üKurtuluş
Bölüm 2: "Komşu"
Gece kendimi zorlayarak odaya gitmiştim. Huzursuz bir uykunun ardından gün daha yeni doğarken uyanmıştım. Kahvaltı için sadece bir sandviç ve bir bardak su benim için yeterliydi. Daha önce çıkmadığım terasa kapıyı açarak çıktım. Bomboş olan terasta sadece duvar dibinde bir sandalye vardı. Demirliklere yaklaşarak etrafı incelemeye başladım. Sağ tarafımda askeriye varken sol tarafımda Ankara ayaklarımın altındaydı.
Şehir yeni yeni uyanırken soğuk hava yüzüme çarparak beni de uyandırıyordu. Sıkılarak terasın içinde ne gibi düzenlemeler yapabilirim diye baktığımda aklıma harika bir fikir geldi. Bu terası tamamen cam tavanla kapattırabilirim. Bu şekilde kar da yağsa yağmur da yağsa sorun olmazdı. İyi ki kiracı değildim. Tüm ev işlemlerini Mine'ye yaptırmış ve evi Mine üzerine almıştık. Bir iki ay sonra olay unutulunca evi kendi üzerime alacaktım. Cam tavanları aklıma yazarak eksik malzemeleri ve eşyaları belirledim. Mine'nin dediğine göre buralarda bir alışveriş merkezi vardı ve ben buradan alışveriş yapabilirdim.
Üstümü değiştirerek Mine'nin buraya bıraktığı küçük sırt çantasına tüm eşyalarımı doldurdum. İçine ne olur ne olmaz diye kalem ve defter de attım. Son olarak terasın resimlerini çekerek evden çıktım. Kapıyı kapatıp asansöre bindiğimde bir alt katta durdu. O ara telefonumla ilgilendiğim için kafamı kaldırmamıştım.
Kafamı kaldırdığımda büyük bir şok dalgası beni benden aldı. Dün geceki dört adam asansöre binmişlerdi. Onlar da bana şaşkınlıkla bakıyorlardı. Biri hariç. Sarışın olan yine konuşmaya başladı.
"Hadi be. Yeni komşu sen misin? Terasa taşınan."
"E-evet."
"Memnun oldum. Ben Sefa. Alt kat komşunum. Komşunuz yani bu arkadaşlar da benim ev arkadaşlarım."
"Bende sevindim. Iıı bende Asel. Yeni komşunuzum."
Offf bu nasıl bir şeydi ya. Ben ne kadar salaktım. Utançtan yanaklarım daha fazla kızardı. Sefa bir anda karşımda ciddileşti.
"Dünden sonra iyisin dimi?"
"İyiyim. Ufak bir talihsizlik işte."
Kesinlikle talihsizlikti. Offff.
"Öyle diyelim öyle olsun."
Sefa o ara yanındaki 180 civarı, kumral ve beyaz tenli, yeşil gözlü olan adama elinin tersiyle vurdu. Adam boğazını temizleyerek önce Sefa'ya sonra bana baktı.
"Ben Deniz."
Kafamı sallayarak onu onayladım. O ara yanındaki kahverengi saçlı ve esmer tenli, kahverengi gözlü adam konuştu. Boyu çok uzundu.
"Ben Bora."
Gülümseyerek ona da başımı salladım.
En sona kalan siyah saçlı, siyah gözlü, beyaz tenli olmasa da esmer olmayan adama baktık. Hep birlikte. Üç adam da bende ona odaklanmıştık. O ara asansörün kapıları açıldı. Sahi niye bu kadar uzun sürmüştü bu asansör yolculuğu. Siyah saçlı adam hiç umursamadan asansörden çıktı. Sefa o ara en son benimle indi.
"Sen ona bakma o soğuk nevalenin tekidir. Adı Yağız."
"Sorun değil bende bazen öyle olabiliyorum."
"Bu arada nereye gidiyorsun?"
"Evin yapı eksikleri var. Buralarda bir yerde yapı market ve alışveriş merkezi varmış. Eksiklerimi tamamlayacağım. Oraya gidiyorum."
"Güzelmiş. Allah kolaylık versin. İşin zor. Bir şeye ihtiyacın olursa bir alt kata in 7 numaraya bas. Bizimkilerden biri mutlaka evdedir."
"Teşekkür ederim."
"Şimdi gidiyorum. Görüşürüz."
Sefa'nın arkasından el salladım. Kendimi çok yakın biriyle konuşuyormuş gibi hissetmiştim. Sanki kırk yıllık tanıdığım birisiydi Sefa. Binadan bende çıktım. O ara otoparktan çıkan siyah bir mercedesle ve arka koltuktan bana el sallayan Sefa'yı gördüm. Deniz onu içeri çekmeye çalışıyordu. Kısık bir kahkaha dudaklarımdan firar etti. O kadar komik görünüyordu ki. Elektrik direğine yaklaşarak taksi butonuna bastım. 5 dakikanın ardından gelen taksiye en yakın avm'ye gitmesini istedim. Avm'nin önünde durunca taksiden indim.
5 katlı büyük bir avm'ydi. İçeri girdiğimde etrafa biraz tuhaf bakmış olabilirim. Çünkü her türden insan vardı. Giriş kattan başlayarak mağazaları gezmeye başladım. Kıyafet mağazalarından fazla fazla pantolon, tişört, eşofman, sweat, çorap, ayakkabı aklınıza gelebilecek her eksiği aldım. Montu da asla unutmadım. Aldıklarım elimde dolup taşıyordu. Bunlarla acaba daha nasıl eşya seçecektim.
Alışveriş merkezinin yemek katına çıktığımda kendimi yorgunlukla masaya bıraktım. Çevrem ve ayaklarımın altı hep alışveriş poşetiydi. 40'dan fazla poşet vardı.
O ara arkamdan gelen sesle yerimden sıçradım.
"Demiştim size yemek katındadır diye."
Karşımda Sefa ve diğerlerine şaşkınlıkla bakıyordum. Burada ne işleri vardı ve beni neden arıyorlardı.
"Sizin ne işiniz var burada?"
"Yemek yemeye geldik. Bir baktık sen?"
"Ben."
"Hııı sen. Neyse boş olduğunu düşünerek oturuyorum. Ah oturamıyorum. Lan bıraksana."
Bora Sefa'nın ensesine elini koyup sıkmıştı ve oturmaya yeltendiği sandalyeden uzaklaştırmıştı.
"Önce kızdan izin alsana hayvan? Herkes sen gibi gevşek mi?"
Sefa araya girmeden cevap verdim.
"Yo sorun değil. Oturun lütfen."
Sefa dünden hazır olduğu için hemen oturmuştu. Diğerleri de birer sandalye çekerek oturdu. O sıra boş olan bir garson masaya geldi. Hepimiz kendi zevkimize göre pizza söylerken adının Yağız olduğunu öğrendiğim adam çorbayla yetinmişti. Hem de yayla çorbası. Değişik biriydi.
Garson gidince Sefa konuşmaya başladı.
"Şimdi ben yeni komşun olarak seni tanımak isterim. Eminim sende beni tanımak istersin. Ben Sefa Çoksoy. Ay evet biliyorum. Adım gibi çok soylu biriyim."
Sefa bunu diyince aklıma Ceyda kasabalı ve soğuk esprileri geldi. Sefa'ya Fırat gibi baktığıma o kadar eminim ki. Ağzımdan istemsizce çıkanlarla ağzımı elimle kapattım.
"Nesin sen Ceyda Kasabalı mı? Ayy pardon. İstemeden çıktı."
"Sakın bana Ceyda fanıyım deme. Ayy ben bayılıyorum idol kadın ya. Bu arada espirin benimkinden soğuktu. O yüzden hiç konuşma reziiil."
Sonda yaptığı taklitle güldüm. Sosyal medyada bir kadın cırlayarak bunu söylemişti. Galiba bir televizyon gündüz kuşağına aitti.
"Ay dur nerede kalmıştık. Adımı soyadımı söyledim. Sıra yaşımda. 25 yaşımdayım. Askerim. Hemen evin dibindeki askeriyede çalışıyorum. Gördüğün gibi bu grubun en yakışıklısıyım."
O sıra Deniz kafasına sertçe geçirdi. Sefa sanki hiç birşey olmamış gibi bana bakmaya devam etti.
"Yemek yemeyi çok severim. Uyku benim ilk ve tek aşkım. Mesleğim de benim karım. Onun dışında gezmeyi de severim. Eee sen kendinden bahset biraz. Baya küçük duruyorsun."
Kendimden bahsederken nasıl başlayacağımı bilememiştim. En iyisi klasik bir yalan uydurmaktı.
"Ben Asel Kirazcı. 18 yaşındayım. Ankara'ya yeni taşındım. Edirne'den geliyorum."
Sefa ve diğerlerinin gözünde bir şaşkınlık oldu. Yağız hariç. Deniz ilk defa bir sohbete katıldı.
"Senin reşit olduğunu tahmin ediyorduk ama çok daha küçük gösteriyorsun. Hem eğer ailen varsa nasıl tek geldin?"
"Ailemle uzun süredir anlaşamıyorduk. Bu yüzden geçtiğimiz aylarda büyük bir kavga ettik. Ben de ipleri tamamen koparttım. Daha sonra da Ankara'ya taşındım. Maalesef ki herkes kendi ailesini seçemiyor."
Ben bunu söyleyince Sefa'nın gözlerinde hafif bir hüzün oluştu.
"Peki hiç üzülmüyor musun?"
"Aslında hayır. Yıllardır baskılandım. Psikolojik olarak kötü etkilendim. O yüzden de üzülmedim."
Fiziksel şiddet gördüm, kendimden yaşça büyük biriyle nişanlandırıldım diyemedim. Kendi babam beni yok saydı diyemedim.
"Bir annenin evladına bunu yapması..."
"Annem yıllar önce vefat etti. Bunu bana yapan babam."
Masada bir sessizlikten sonra. Bora 'başın sağ olsun' dedi.
O sıra gelen yemeklerimizle yemek yemeğe başladık. Sefa hiç susmadan konuşmaya başladı.
"Ee şimdi ne yapacaksın?"
"Aslında aldıklarımı eve bıraktıktan sonra yapı markete gideceğim."
Aklıma gelenle alnıma avuç içimle vurdum.
"Önce bir pimapenciye ya da camcı öyle bir yere gitmem lazım. Terası camla kapattırmak için."
"Ooo sen tek başına halledebilecek misin ki? Zor bu işler."
"Aslında bilmiyorum. Tek dileğim kazıklanmamak."
"Yardım etmemizi ister misin?"
Kararsızca Sefa'ya baktım. Onları da peşimden sürüklemek istemiyordum. Bende pek bilmiyordum. İlk defa böyle şeyler yapacaktım. Gözlerimdeki kararsızlığı görmüş olacaklar ki Bora kararlarını söyledi.
"En iyisi yardım edelim. Belli ki bir şey bilmiyorsun."
"Sizi de peşimde sürüklemek istemem."
Mahçupca Bora'ya baktım.
"Yahu hadi sizde tanıtın kendinizi."
Söze Deniz başladı.
"Ben Deniz Yılmaz. 26 yaşındayım. Bilişim uzmanıyım. Askerim. Herhangi bir hobim yok."
"Nasıl yok?"
Şaşkınlık içinde bu soruyu sormuştum. Bir insanın nasıl hobisi olmazdı ki.
O ara araya Bora atladı.
"Kendisi kod yazmaktan başka hiçbir şeyi sevmiyor da. Boş zamanlarında genelde film izler. Kendisi bunu kabul etmiyor."
"İzlemem sevdiğimi ortaya koymuyor."
"Tamam tamam bunu seninle tartışmayacağım."
Bora yine söylediklerinden sonra sessizliğine çekildi.
"O zaman sen anlatsana Bora efendi sen neler yapmaktan hoşlanırsın."
"Gezmeyi severim."
"Sen mi dağ, taş, tepe dışında bir yer görmemiş adamsın."
Bora'nın bozulan suratıyla Deniz ve Sefa kahkaha attı. Bora'nın aklına yeni bir şey gelmiş olacak ki yarım ağız gülümsedi.
"En azından geziyorum değil mi? Hem ben dağ havası seviyorsam ne var? Her insan bu kadar zevkli olamaz."
Deniz ve Sefa'ya bende katıldım. Konuştukça batıyordu. Gülmemiz durduğunda Bora'ya merakla baktım.
"27 yaşındayım. Bora Ceyhan."
"Anladım."
Bende en az onun kadar ciddi bir havayla ona karşılık vermiştim. Ciddi kalamayıp güldüğümde 3 adam da bana eşlik etti. Çalan telefonumla gülüşüm kesildi. Arayan avukatım Emre Abi'di.
"Asel merhaba nasılsın?"
"İyiyim Emre Abi sen nasılsın? Bir sorun yok ya?"
"Aslında onun için aradım Asel. Gerekli kayıtları yaptım. Ailenin de son durumunu öğrendim. İşin içine polisi sokamıyorlar. Çünkü Mithat'ın ailesi kaçakçılıktan gözleniyor. Polis tek açıklarını arıyor ve onlarda bunu bildiğinden susuyor. Kayıt işi tamamlandı. Banka hesabındaki 1 milyon 400 bin lira çekildi ve banka hesabı kapatıldı. Arkadaşın Mine adına açılan hesaba parayı biraz önce transfer ettim."
"Abi peki banka hareketlerinden bulmazlar mı?"
"Bulamazlar Asel. Parayı nakit çekip oradan nakit olarak taksit taksit aktarım yaptım. Hesap bilgilerini sana atacağım birazdan dekontla birlikte. Hesap defteri de en kısa sürede eline ulaşır."
"Tamam teşekkür ederim. En kısa sürede senin paranı da hesabına gönderirim."
"Acele etmene kendini sıkıştırmana gerek yok. Benim şimdi kapatmam gerek davaya gireceğim."
"Tamam abi. Kolay gelsin. Görüşürüz."
"Görüşürüz."
Kapanan telefona sıkıntıyla baktım. Eminim ki haberleri olacaktı bu durumdan. Emre Abi İstanbul'un en iyi avukatlarından biriydi. Aynı zamanda annemin de avukatıydı. Yıllardır bana abilik yapmıştı. Bana biraz da ön ayak olan biriydi. Eğer planımız suya düşseydi polisle baskın yapacaklardı. Düğün bu şekilde olmayacaktı. Tabi buna gerek kalmamıştı.
"Kusura bakmayın."
"Sorun değil. Abin var demek."
"Avukatım. Abimden bir farkı yoktur."
Anladıklarını belirtir şekilde kafa salladılar.
"Tuvalete gidip geliyorum. Ondan sonra kalkarız."
Biten yemeklerden sonra burada oturmanın bir anlamı yoktu.
"Olur."
Tuvalet girişi ve kasanın yan yana olması ve oturduğumuz yerden görünmemesi güzeldi.
"Kolay gelsin masa 23'ün hesabını alabilir miyim?"
"4 pizza 1 çorba ve içecekler. Toplam 340 TL."
"Buyrun."
Ödenen hesapla fişi aldım ve tuvalete girdim. Ellerimi yıkadıktan sonra masaya geri döndüm. Toplanmış masayla beni gören 4 adam da ayağa kalktı.
"Hesabı ödemene kırıldım. Ben centilmenlik yapıp ödeyecektim."
"Sizi masama ben davet ettim. Benim misafirimdiniz hadi çıkalım."
Tam yerdeki poşetleri almak için uzanacaktım ki üçü de poşetleri aldı. Bana sadece 2 poşet kalmıştı. Fark ettim ki Yağız yoktu. Asansörle aşağı indiğimizde otoparka gelmiştik. Arabaya yaklaştığımızda bagaj kendisi açıldı. Arabanın şöför kapısı da açıldı. İçinden çıkan adamla poşetlerim bagaja kondu. Elimde olan iki poşet de elimden alındı. Onlar da bagajda yerini aldığında bagaj kapandı. İlk defa Yağız'ın sesini duydum.
"1 saate işlerim biter size katılırım. Zaten çok uzak değil yürürsünüz."
"Tamamdır kardeşim."
Yağız'ın sesine odaklı kalmıştım. Sesi gerçekten de çok boğuk, içten ve sert geliyordu. Her nasıl geliyor anlamazdım ama çok etkileyici bir sesti.
Bora'nın cevabıyla zor da olsa hayranlık dolu bakışlarımı ondan çektim. O ara karşımda bana sırıtan Sefa'yla göz göze geldim. Yanaklarım yanmaya başladı. Kolunu omzuma attı ve yürümeye başladı. Diğerleri arkamızda kalmış bir şeyler konuşuyorlardı.
"Sesi çok etkileyiciydi değil mi?"
"S-sefa yanlış an-..."
"Merak etme etkilenen ilk kız değilsin. Senin gibi nicesi var."
Yanaklarım Sefa'nın dedikleriyle daha çok kızardı.
"Tabi sen tek olabilirsin."
"N-ne."
"Mesela tek yengemiz."
Korkudan mı heyecandan mı anlayamadım. Bayılmak üzereydim. Ayaklarım ve ellerim titriyordu. İçimde 'beni yanlış anlamış olmasın' korkusu vardı. Tabi öyle salak gibi bakarsam olacağı da o olur.
"Tamam, tamam bu iş oldu. Eninde sonunda sen benim yengem olacaksın."
"Sefaaaa."
Kızar gibi çıkarttığım sesimle ellerini havaya kaldırdı.
"Tamam sustum."
İkimizde yürümeye devam ettiğimizde diğer ikili kısa sürede aramızdaki mesafeyi kapatmışlardı. İlk girdiğimiz yer yapı marketti. Balkon takımı, masa, büyük yumuşacık tüylü bir halı, 2 tane küçük dolap, ıvır zıvır her eşyayı almıştık. Tabiki hepsi Sefa'nın zoruylaydı. Ama yine de o olmasa da aynı şeyleri alacaktım.
"Sefa benim mangal teline ihtiyacım yok. Neden anlamıyorsun ben neden mangal yakayım."
"Yahu sen al sanki hiç mi yapmayacaksın. Hem biz yaparız. İlla et yapmak zorunda değilsin ki. Sebze de yapabilirsin hem."
Sefa'ya oflayarak baktım. Yanımıza gelen Deniz'e umutsuzca baktım.
"Bence al sen almazsan o alır ve inan ne alacağını tahmin edemezsin. Sana da onu zorla kullandırır."
"En iyisi kapalı barbekü almak. Of Sefa of."
15 dakikadan fazladır durmuş mangal teli için kavga içindeydik. Sefa ise inatla mangal teli alacağım deyip duruyordu. Bana geldiğinde nerede mangal yakacaklarmış da mışmış. Mangalsız yaşayamazmış beyefendi.
"Sefa dur tamam. Şu kapalı olanı alalım."
"Tamam olur."
Görevli alacağımız kesinleşince onu da elindeki kağıda yazdı.
En son kasaya geldiğimizde faturayı isteyip aldıklarımı yarın eve göndermelerini istedim. Çıkan faturaya baktığımda başımı olumsuzca salladım. Ne kadar uygun fiyatları almaya çalışsam da 8.000 TL resmen bana girmişti. Mine'nin hesabı açtıktan sonra bana bıraktığı karttan faturayı ödedim.
Mağazadan çıktığımızda en yakın pimapenciye girdik. Sefa'nın dediğine göre çok kaliteli yapıyorlardı. Onu Deniz ve Bora'da desteklemişti. Bora'nın telefonu çaldığında bize pimapenciye yeni girmiştik. Masada oturan adamın bizi karşılamasıyla modellerin içinde gezindim. Bir iki tasarım vardı ve hiç hoş değildi. Ben pencere taktırmayacaktım ki. Adam memnuniyetsiz bakışlarımı görmüş olacak ki gülerek konuştu.
"Tam olarak ne istediğinizi öğrenebilir miyim?"
"Terasımı kapattırmak istiyorum. Tavanların cam olmasını ve açılır kapanır olmasını istiyorum. Birde bu kendini temizleyen akıllı camlardan olmasını, sonra siyah renkte olmasını istiyorum. Metal olanları değil plastik olanları istiyorum."
"Mazallah elektrik falan çarpar sonra değil mi?"
Arkamda olan Deniz'i görmeden onayladım. Adamın önümde açtıklarına bakarken camların arasında kaybolmuştum. Adamın gösterdiği hangi tasarımı seçeceğimi bilememiştim. Karşımda 5 güzel tasarım vardı.
"Yardım edinsene bana ne duruyorsunuz öyle."
Bezgince söylendiğimde adım sesleri duydum. Yanıma gelen adamlar da camları incelediğinde fazladan olan bir adamı fark ettim. Demek ki işi bitmişti.
"Bence şu iyi gibi. Hem hoş duruyor."
"Bence de ama sanki bunların camları daha büyük olmalı. Zaten çok geniş bir teras değil. Camları 2-3 metre uzunluğunda olursa terasın üstünü tek de kapatır."
"Sefa ve Deniz'e katılıyorum."
"Yağız, abi sende söylesene bir şeyler."
Deniz Yağız'a ithafen konuştuğunda bende ona baktım. Saniyelik bir bakışmadan sonra gözleri tekrar seçtiğimiz tasarıma döndü.
"Güzel."
Dedikten sonra arkasını döndü ve dükkandan çıktı. Onun arkasından bizde adamla akşam gelip ölçü alması konusunda anlaştık.
Bu iş de bittiğinde beni zorla arabaya bindirip eve getirmişlerdi. Ne kadar gelmek istemesem de sonunda kazanan onlar olmuştu. Onları rahatsız etmeye gerek yoktu sonuçta.
Asansörden yukarı poşetlerimle çıktığımda onlar aşağıda kalmıştı. Asansöre maalesef ki sığamazdık. Poşetlerim ve ben bile zor sığıyorduk. Diğerleri zorunlu olarak merdiveni tercih etmişti. Evden içeri girdiğimde aşağıdan zil çaldı. 'Kim o' diyerek seslendiğimde gelen yanıt 'aldığınız mobilyalar'dı.
Adamların getirip hole yığdığı eşyaları salona götürdüm. Biraz zorlayıcı olmuştu ama olmuştu. Onları şimdi kursam camlar yapılırken sıkıntı olacaktı. En iyisi burada durmasıydı. Aşağıdan zil tekrar çaldığında yine aynı sahne yaşandı. Bu sefer gelen adam terasın ölçülerini almaya gelmişti. Yarım saat gibi kısa bir sürede işini bitirip giden adamla kapıyı kapattım. Kendimi salona attım. O kadar yorucu ve baş ağrıtıcı bir gündü ki. Mutfağa girerek kendime makarna yapmaya başladım. Kendime göre hazırladığım makarnamı yediğimde bu sefer de kahve yapmıştım. Kahvemle birlikte yatak odama gittim. Beni koca bir dolap dolusu yıkanıp ütülenecek ve dolaba konulacak kıyafet yığını bekliyordu.
•~•~•~•~•~•~•
Sabah uyandığımda sabah ezanı okunuyordu. Terası açarak evi havalandırdım. Saat 08:00'de ustalar gelip terasa camı yapacaklardı.
Kahvaltı için çay koyacağım zaman ustalar da geldiğinde içsin diye kocaman bir demlik çay koydum. Gelmelerine yarım saat vardı. Kış olduğundan ezan geç okunuyordu ve ben geç uyanmıştım.
Dolapta olan böreklik yufkayı çıkararak dün akşam hazırladığım iç harçları böreklerin içine koydum. Sosladıktan sonra fırına verdim. 4 tepsi börek olmuştu umarım yeterdi. Kahvaltılıkları da kendime göre hazırladım. Hızlı bir kahvaltı faslının ardından tam bulaşıkları bitirmiştim ki zil çaldı.
Ellerimi kuruladıktan sonra kapıyı açtım. Ustalar birer birer içeri girerken arkalarında bana gülümseyen Sefa ve Deniz vardı. Onlara bende kocaman gülümsedim. Gelen herkese günaydın dedikten sonra ustaları terasa çıkarttım. Aşağıda olan asansörle camlar terasa öyle çıkarılacakmış. Ben de o sırada börekleri fırından çıkarıp bir yenisini koyuyordum. Sefa ve Deniz mutfağa girdiğinde Sefa'nın gevşek sesini duydum.
"Naber? Kız sen bize börek mi yaptın?"
"Aslında size değil ustalara yaptım ama size de nasip oldu."
"Ne zaman pişer hepsi 1 tepsi kaldı. Patatesli ve sade olan pişti. Peynirli ve ıspanaklı kaldı. Ispanaklı fırında. Yarım saate hazır. Diğerleri nerde?"
"Onlar askeriyede. Çalışıyorlar. Naparsın işte ekmek parası."
Sefa'nın dalga geçtiğine güldüm. Dün nereye gittikleri aklıma takıldı.
"Sahi siz niye dün apar topar gittiniz."
"Bizim komutan bize acil nöbet yazmış tüm gece nöbettieydik. Bora ve Yağız'ı da komutan salmadı."
"Siz şimdi uykusuzsunuzdur. En iyisi eve gidin dinlenin bende börekler pişince size göndereyim."
"Aslında güzel olurdu ama askeriyeye geri gideceğiz."
"O zaman salonda dinlenin. Zaten ustalar mutfaktan girip çıkıyor."
Deniz tam itiraz edecekken onu susturdum.
"Hadi hadi susun. Hem güzel bir kahvaltı yapın. Ama önce biraz dinlenin."
İkisi de kafa sallayıp salona giderken bende odamdan yedek misafir yastıkları aldım. Salonda koltuklara uzanan ikiliye yastıkları verdim.
"İkinizde yatın bende kahvaltı hazırlayayım. Bu arada sizce ustalara kahvaltı hazırlamalı mıyım?"
"Yani güzel olur bence bu saatte yemek yememişlerdir."
"Tamam o zaman."
Dün aldığımız 12 kişilik masayı iyi ki akıl edip kurmuşum. Yoksa şuan bu kadar insanı bu eve sığdıramazdım. Kahavltılıkları birer birer hazırlarken ustalardan biri mutfağa girdi.
"Kızım bize biraz sıvı yağ lazım. Demirleri yağlamak için var mı?"
"Abi siz onları hiç kullanmayın. Evde tamir çantası var her şeyi bulursunuz orada. Makine yağı falan da vardı. Hatta şu dolabı açarsan göreceksin."
Adam mutfak kapısının arkasında olan dolabı açtığında kocaman çantayla karşılaştı. Çantayı alıp terasa çıktı. O sırada salonu kontrol ettiğimde Sefa ve Deniz'in uyuduklarını gördüm. Gülümseyerek mutfağa geri döndüm. Son tepsi böreği de fırına gönderdiğimde pişenleri kesmeye başladım. Soğuyanları tepsilere koyarak masaya bıraktım. Sıcak olanlar dinenirken bende büyük bir saklama kabı alarak tepsilerde kalanları kutuya koydum. Dinlenleri de masaya koyduktan sonra tepside kalanları kutuya yerleştirdim. Saklama kabının ağzını sıkıca kapattıktan sonra dün alışverişte verilen karton torbalardan birine koydum. Bir peçete 6 tane çatal koyarak onları da kabın üstüne bıraktım.
Bu poşet askeriyeye gidecekti. Eğer fazla kişilerse onlarda yesin diye fazladan çatal koymuştum.
Paketi vestiyere koyarak hazır beklettim. O ara ustalardan biri demirlerin takıldığını moladan sonra camları takacaklarını söylediler. Su da istediler. Tüm ustaları mutfağa çağırdım.
"Abla hiç gerek yoktu."
"Olur mu öyle şey. Siz başlayın. Bende arkadaşlarımı uyandırıp geliyorum."
Adamlar kafalarıyla onayladılar. Büyük çaydanlığı kaldıramadığımdan adamlardan biri çaydanlıktan bardaklara çaylara doldurdu. Bende salona girdim. İlk önce Deniz'e yaklaştım. Aramızda 2 adım kala gözlerini bir anda açtı.
"Günaydın kahvaltı hazır hadi kalkın sizde."
"Saat kaç?"
"10:00 olmak üzere."
Kafa sallayarak ayaklandı. Bu sefer de Sefa'nın yanına yaklaştım. Elimle kolunu dürtmeye başladım.
"Komutanım valla 5 dakikaya geliyorum."
Söylediklerine kıkırdadım. Televizyonda gördüğüm bir repliği kulağına yakalaşarak söyledim. Hızlıca da geri çekildim.
"Nöbetleri sevmiş görünüyorsun asker. Yeni bir nöbet ister misin?"
Hızlıca uykulu uykulu ayağa dikilen Sefa'ya kocaman sırıttım. Yan taraftan Deniz'de güldü.
"Günayyydın. Kahvaltı hazır asker."
Cıvıldayarak mutfağa geçtim.
Hızlıca geçen kahvaltı saatinden sonra ustalar camları takmış ve otomatik sistemi hazır etmişti. Bana nasıl kullanacağımı göstermişlerdi. Bende parayı ödedikten sonra gitmişlerdi. Adamlardan sonra Sefa ve Deniz'de gitmek için ayakkabılarını giyiniyorlardı.
Vestiyerde duran poşeti aldım ve ellerine tutuşturdum.
"Bunları diğerlerine verin. Onlar da aç kalmasın."
"Gidene kadar Sefa bitirmezse bu güzel börekleri onlar da yiyebilir."
"Sefa söz ver yolda yemeyeceksin."
"Ama ama kokusu burnuma kadar geliyor. Nasıl yemem."
"Eğer yemezsen sana istediğin bir yemeği yaparım. Ama yeme."
"Tamam. Mantısına anlaşırız."
"Tamam tamam. Gidin hadi görüşürüz."
İkiliyi resmen kovduğumda önce mutfağı toparladım. Mutfak bittikten sonra terasa geçip temizlik malzemelerini aldım. Saatlerce terasın inşaat pisliğini temizledim. Aldığım her mobilyayı zorlukla da olsa kurdum. Akşama doğru saat 17:00'de zil çaldığında terasın halısına uzanmış yatıyordum. Zorlukla kalkarak kapıyı açtım. Karşımda Gülnur Teyze vardı.
"Hoşgeldin Gülnur Teyze. Gel geç içeri."
"Hayırdır kızım bu ne yorgunluk?"
"Terası yaptırdım da eşyalarını falan yerleştirdim. Şöyle salona da oturabiliriz terasa da geçebilirsin."
"Terasa geçeyim. Bakalım nasıl olmuş."
"Tabi Gülnur Teyze sen geç bende sana kahve yapayım. Nasıl içersin?"
"Orta alayım ben kızım."
"Hemen geliyor."
Kahveleri yaptıktan sonra terasa Gülnur Teyzenin yanına çıktım. Elimdeki kahveleri masaya koydum.
"Nasılsın Gülnur Teyze?"
"İyiyim kızım iyiyim. Bak ben buraya ne demeye geldim. Onu bir dinle hele."
Hafta sonu kafeye bakmaya geleceksin. Benim önceden yanımda Barış diye bir üniversite öğrencisi çalışıyordu. Eğer sende istersen ben onunla birlikte çalış isterim."
"Bana çok fark etmez. Yeter ki anlaşabilelim."
"Anlaşırsınız merak etme. İyi çocuktur. Ee nasıl alışabildin mi buraya?"
Hemen hemen 3 gün olacaktı. Gerçekten 3 günde ne çok şey yapmıştım.
"Alıştım, en azından evime. Ankara'yı pek gezemedim açıkçası. Ama halledicem. Bir iki aya kalmaz tozunu attırırım buraların."
"Vallahi sende o potansiyel var. Görüyorum. Aaaa Asel bak seni diğer komşularımızla tanıştırmadık. Ben diyorum ki bir yemek daveti verelim de tanışın."
"Aslında iyi olur. Ama gelirler mi ki?"
"Tabiki gelirler. Sevecen insanlardır hepsi."
"İyi o zaman ben yarından sonraki gün yemeğe çağırsam?"
"Dur kızım dur ben seni apartmanın grubuna ekleyeyim. Oradan hem tanışır hem de davetini yaparsın. Hem bende senin hünerlerini görmüş olurum."
"Olur çok güzel olur."
"E o zaman ben gidiyorum, burada işim bitti. Sende kendine esaslı bir menü yap. Eve gidince de seni gruba eklettiririm ben. Feray'ın çocuklardan birine. Bu arada Feray 2 numara."
Gülerek kapıyı kapattım. Çok hareketli kadındı vesselam. Enerjisi bizden daha iyiydi vallahi.
Şimdi ben evime ilk misafirlerimi alacaktım değil mi?