İçeriğe geç

Kusursuz Aşk

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Kusursuz Aşk

Bölüm 2

2.

Karşımdaki perdeleri kapalı olan pencereme doğru dalgın bir şekilde bakarken, dizlerimi kendime doğru çekmiş bir şekilde yatağımda oturuyordum.

Dolu olan gözlerin daha fazla kendini tutamamış ve usulca akmıştı yanaklarımdan boynuma doğru. İnsan büyüdükçe sessiz ağlamayı öğreniyordu. Hayat öğretiyordu. Sevmek nasıl bu kadar hem güzel hem yakıcı oluyordu? Keşke dedim. Keşke bir mucize olsa.

Odamın kapısının tıklanmasını duyuyordum. Gel diyecek kadar bile halim yoktu. Abimden başkası olmazdı Zaten. Benim ondan başka kimim vardı ki?

"Lidya?..."

Bacaklarımı yatak örtüsünün altında geçirerek, yatış pozisyonuna geçtim. Ağladığımı görmesini istemiyordum.

Ses vermeyince kapının kolunu indirmiş ve içeriye girmişti. Kaşlarını çatıp göz ucuyla bana bakıyordu.

"Güzelim? İyi misin? Yemek de yemedin." endişelendiğini anlayabiliyordum.

"aç değilim abi." dedim üstümdeki örtüyü daha da üstüme çekerek.

Abim yanıma doğru yaklaşmış ve yatağımın kenarına oturmuştu. Sorgulayıcı gözlerini gözlerime sabitlemişdi.

"neyin var lidya? Benden saklama lütfen." abimin şefkat dolu sesi ile daha da ağlama isteği geliyordu.

"Birşeyim yok abi. Sadece iyi hissetmiyorum." dedim onu inandırmak istercesine.

" Buna inanacağımı mı sanıyorsun lidya?" dudaklarını yalayıp konuşmaya devam etti.

" Benden birşey saklamanı sevmiyorum Lidya. Ben senin abinim. Her konuda sana ne olursa olsun destek olacağımı biliyorsun. " ellerimi avuç içine alarak şefkatle baktı gözlerime.

Artık kendimi tutamamış, gözyaşlarımın akmasına izin vermiştim.

"Ben güzel değil miyim abi?" dedim başım eğik bir şekilde. Ağlayışım ufak tefek hıçkırıklara neden oluyordu.

Abim ise şaşkınlıkla avuçları ile yanaklarımı tutmuş, baş parmağı ile gözyaşlarımı silmişti.

"Sen kimsenin farkedemeyeceği kadar güzelsin Lidyam." dedi gözlerime buse kondurarak.

"Seni güzel bulmayan ya kördür, ya da güzellik kavramının ne demek olduğunu bilmiyordur." dedi ve kaşları çatık bir şekilde yüzüme baktı.

"hem sen neden böyle düşüncelere daldın? Ne seni bu kadar üzdü güzelim."

" Sadece..."

"sadece ne?" soru sorar gözlerini gözlerime dikti.

" Bu hoş durmayan cilt lekelerimi sevmiyorum. İnsanlar bana iğrenir gözlerle baktığını hissediyorum abi." düşünürken bile ağlama isteği geliyordu. Kendimi tutamıyordum. Kollarımı abimin beline sarıp, göğsüne yasladım kafamı.

"Evden çıkmak istemiyorum. kimse ile arkadaş olamıyorum. Kimsenin yüzüne bakamıyorum. Bazen yok olmak istiyorum abi." hıçkırıklarımı tutamamıştım.

"Ne demek yok olmak! Lidyam sen ne kadar güzel olduğunun farkında mısın? Kusurların sandığın bu lekeler bile güzelline güzellik katıyor. Abin olarak. sırf güzel olduğun için, seni kimsenin görmesini dahi istemiyorum bazen." ve konuşmaya devam etti.

" Seni bu düşünceleri kim sürüklüyor bilmiyorum ama! Saçma sapan düşünceleri at aklından. İnsanların bakışlarını değiştiremezsin. Yüzünde en ufak sivilce olsa bile yargılarlar. İnsanlar ne yazık ki taş kalpli, kalpleri zihinleri kirli. " abim kollarını bana sıkıca sararak. Ve başımın üstüne sıcak bir öpücük bıraktı abim. O iyiki vardı. Sırtımı yaslandığım tek dayanağımdı.

" abi, bu gece benimle yatar mısın? "diye sordum sulu gözlerimi elimin tersi ile silerek.

" kay bakalım kenara " kıkırdarcasına gülmüştü. ve kenara kayıp abime yer açtım.

Başımı göğsüne yaslayıp sıkıca sarıldım. Abim bir sığınak yuva gibi hissettiriyordu bana. Onun yanında hiç birşey den korkmuyordum. Abim kollarını bana sarıp alnıma bir öpücük kondurmuştu.

" abi? Annemi yine anlatsana. Yine dinlemek istiyorum. Onu hayal etmek istiyorum" hevesli bakışlarımı abime yollayarak.

" Annemiz çok güzel bir kadındı Lidya. Uzun sarı saçları vardı. Yumuşacık saçları vardı. Tıpkı senin gibi. Sana baktığımda annemi görüyorum Lidya. Gözlerin, dudakların tıpkı annem gibi. Senin gibi karpuzu çok severdi. Hatta sana hamileyken kış ayında karpuz diye tutturmuştu. Babamız da bir kahraman gibi karpuz almıştı. Belli ki karpuz canavarı asıl senmişsin. " abimin anlattıklarını zihnimde hayal etmeye çalışıyordum.

" Annem ve babam seni eve getirdiği gün heycanla seni bekledim. Kucağıma verdikleri an şaşkınca bakıyordum sana. Miniciktin. minicik ellerin, ayakların, burnun. Herşeyin minicikti. Ufak tefek sarı saçların vardı. Tıpkı anneme benziyordun lidya. Hep annemi anlat bana diyorsun ya? " derin nefes almış burnunu saçlarıma sürtmüş ve saçlarımın kokusunu içine çekmişti.

" Sen aynaya baksan yeterdi. Sen bana annemin bıraktığı kıymetli bir hazinesin güzelim. Sen benim yuvamsın. Anne babamız yok, eksikliğini hissettiğinin farkındayım. Ama seni mutlu edememek canımı yakıyor lidyam. İçindekileri benimle paylaşmaman canımı yakıyor. " abimin anlattıklarını daha fazla dinlemeye gücüm yoktu. Huzur veren kokusu ile kendimi uykuya teslim etmiştim.

'Ben kendime dahi anlatamıyorum ki abi'

🗞️

" Bakıyorum da, hala nasıl bu ucube ile takılabiliyorsun Hazan? " duyduğum sözlerle adeta yerimde donup kalmıştım.

"Ne diyorsun sen be! Saçma sapan konuşma, almayayım saçlarını elime." diye bağırdı hazan.

"Hazan boşver hadi gel" benim yüzümden başının belaya girmesini ve o aptal insanlarla muhatap olmasını istemiyordum.

" Ne demek boşver lidya. Bırak saçını başını yolayım şunların." ben tutmasaydım kızların üstüne atlayacaktı.

"Hadi hazan, bak bize bakıyorlar. Eve gitmek istiyorum." dedim dolu gözlerimle. Hazan kollarını bana sarmıştı.

"Ne o? Korktu mu o ucube?" ucube değildim. Ben ucube değildim. Ağlayamazdım. Ağlamayacaktım artık.

"Eğer! Sesini kesmezsen! Bu ucubeyi kimse tutamayacak!" diye tıslarcasına konuşmuştum.

" Ve eğer Lidya'dan özür dileyip burdan kaybolmazsanız, akşam aileleriniz ile konuşur durumu a'dan z'ye anlatırım. Gerisini siz düşünün." arkamdan gelen sesi algılayamamıştım.

O Uraz olamazdı değil mi? Uraz beni savunamazdı? Uraz sevmediği, hatta tiksindiği kızı savunamazdı. Dolu gözlerimi Uraz'a çevirmiş, bitkince öfkeli gözlerine bakıyordum.

Gerçekten burdaydı. Beni savunmuştu.

" HEMEN! ŞİMDİ LİDYA'DAN ÖZÜR DİLEYECEKSİNİZ" kükrercesine bağırmış ve korkmama sebep olmuştu. Bir anda kendimden özür dinleyesim bile gelmişti.

"Özür dilerim lidya" Kızlar yanıma gelmiş çatık kaşları ile özür dilemiş ve koşarak gitmişlerdi.

Uraz ise hala kaşları çatık biçimde bana bakıyordu. Hadi ama? Birazcık o güzel gözlerinde bana da yer veremezmiydi.

"Uraz abi.." diyerek söze girmiştim. Ona bir teşekkür borçluydum. Uraz abi hala o sert olan bakışı ile ne diyeceğimi bekliyordu.

" Teşekkür ederim.. Yani, az önce olanlar için." yüzüne dahi bakamıyordum. Gözlerimi parmaklarıma çevirmiş, parmaklarımla oynuyordum. Verecek cevabını bekliyordum. Ve bir yandan hızlı atan kalbimi sakinleştirmeye çalışıyordum.

"Önemi yok. Kendine özel birşey sanma. " kalbimi söküp parçalayarak çekip gitmişti.

"Oysa senin her kelimen benim için çok özelken, nasıl yıkıp geçiyorsun kelimelerinle Uraz..."

Gözyaşların yine kendinden bir haber akıyordu. Canımı yakıyordu, nefes alamıyordum adeta. Uraz beni yavaş yavaş yok ediyordu. Elimin tersiyle gözlerimi silmiştım. Ağlamayacaktım. Ben artık onun için ağlamayacaktım. Uraz beni kendi elleri ile itiyordu. Öyle olsundu. O öyle istiyordu...

"Lidya... Canım arkadaşım. Ama bende ağlarım" Bana sarılmış cidden ağlıyordu bu deli kız. Ama ben nasıl ağlamayayım ki şimdi..

"Hayır bak ağlamıyorum hazan. Artık ağlamayacağım." hazan gözlerime hüzünle bakmış ve yanaklarıma öpücük kondurmuştu.

"O kendini beğenmiş götlek abime bakma sen. Ben sana daha iyi nuriler bulacağım. O zaman ne kaybettiğini görecek" dedi ciddi olduğunu düşündüğü bir duruşu ile.

"Ya hazan ne nurisi? Sen kendine bul o nurileri." diyerek kıkırdamıştım.

"Ha şöyle ya. Sana gülmek yakışıyor prensesim. Hem nuri istemiyorsan, Ben alırım seni." hazan cidden deli bir kızdı.

" olmaz canım. Ben erkeklerden hoşlanıyorum" dedim dudaklarımı kıvırarak.

"Ben daha önce kimseyi görmedim ki abinden başka hazan.."

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

3. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.