İçeriğe geç

Kurtuluş

Bölüm 3 · 2 dk okuma

Kurtuluş

Bölüm 3

Birinci Gün

Ege belki de bizim sayemizde ölmüş deseydi daha doğru olabilirdi. Sonuçta oduncunun yazdığına göre bu laboratuvarlardan her ülkede vardı ve o kadar direk arasında hayatta kalmak gerçekten bir mucize olacaktı ayrıca aklı başında hiçbir insanın hayatına zombi benzeri pislik bir yaratık olarak devam etmek istemeyeceğini düşünüyordum. Mucize... doğru ya biz de bu denekler arasında hayatta kalmaya çalışıyorduk yani hayatta kalmakla ilgili hiçbir ümidim yoktu. "Demek tüm ülkelerde ha? O zaman bu demek oluyor ki... "Bu yaratıklardan milyonlarcası var ve gitgide artıyorlar. Duru'nun sözünü ben tamamladım yine moral bozan konuşmam sayesinde arkadaşlarımın içinde de en ufak bir ümit kırıntısı bırakmamıştı. Atakan sanki kafamızı dağıtmak ister gibi defteri sertçe kapadı ve bulduğu bir çekmecenin içine koyup "Bunu bir daha kimse eline almayacak!" dedi. O ayaklarını çarpa çarpa yukarı kata çıkarken biz bir süre daha birbirimizle bakıştık sonunda İnan ve Ege'nin ardından ben ve Duru Atakan'ın yanına çıktık. Üst kat alçaktı. Tam yatılabilecek bir alandı ama en fazla 3 kişi sığabilirdi. "Bence iki kişi nöbet tutsun böylece korunmuş oluruz." bu kadar mantıklı bir fikrin inandan değil de Ege'den veya Duru'dan çıkmasını beklerdim ama İnan da Zeki biriydi zaten Bu fikir hepimize uydu. "Peki o zaman ilk Ben nöbet tutarım" "Ben de Atakan'la tutabilirim." Dedi Ege. Ben zaten mecbur kabul etmeliydim. Akşama kadar ayağıma hareket ettirmek ile ilgili denemeler yaptım. Hâlâ çok acıyordu ama beyaz zombiler benim sakat olup olmama takmayacaktı.

Yine aklıma Eymen ve Ahmet abi geldi. Acaba şu anda ne yapıyorlardı? Ya da her şeyden önce yaşıyorlar mıydı? Yaşasalar çok iyi olurdu çünkü daha Eymen'in yazdığı kitabını okumaya devam edip Ahmet abi ile kart oynayacaktım.

Akşama doğru ağır bir uyku bastırdı herkesi ben hariç. Ege ve Atakan dışında herkes uyurken benim gözüme bir damla bile uyku girmemişti. Aslında ilaçların etkisi ne olsa gerek uykum vardı ve yorgundum ama korku benim uyumamı engelliyordu. Duru'yu uyandırmadan ayağa kalkmayı başardım Ege ve Atakan'ın yanına gittim. Normalde de onlarla konuşuyordum ben genelde erkeklerle takîlmayı seviyordum. Her gördüğüm yere tutunduğumdan beni duymamaları imkansız. "Uyuyup görevden kaytarıyor musunuz diye bakmaya geldim" dedim. Arkaya geçtim. Orada oturmuyordum çünkü kendimi savunmasız biri gibi hissediyordum. Oturmayı severim ama bu kıyamet ortamında olmazdı. Konu açmam gerekiyordu ama daha önceki deneyimim daha sonra açmasam mı diye düşündüm. "Rümeysa hoca'nın bize sorduğu matematik sorusunu hatırlıyor musunuz?" En azından diğeri kadar iç karartıcı bir soru seçmemiştim. "Ne alaka şimdi?" Evet Atakan'ı çok sevmiyorum demiştim ama bu sefer cidden haklıydı. "Konu açmaya çalışıyorum." dedim "Benim aklımda o değil de üçümüzün de telefondan bağlanıp şifreleme yarışmasına girdiğimiz geliyor." İçimden Ege'ye teşekkürlerimi sundum. "Evet hem de konsepti Sherlock holmestu. Ben o cinayet olayını yani Gümüş şimşek vakasını o yarışmadan sonra buldum ama zaten pek işimize yarayacak bir şey değildi."dedim.

Kafamızı ancak bu kadar dağıtabildik. Yine uzun bir sessizlik oldu. O uzun sessizliği Atakan'ın durumun ne kadar kötü olduğunu belli eden sesi bozdu. "Siz de ailenizi özlediniz mi?" Bu soruya hazırlıksız bir şekilde yakalandığımızı kabel ediyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.