El fenerine bakarken işte o silüeti gördü. Gözlerini sımsıkı kapatmıştı. Kaderini bekliyordu... Ve işte yine bir kulak çınlaması. Bir yandan gözlerini açmamakta ısrar ediyor bi yandan da elleriyle kulaklarına baskı yapıyordu. Bir süre sonra bunun faydası olmadığını görünce korkusuyla yüzleşme kararı aldı. Ellerini bir anda kulağından çekti. Gözlerini de açmıştı. Ayağa kalktı ve yerde duran el fenerini aldı. Kulak çınlaması daha da artmıştı ama direniyordu. El fenerini açıp silüte doğru tuttu. Karartı yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı sanki kaçıyor gibiydi. Onu takip etme kararı almıştı artık her ne olacaksa olmalıydı.
-HEY! Dur! Sana diyorum dursana nesin sen? Gel buraya.
Gölge, genç kızın bunca saat gittiği yolun tam tersine gidiyordu ve her geçen dakika daha da hızlı gidiyordu. Genç kız önce hızlı adımlar atıyordu ama şuan o silüete yetişmek için koşuyordu. Seslenmeleri yanıtsız kalıyordu. Nereye gidiyordu bu? Genç kız, birkaç saat boyunca yürüdüğü bu yolu bir silüet için koşarak geri dönüyordu. Gölge karanlık ve uzun koridordan sola dönmüştü. Genç kız ise sorgulamadan takip ediyordu. Ve gölge son kez sola dönüp yok oldu. O esnada el fenerinin de pili bitmişti.
-Kahretsin şuan bunu yapamazsın çalış lütfen.
El fenerine vuruyordu. Koca karanlığın içinde yapayalnızdı ve artık ışıksız. Korkuyordu. Omzuna bir el dokundu. Nefesinin kesildiğini hissetti ve yutkundu.
- Clark...