İçeriğe geç

Kusursuz Bir Enkaz

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Kusursuz Bir Enkaz

Bölüm 1

İlk Çatlak

Yağmur, şehrin bu kısmında daha kirliydi. Demir, başkomiserlik rozetini cüzdanından çıkardı ama içeri girmedi. Dükkanın loş ışığında, dikiş makinesinin ritmik sesini duyabiliyordu. Kapıyı açtığında, çan sesiyle birlikte Pars başını kaldırdı. Yüzünde o bilindik, zehirli gülümseme vardı.

"Başkomiserim," dedi Pars, sesinde alaycı bir nezaketle. "Kravatınızın dikişi sökülmüş, yardım edebilirim. Ama biliyorsunuz, benim ipliğim pahalıdır."

Demir, içeri girip kapıyı arkasından kapattı. Dükkan, kumaş ve makine yağı kokuyordu.

"Kravat değil, Pars," dedi Demir ciddiyetle. "Bir adam öldü ve bu vasiyeti senin incelemen gerekiyor."

Pars, elindeki gümüş saplı büyüteci masanın kenarına bıraktı ve tezgahın arkasından yavaşça çıktı. Üzerindeki keten gömleğin kolları sıvalıydı. Kollarındaki ince dövmeler, dikiş iğneleriyle haşır neşir olmaktan nasır tutmuş parmaklarıyla birleşince ortaya ürkütücü derecede yetenekli bir adam profili çıkarıyordu.

Demir’e doğru bir adım attı. Aralarındaki mesafe, yıllar öncesinden kalan o tanıdık gerilimi tetikleyecek kadar kısaydı. Pars, Demir’in ceketindeki yağmur damlalarına baktı, sonra gözlerini onun yorgun, kanlanmış gözlerine dikti.

"Sana 'hayır' desem, o rozeti cebine sokup bir 'hukukçu' gibi beni dükkandan atmaya mı çalışacaksın, yoksa eski günlerdeki gibi pazarlık mı yapacağız Demir?"

Demir dişlerini sıktı. "Sana ihtiyacım var, Pars. Tek seçenek bu."

Pars dudaklarında çarpık bir gülümsemeyle arkasını döndü ve tezgahın üzerine bırakılan siyah zarfı aldı. Eldivenlerini takarken, "Pazarlık benim için ipekli kumaş gibidir, pürüzsüz olmalı," dedi. Zarfı ustalıkla, tek bir lifini bile zedelemeden açtı. İçindeki vasiyetnameyi ışığa tuttu, kağıdın dokusunu parmak uçlarıyla hissetti.

"Kağıt, 90'ların başından kalma kaliteli bir doku. Mürekkep... Mürekkep ise daha dün, belki de bugün kurumuş." Pars, kağıdı Demir'e doğru çevirdi. "Bak, buraya. İmzanın atıldığı yerdeki lifler mikroskobik düzeyde ezilmiş. Bu, titreyen, acemi bir elin değil, tam tersine, duraksamadan, tek seferde atılmış sahte bir imzanın baskısı. İmza sahibi, aslında bu kağıdı hiç görmemiş."

Demir, Pars’ın gösterdiği yere baktı. "Bunu kanıtlayabilir misin? Mahkemede veya dosyada..."

"Mahkemede mi?" Pars güldü, sesi dükkandaki iplik makaralarının arasında yankılandı. "Demir, sen bir polissin. Adalet arıyorsun. Ben ise sadece gerçeği arıyorum. Bu kağıt, 'noter tasdikli' görünüyor, değil mi? Ama bu mürekkebin içindeki kimyasal karışım, sadece devlet dairelerinde değil, aynı zamanda şehrin yeraltı matbaalarında kullanılan 'özel bir solüsyon'. Biri, noterin mühürlerini çalmış ve kendi vasiyetini yazmış."

Pars, masanın altından bir defter çıkardı ve sayfaları hızla çevirdi.

"Bak, bu noterde çalışan kişiyle ilgili bir dosya tutuyordum. Geçen yıl, bir miras davasında bana sahte evrak düzenlemem için rüşvet teklif etmişti. Reddetmiştim. Eğer o noterin mühürlerini bu kadar kolay ele geçirebiliyorsa, bu cinayeti işleyen kişi sadece bir katil değil, aynı zamanda sistemin anahtarlarını elinde tutan biri."

Demir’in yüzü ciddileşti. "İsim ver."

Pars, tezgahın üzerindeki kağıdı yavaşça katlayıp Demir'in göğüs cebine yerleştirdi. Eli, Demir’in göğsünde bir an fazladan kaldı. Aralarındaki gerilim, dışarıdaki yağmurdan daha yoğun hale gelmişti.

"İsim bir tane değil, Başkomiserim," dedi Pars alçak sesle. "Bir şebeke ve ben sana bu şebekenin nereye uzandığını söyleyeceğim ama şartım var."

"Şartın ne?"

Pars, tezgahın arkasındaki ağır metal kapıyı işaret etti. "Bu gece benimle geliyorsun. İpuçları sadece kağıtta değil, o noterin evinde değil... Şehrin en karanlık yerinde, bir kumaş fabrikasında. Orada, gerçek vasiyetnamenin orijinali ve belki de kurbanın neden öldürüldüğüne dair asıl belge var. Ama eğer gelirsen, polisin o 'kurallı' dünyasını dışarıda bırakmak zorundasın. Bu gece, sadece sen ve ben varız."

Demir, silahının olduğu bölgeye elini attı ve derin bir nefes aldı. "Beni nereye sürüklüyorsun?"

"Seni, adaletin bittiği ve dikişlerin sökülmeye başladığı yere götürüyorum," dedi Pars, dükkanın ışıklarını kapatırken.

Demir, Pars'ın peşinden çıkarken, dışarıdaki karanlığın içinde sadece bir cinayet dosyasını değil, yıllardır bastırdığı bir geçmişi de beraberinde götürdüğünü biliyordu. Şimdi, hem bir katili bulmak zorundaydı hem de Pars’ın bu oyununda piyon olmamak için kendi kurallarını baştan yazması gerekiyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.