gece ise elindeki telefonuyla resmen ölüm kalım savaşı veriyordu. Zerre kadar kriz yönetimi olmayan bu kız, Instagram filtreleri olmadan nefes alamıyordu resmen.

​"Kızlaaar susun lütfen! Pelin'in vizyonsuzluğu yüzünden auram düştü, kameramın netliği bozuldu. Her durumu hashtag yapmam lazım ama ortamın ışığı cidden çöp!" diyerek çığırındı. Sonra hızla bana döndü. "Alya, şu devasa avize cildimi sapsarı gösteriyor! Lütfen ışığı kısın! Hashtag zenginderdi!"

​"Aşkoo," dedim dudaklarımı büzerek. "O avize sana inat parlıyor çünkü benim o doğal güzelliğimi aydınlatmak için özel jetle geldi. Sizin o asimetrik suratlarınız ve şu an yaptığınız inanılmaz boş muhabbetler yüzünden benim bile enerjim emiliyor. Cidden inanılmaz red flagsiniz ya!"

​Herkes kendi derdinde debelenip kadehleri arka arkaya dikerken, Pelin aniden sendeledi. Kafası o kadar güzeldi ki kırmızı elbisesiyle ayakta duramıyordu.

​Elini alnına götürüp o aptal sarışın tavrıyla mırıldandı: "Off! Vallahi bu muhabbetiniz beni inanılmaz baydı, midemi bulandırdı. Gidip acilen makyajımı tazelemem lazım." ve lavaboya doğru yalpalamaya başladı.

Pelin o meşhur kırmızı elbisesiyle sendelediğinde, babasının parasıyla sürekli batan o sözde borsa gurusu Bora arkasından bağırmadan duramadı. ​"Git tabii ya! Senin o vizyonsuz zekanla bu masadaki entelektüel sermaye zaten dibi gördü! Git de Prada cüzdanınla ayı piyasasında don! Senin yüzünden partinin piyasa değeri çakıldı!"

​Pelin ona dönüp bakmadı bile. Sadece elini "kes sesini fakir" dercesine sallayıp salonun o devasa kapısından dışarı süzüldü.

...

​PELİN ZAMBAK'IN GÖZÜNDEN

​Bu Bora gerçekten inanılmaz cringe bir tipti resmen. Babamın yeni temellerini attığı o lüks AVM'lerin kapısından bile içeri almazdım ben bunu. Ne ayısı be? Hayvanat bahçesi mi açıyoruz, inanılmaz varoş bir muhabbet!

​Koridorda, benim için özel dikilen o inanılmaz pahalı kırmızı Prada elbisemin içinde yürümeye çalışıyordum. Ama Alya'nın annesinin milyon dolarlar döktüğü şu zevksiz İtalyan mermerleri topuklularım için inanılmaz kaygandı. Zaten bu kırk odalı devasa malikane kelimenin tam anlamıyla bir labirentti. Tuvaletin nerede olduğu hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu ve içtiğim o şampanyalar yüzünden etraf fırıldak gibi dönüyordu.

​"Öf, kan şekerim inanılmaz düştü, auram resmen yerle bir oldu," diye söylendim kendi kendime.

​Koridorun sonuna doğru yalpalarken, köşede dikilen o ezik hizmetçilerden biriyle çarpıştım.

​"Yavaş be!" diye cırladım. "Senin yüzünden kırmızı Prada elbisem kırışacaktı az kalsın! Hem bana bak, bu devasa evde tuvalete gitmek için navigasyon falan mı açmamız gerekiyor? Acil bana lavabonun yolunu göster, midem inanılmaz bulandı."

​Meral yutkunarak geriye doğru bir adım attı. "A-aşağıda, koridorun sağındaki altın varaklı kapı Pelin Hanım."

​Gözlerimi devirdim. "Altın varak mı? İnanmıyorum! Ben yolda gelirken bizimkilerin yaptığı yeni lüks plazanın önünden geçtim, oranın kolonlarına gümüş varak yapmışlar diye babama o kadar söylendim! Gümüş çok zevksiz duruyor dedim, bunlar gitmiş lavaboya altın varak yapmışlar. Gerçekten inanılmaz toksik bir tasarım! Ayrıca senin o önlüğünün asimetrik kesimi cidden gözlerimi kanatıyor, inanılmaz demodesin aşkoo. Çekil şuradan!"

​Meral'i o ezikliğiyle baş başa bırakıp gösterdiği yere doğru topuklularımı vura vura ilerledim. Altın varaklı kapıyı itip içeri girdiğimde lavabonun ışığı yüzüme vurdu. Gidip o devasa aynanın karşısına geçtim. Kafam o kadar güzeldi ki, aynadaki yansımam bile çift görünüyordu ama yine de bir şaheserdim.

​Çantamı o zevksiz mermer tezgahın üzerine fırlattım. "Bora'nın o fakir edebiyatı ve kutup ayısı muhabbetleri beni inanılmaz daralttı," diye kendi kendime mırıldanırken çantamın içinde pudramı arıyordum. "Organik pazar varken hisse senedi falan diyor, gerçekten şaka gibi ya..."

​Pudramı bulup tam yüzüme sürecektim ki, aynadan arkamdaki duvara vuran o karanlık gölgeyi fark ettim. Lavabonun kapısı sessizce kilitlenmişti.

​Biri arkamda duruyordu.

​"Ay inanamıyorum, burası dolu mu?" diye söylendim, olayların ciddiyetini asla kavramayan o aptal sarışın tavrımla. "Eğer makyajımı tazelerken o iğrenç flaşlarınla fotoğrafımı çekeceksen defol git Gece, inanılmaz red flagsin şu an..."

​Dönüp arkama bakmama kalmadan, kafamın arkasında inanılmaz sert bir acı hissettim ve o kırmızı Prada elbisemle, o zevksiz İtalyan mermerlerinin üzerine yığılıp kaldım...

DEVAM EDECEK...

Sorular 💭❓

- Sizce Pelin'in arkasındaki kişi kim ve Pelin'e noldu? 👀

Bölüm sonu

1 yorum