*Büyük ve geniş bahçeden içeri adımımı attığım anda gözlerim uzun uzun etrafı incelemişti. Aslına bakarsanız buraya gelmek asla planlarım dahilinde değildi fakat her nereye giderlerse gitsin beni de peşinde sürükleyen iki kardeşe sahip olduğum için çoğu zaman mecbur kalıyordum.*
*Derince bir iç çektim. Mavinin turkuaz tonuna yakın gözlerim etrafı süzmeye devam ederken, bir yandan da tanıdık bir yüz arıyordum. Bir köşeye geçip balo bitene kadar sessizce oturmak da benim için hoş bir plandı fakat en azından sohbet edebileceğim birileri de olsa iyi olurdu.*
*Bahçe tahmin ettiğimden daha genişti. Bu da aynı şekilde tahmin ettiğimden daha fazla kişinin geleceğinin habercisi sayılırdı. Bahçenin belli bölümlerine yuvarlak ve beyaz örtülü masalar dizilmişti. Tahminimce ailecek gelenlere aitti. Girişten masalara kadar uzanan taş yolun orta kısmında ise, bahçenin büyükçe bir kısmını kaplayan bistro masalar vardı. Etraf beyaz ışıklarla renklendirilmişti. Bahçe de oldukça süslüydü. Taş yolun etrafında türünü seçemesem de çiçekler olduğunu görüyordum.*
*Bu kadar gösterişe gerek var mıydı gerçekten?*
*Bazıları oradan oraya koşturup bir şeylere yetişmeye çalışıyor, bazıları masalarda oturmuş sohbet ediyor, bazıları ise çalan hafif müzik eşliğinde kendince dans ediyordu. Abartılı danslar değildi fakat bu göze batmadığı anlamına gelmiyordu.*
*Herkes oldukça şık giyinmişti. Kadınlar elbiselerinin, erkekler ise takımlarının içinde oldukça iyi görünüyordu. Fazla özenildiği belliydi, hatta bir an durup onların yanında çok mu kötü kalıyorum, diye düşünmüştüm.*
*Ayağımda siyah ayakkabılar vardı. Hemen hemen herkes gibi siyah bir takım elbise giymiştim. İçimdeki beyaz gömleği de ceketimle uyumlu siyah bir kravatla örtmüştüm. Omzuma kadar uzanan siyah saçlarımı geriye doğru taramış, yüzümün açığa çıkmasını sağlamıştım. Çoğunluk kadar olduğu tartışılırdı ama tahminimce iyi görünüyordum.*
*Beni kelimenin tam anlamıyla buraya sürükleyerek getiren kardeşlerim anında ortadan kaybolduğunda, derince bir iç çektim ve bahçeye doğru ilerledim. Ayakkabılarımın taş yola bastığım sıralarda çıkardığı tok sesi müzik bastırıyordu, bu yüzden pek de dikkat çektiğim söylenemezdi. Ki çekmek de istemezdim zaten.*
*Orta taraftaki boş masalardan birinin başında durdum. Bu sırada birkaç kişi elinde tepsilerle bahçede dolaşıyor, isteyenlere içecek bir şeyler veriyorlardı. Tahminimce hepsi alkollüydü. Boş durmamak için ben de bir içecek aldım; kokularından az çok hangisinin ne olduğunu ayırt edebilmiştim. Henüz yeni geldiğimden dolayı hafif bir şey almayı tercih ettim.*
*Elimdeki bardaktan ufak ufak yudumlar alırken, bir yandan da ifadesiz gözlerimle insanları inceliyordum, ki zaten yapabileceğim başka bir şey de yoktu.*
*Ailem kurtların 100. yılını kutlamak şerefine bir parti düzenlemek istemişlerdi ve bunları yapmaya zamanları olmadığı için ve benim bir işim olmadığı için tüm balo işlerini bana yüklemişlerdi. Aslında böyle organize ve dekor işlerini severdim ama herşeyi tek başıma tek iki günde yapmam beni biraz strese sokmuştu ama çoktan herşeyi hazırlamıştım. Partide herşeyin şık, güzel ve kusursuz görünmesini istediğim için biraz abartılı şeyler seçmiştim. Ön bahçe olduğu gibiydi fakat arka bahçemizin manzarası oldukça güzeldi ve geniş bir bahçeydi. Ailem bu baloyu yapmasının sebebi sıkışması ve bir barışlık isteyerek tekrar tüm kurtların bir araya gelmesiydi. Bunu isterken elbet sadece kendi çıkarlarını düşünmüşlerdi. Balo için kendime özel bir kıyafet diktirtmiştim ve üzerimde gayet şık olduğunu düşünüyordum. Organizasyon ekibi yavaşça ayrıldıktan sonra dolan bahçeyle birlikte misafirleri girişte ağırlıyordum, ilgimi çeken feromon kokusuyla arkama dönerek o giden Thitaya baktım. Kokusu resmen beni mest etmişti.. Gammam biraz arsızdı fakat bu sefer bundan olduğunu hissetmemiştim. Gözlerimi ondan ayırarak önüme dönmüştüm, ailemin hazırladığı davetli listesindeki herkes gelmişti. Zaten nerdeyse tüm kurtları bu baloya çağırmışlardı, yani ne gerek vardı ki liste hazırlamaya? Gelen misafirlerden sonra bende bahçeye doğru gitmiştim. Etrafta kısa bir gözlerimi gezdirdigimde herkesin şık bir şekilde baloya hazırlandığını üzerlerindeki elbiselerden anlayabiliyordum. Bahçe biraz dolup taşımıştı ve ben hala ailemin gelip gelmeyeceğini bilmiyordum. Özel bir konuşma yapacaklarını söylemişlerdi ve özellikle bir Gamma olduğum için benim bu konuşmayı yapmamı ve üst türlerin ilgisini çekmemi istemişlerdi. İlgilerini nasıl çekebilirdim ki? Bu düşüncelerimden kurtulmak benim için biraz zor olmuştu. Beni çağıran arkadaşlarımla o masaya doğru giderek onlarla sohbet etmeye başlamıştım. Gözlerim o thitayı ararken gözlerimi buluşturduğum o gözlerle istemsizce kocaman tebessüm etmiştim. Gammam yerinde oynaşmaya ve bana onun yanına gitmemi söylemeye de başlamıştı. Biraz soğuk birine benziyordu sanırım dıştan ama bence o kadar soğuk biri olmamalıydı. Oraya dalmış bir şekilde arkadaşlarımın yanından ayrıldım. Kenara görevlendirdiğim malikanenin hizmetçileri insanlara içki veya içecek falan veriyor ve dağıtıyorlardı. Oraya doğru giderek kendim için bir viski alarak gammamın ağır israrı ile thitanın yanına gitmiştim.*
-..Selam? Uhm.. sen galiba Hwang sürüsünden olmalısın. Bende Yang sürüsünden Jeongin. Açıkçası ilk defa bir thita görüyorum. Kitaplardan okuduğuma göre bir thita olman gerek, thitalar çok nadir olduğu için insanlar kitaplardan okuyabiliyor... Bende bir gammayım ve feromonlarınızdan etkilendim. Sizi yalnız gördüğüm için yanınıza geldim, acaba konuşmak ister misiniz?
*Ona karşı ilk mesafemi koruyarak yaklaşmaya çalışmıştım yoksa beni yanlış anlayıp tersleme ihtimali oldukça yüksekti. Pek samimi olmayarak bir gülümseme sundum ve onu baştan aşağı süzdüm.*
*Turkuaz gözlerim insanların üzerinde gezmeye devam ederken, herkesi tek tek incelemeye çok fazla zaman harcadığımı fark etmiştim. Normalde insanlar bu kadar ilgimi çekmezdi. Şu an bu kadar odaklanmış olmamın tek sebebi canımın deli gibi sıkılıyor olmasıydı.*
*Gözlerim bir süreliğine etrafta kardeşlerimi aradı. Birini bulamamıştım fakat diğerini tanımadığım biriyle konuşurken görmüştüm. Derince bir iç çektim. Sadece başına bela açmamasını umuyordum çünkü bir sorun çıkacak olursa çözmesi gereken yine bendim.*
*Elimdeki bardaktan büyükçe bir yudum daha aldım ve ardından önümdeki masaya bıraktım. Kollarımı masaya yaslamış bir şekilde gelenleri karşılayanları izlerken, aklıma tam giriş esnasında göz göze geldiğim çocuk geldi.*
*Gereğinden fazla uzun süre bakışmak garibime gitmişti. İnsanlarla pek iletişim halinde olmamam bir yana, fazla göz teması da kurmazdım. Fakat inatla çekmemişti gözlerini üstümden.*
*Düşüncelerim derince bir iç çekmeme sebep olurken, yanımda duyduğum sesle dikkatim tamamen dağıldı. Başımı hafifçe kaldırıp karşımdaki bedenle göz göze geldiğimde, bunun biraz önce girişte bakıştığım çocuk olduğunu anlamam saniyelerimi almamıştı.*
*Daha önce ışıktan göremediğim gözleri şimdi daha netti; kahverenginin belki de en koyu tonuna sahip gözleri insanı resmen kendine çekiyordu. Benimki kadar olmasa da hafif uzun saçları güzelce şekillendirilmişti. Saç stili ona oldukça yakışan tilki gözlerini öne çıkaracak şekildeydi. Kemikli bir burnu ve belirgin bir çene hattı vardı. Tedirgince oynattığı dudakları pembe rengini tamamen benimsemiş gibiydi. Üstündeki elbise oldukça şıktı ve her halinden özel olarak yapıldığı belliydi, bedenine tam oturuyordu. İnce ve pürüzsüz bacakları göze çarpsa da pek bakmamayı tercih etmiştim.*
*Konuşmasının büyük bir kısmını kaçırsam da kendini tanıttığı kısma hakimdim. Ona oldukça yakışan bir isme sahipti, bu bende hafifçe gülümseme isteği uyandırsa da ifademe pek yansıtmadım.*
*Gözlerim bir süre yüzüne yerleştirdiği yapay gülümsemeyi inceledi, sonra da soğuk bir ses tonuyla mırıldandım.*
-Fazla çekingensin.
*Sesim tekdüze ve tok bir şekilde çıkıyordu. Zaten genel olarak böyle olduğundan ekstra bir çaba sarf etmiyordum.*
-Her neyse, konuşabiliriz. Memnun oldum Yang.
*Zaten beni tanıdığından dolayı -adımı bilmese de- kendimi tanıtma ihtiyacı hissetmemiştim. Bana kalırsa şimdilik onun adını bilmem yeterliydi.*
*Onu arkadaşlarımın yanında iyice keserken baktığı yere bakmıştım. Baktığı kişi güzel biriydi, belki eşi olabilirdi ama düşünmüyordum. Eşi olabilir ihtimalini aklımdan geçirdiğimde acı çektiğimi hissetmiştim. Geri thitanın gözlerine döndüğümde uzunca bir zaman göz göze gelmiştik. Gözlerinin rengi çok güzeldi. Onun yüzünü şimdiden tamamen ezberlediğime yemin edebilirdim. Ordan aldığım içkiyle yanına gidip onla bir iletişim kurmaya çalışırken fazla çekingen davranıyordum çünkü onu tanımıyordum ve utanıyordum. Zaten utangaç bir insan olduğum için bu tanışma benim için dahada zorlaşıyordu. Onu yakından inceleme şansım olduğu için iyice onun gözünün altındaki bene kadar tüm hatlarını incelemiştim. Cidden çok ağır bir yakışıklılığı vardı ama hala onun eşi olduğu düşüncesi beni sıkıştırıyordu. Onun ters tepki vermemesi için düzgün bir şekilde konuşacağım derken böyle bir şekilde konuşmam dahada utandırıyordu ve beni batırıyordu. En azından ben öyle düşünüyordum. Ben onla konuşurken nerdeyse nefes nefese kalırken onun verdiği düz, alakasız ve kısa cevapla kaşlarımı çattım. En azından ismini öğrenmek isterdim.. Belki söylemek istemiyordur diye onu darlamayacak ve sormayacaktım.*
-..Bende memnun oldum Bay Hwang. O daha demin baktığınız kişi eşiniz mi?
*Bu soruyu sormadan rahat edemeyeceğimi çoktan anlamıştım. Çünkü içim baya bir kötü olmuştu. Bu hayatta tek kölesi olabileceğim şey merakımdı.*
*Gözlerim uzunca bir süre daha karşımdaki çocuğun üstünde gezdi. Az önce sadece üstünkörü incelemiş olmama rağmen şimdi daha detaylı bakıyordum ona.*
*Saçlarının ufak bir tutamı alnına doğru düşmüştü. Tahminimce saçları ensesini biraz daha geçiyordu ve bu yüzden genel olarak şekillendirmediği zamanlarda gözlerini kapatıyordu. Yine de bunun sevimli bir görüntü olduğunu içimden geçirmeden edemedim.*
*Az önceki gülümsemesi yapay olsa da, ortaya çıkarttığı gamzelerini görmüştüm ve doğruyu söylemek gerekirse ilgi çekicilerdi. Olması gerekenden daha derin gamzelere sahipti ve bu güzelliğini ikiye katlayan bir detaydı.*
*Neden bilmem ama içimden bir anlığına bu çocuğun yalnız olmasının imkansız olduğunu geçirmiştim.*
*Derince bir iç çekerek söylediğini cevaplamaya koyuldum.*
-Sadece Hwang, yeterli.
*Konuşmamın ardından kısa bir süre bekleyip masaya bıraktığım bardağı tekrar kavradım ince ve kemikli parmaklarımla. Kalanın hepsini hızlıca içtikten sonra derince bir nefes verdim.*
*Ardından da ona baktım. Turkuaz gözlerim bir süre onun koyu kahve gözlerinde gezdi. Sonrasında da oldukça net bir şekilde reddettim.*
-Hayır, değil.
*Beni onayladığında kaşlarımı kaldırmıştım. Gözlerim orada birileriyle konuşan kızıl gencin üstünde dolanmaya devam ederken, sorusuna ister istemez burnumdan güldüm.*
*Bakışlarım tekrar onun yüzüne odaklanmış, ardından konuşmuştum.*
-Eşim yok.
*Masaya bıraktığım bardağı üst kısmından tutup dibinde ufak bir şey kalmış sıvının içinde yayılışını izlerken ilk sorusuna hitaben konuştum bu sefer.*
-kardesim
*Biraz ani sorular soruyordum ve beni yanlış anlamasından biraz korkmuştum. Üzerimi düzelterek yavaşça o çocuğun üzerinden gözlerimi çektim ve karşımdaki Thitaya baktım. Eşim yok dediğinde istemsizce sevinmiştim. Neden sevinmiştim ki? Kardeşi olduğu dediğinde başımla onu onaylamıştım. İçime sular serpilmişti, iyi ki bir eşi yoktu. Elimdeki viskimden birkaç yudum alarak arkama yaslandım.*
-.. Beni yanlış anlamayın. Merak ettiğim için soruyorum ve benimde bir eşim yok. Açıkçası yapmayı da düşünmüyorum ama ilgi meraklısıyımdır. Bana biri ilgi veriyor diyelim ben hemen bağlanırım. Biraz safım sanırım ama bir sıkıntı yok.
*Biraz geri çekildim ve yan bir şekilde onu baştan aşağı süzerek sırıttım.*
-..Hâlâ neden isminizi öğrenemiyorum Bay Hwang?
*Yüzüne yerleşen belli belirsiz rahatlama ifadesi beni daha çok gülmeye itmişti ama ciddiliğimi korumuştum. Yüz ifademde fazla belirgin bir oynama olmadı. Sadece az önceki gülüşümün ardından kalan tebessüm yavaşça silindi ve yok oldu.*
*Kendince sebebini bilmediğim bir açıklama yaptığında, onu dinleyip ara sıra anladığımı belirtircesine başımı sallamıştım. Konuşmamın ardından yüzünü kısaca süzdüm.*
-Öyle bir tip olduğun belli.
*Dürüst olmayı tercih etmiştim, pek üzüleceğini de sanmıyordum çünkü zaten kendi de nasıl biri olduğunun fazlasıyla farkındaydı.*
*Yüzüne tekrar yerleşen sırıtmasıyla beni incelediği esnada, sorduğu soruyla dudağımın bir kenarı yavaşça yukarı doğru kıvrılmıştı.*
*Kollarımı masaya yaslayıp masanın üstünden yavaşça ona doğru eğildim.*
-Bana adımı öğrenebilecek kadar yakın mısın ki?
*Yaptığım davranışların sonucunda çok ciddi davranıp duruyordu. Cidden neden bu kadar ciddi olmak zorundaydı ki? Başımı kaldırdım ve ona baktım. Neden bu kadar ciddi olduğunu sorsam kızar mıydı? Birşey der miydi ki? En iyisi sormamam gerekiyordu. Onun gibi ciddi olup anlaşmaya çalışacaktım ama pek ciddi biride değilim. Kurduğu cümleyle gözlerimi kıstım.*
-..Hmhm. Ben kendimi her halimden belli ederim zaten.
*Onu inceledikten sonra birazcık ona bakmıştım. Bana doğru eğilince gülümsedim ve ellerimi omzuna yerleştirdim.*
-..Bence adını öğrenebilmem için yakın olmamıza gerek olmadığını düşünüyorum ve zaten gerekte yok. Neden ismini söylemek istemiyorsun ki? Arkadaş olabiliriizz
*Ciddi durmaya çalışıp ciddi duramaması tatlı görünüyordu. Herkese yaptığım gibi bu çocuğa da belli bir mesafeyle yaklaşıyordum fakat aramıza dizdiğim buzları herkesten çabuk eritecek gibi görünüyordu.*
-Onu anladım.
*Diyerek cevapladım cümlesini. En azından kendini bilmesi güzeldi, çünkü öyle biri olduğunu gerçekten sezdiğim an bunu ona zaten söylerdim ve sonra üzülmesi hiç de işime gelmezdi.*
*Üstüne eğilmemi fırsat bilip ellerini omzuma koyduğunda, hafifçe sırıttım.*
*Masanın etrafından dolanıp onun yanında durduğumda, o ellerini tekrar omuzlarıma yerleştirirken kollarımı onun beline dolamış ve aramızdaki mesafeyi sıfırına indirmiştim.*
-Bu kadar sabırsız olmanı anlıyorum ama adımı herkese kolay kolay söylemem, Yang.
*Konuşmamın ardından yavaşça yüzüne eğildim ve dudaklarına doğru fısıldadım.*
-Ayrıca yanıma arkadaş olma umuduyla yaklaştığını düşünmüyorum.
-..Anlamasaydın zekandan şüphe ederdim zaten
*"Onu anladım" derken birazcık sinir olmuştum ve lafı söylemeden duramamıştım. Biraz kabacaydı ama bazen kendimi tutamıyordum. Ne kadar öyle olsa da biraz istemsizce boş yere sinirlenmiştim ama bana göre bir sorun yoktu. Sonuçta alınması onun suçuydu.*
*Şuan aramızdaki tek engel masaydı. Hwang'ın masanın etrafından dolanıp yanıma gelmesiyle tekrardan ellerimi omuzlarına yerleştirmiş ve gözlerine bakmıştım. Belimde hissettiğim kollarıyla birlikte gammam ile huzurlu hissetmiştim. Gülümseyerek suratına bakıyordum, yüzüme yaklaşıp dudağıma fısıldamasıyla dudaklarına yaklaştım. Gözlerine tekrardan bakıp mırıldandım.*
-..Saf biri değilsin. Açık gözlüsün. Dürüst olmak isterim ki yanına arkadaş olmak için gelmedim ama neden olmasın? Biriyle bu kadar yakın olup sadece bir isim mi vermiyorsun Bay Hwang? Oh.. yoksa miniğimiz korkuyor mu? Hm?
*Onu arkasındaki boş masaya yaslayarak aşağılayıcı bakışlar attım. Tek amacım onu kışkırtarak ismini öğrenmekti ve bu kışkırtmanın işe yarayabileceğini düşünüyordum, çünkü ben bir alfa veya üst bir tür olsaydım kendime böyle denilmesinden hoşlanmazdım.*
*Ben yanına ulaşmadan önce kurmuş olduğu cümleyi pek umursamamıştım. Yüksek ihtimalle amacı laf sokmaktı fakat pek de etki ettiği söylenemezdi. Ciddi ifademi korumayı tercih etmiştim.*
*Dudaklarıma doğru yaklaştığında sırıtmam genişlemişti. Yüzlerimiz arasında sadece birkaç santim kaldığında, gözlerini gözlerime çıkarıp kısık bir sesle konuşmasıyla onu dinledim.*
-Saf biri olduğumu düşünmen aptallık olurdu. Ben değilim, ama sen öylesin. Biraz daha dikkatli ol ufaklık.
*Son cümlesiyle burnumdan güldüm ve ardından dudaklarımı kulağına doğru yaklaştırdım. Sıcak nefesimi üfledikten sonra derin bir ses tonuyla fısıldamıştım.*
-İsmimi daha güzel bir zamanda söylemeyi tercih ederim.
*Yeterince açıklayıcı olduğunu düşündüğüm bu cümlenin ardından geri çekildim. Kollarımı da belinden ayırırken, sırıtmamı bozmadan ona göz kırpıp ardından yanından uzaklaştım. Arkamda kalan bedenin yüzünün aldığı ifadeyi fazlasıyla merak etsem de dönüp bakmadım. Eğer demek istediğimi anlamışsa çoktan utancından yüzü kıpkırmızı olmuştu bile.*