İçeriğe geç

Kurşun İzi

Bölüm 1 · 7 dk okuma

Kurşun İzi

Bölüm 1

1.Bölüm

Sağım,solum,önüm,arkam. Her tarafta insanlar vardı göz gözü görmüyordu. Sanki mahşer yeri gibiydi. Son olaylardan sonra insanların en çokta kadınların sabrı kalmamıştı.

Bu yıl beş yüze yakın kadın cinayeti işlenmişti tabi çoğu şüpheli ölümler olarak görülüyordu ama hepimiz onların birer cinayet olduğunu biliyorduk. Artık buna katlanamıyordum insanların çoğu da katlanamıyordu ki böyle bir kalabalık oluşmuştu.

Sadece burada Hakkari'de değil Türkiye'nin dört bir yanında şuan yürüyüşler yapılıyordu saat neredeyse gece yarısıydı. Herkes hep bir ağızdan bağırıyor sesini duyurmaya çalışıyordu.

Biz dışarı çıkarken dikkat çeker diye üzerimize ceket almaktan,sokaklarda tedirgin yürümekten,ortama tanımadığımız bir erkek girdiğinde telefon ile uğraşıyormuş gibi yapmaktan toplu taşımada ki ve sokaklarda ki pis gözlerden bıkmıştık.

Ne kadar kalabalık olursak olalım bir işe yararmıydı orası bilinmezdi ama hepimiz artık bunların önlenmesi için tepkimizi gösteriyor,sesimizi yükseltiyorduk. Dün Zehra,Ayşe,Elif. Bugün Zeynep,Azra. Yarın sen veya ben kimse bunu kestiremezdi. Burada insanların veya benim can güvenliğim tehlikedeydi.

"Polisler geliyor." Diye bağırdı yakınlarım da bir kız. Herkes yürümeye devam etti. Biraz sonrada caddenin başında zırhlı üç araç yolu kapattı. Herkes bağırarak yürümeye devam etti. Araçların yanlarından sıyrılıp yürüyüşe devam edebilirdik çünkü tamamen yolu kapatmıyorlardı. Araçların yanına kadar geldik ve polisler araçlardan indiler. Onlar inerken kaşlarımı çatarak onlara hiç bakmadan aracın yanından geçiyordum ki biri sertçe bileğimden yakaladı ve konuşmama dahi izin vermeden bileğime kelepçe taktı.

"Ne oluyor be." Dedim dişlerimi sıkarak ve bileğimi kurtarmaya çalışarak. Beni duymazdan gelerek arkadaşlarına doğru döndü "Hanımefendiyi alalım." Dedi sakinlikle ama buradaki herkese tiksinerek baktığını görebiliyordum. Sanki bizim bu eylemi yapmaya hakkımız yokmuş gibi sesimizi duyurmaya hakkımız yokmuş gibi.

"Beyefendi ben bir şey çalmadım, tehditler savurmadım. Birini taciz veya tecavüz etmedim. Birini yaralamadım veya öldürmedim." Dedim sesim git gide yükseliyordu deyim yerindeyse kan beynime sıçramıştı. Ya sabır der gibi başını yana yatırdı sonra hiç beklemeden acele ile ensemde tutup araca bindirdiler. "Ben bir suç işlemedim burada kendi haklarımı savunuyorum." Diyerek bağırdım.

Benim ardımdan araca iki kadın daha bindirdiler onlarda olduğu yerde kıvranarak kelepçeyi çıkarmaya çalışıyorlardı ama nafile. Daha önce denemiştim. Abim ile çok iyi anlaşırdık ama malum abi terörü diye bir şey vardı kendisi asker olduğu için onda da ne olur olmaz diye kelepçe bulunuyordu ve çıkarılabiliyor mu diye bakmam için beni kelepçelemişti ve iki saat hatta belki de üç saat öylece kalmıştım. Aklıma gelince gözlerimi devirdim ve derin bir nefes aldım.

Sanırım abime şuan ihtiyacım vardı. Araç karakolun önünde durduğunda prosedür gereği ifademizi alacaklarını anladım. Yanımdaki kumral saçlı beyaz tenli kıza döndüm. "Bizi niye tutukladılar bir fikrin var mı?" Diye sordum ama bilmiyorum dercesine çaresizce başını iki yana salladı.

Sinirlerine hakim olmak adına tekrardan derin bir nefes aldım ve verdim. Ensemde tekrar tutup karakola soktular ve bir odaya fırlatırcasına attılar ardından kapıyı sertçe kapattılar. Arkasından "Yavaş" dedim sert bir şekilde. Odada sadece bir masa ve sandalye vardı. Oflayarak sandalyeye oturdum. Dik durduğuma ve çenemin havada olduğuna emin olacak bir duruş seçtim kendime.

Sonra odaya elinde bir dosya ile polis memuru girdi. "İdil Mercan." Dedi adımı belirterek. "Buyurun benim." Dedim sakinliğimi bozmadan. Başımı hafifçe yukarı aşağı salladım. "Hangi suçlama ile buradayım acaba komiser bey?" Dedim dişlerimi sıkarak ve yüzümü ona eğerek. O benim aksime tamamen duygusuzca ve bir an önce buradan gitmek istiyormuş gibi bakıyordu. "Yasa dışı bir eyleme katılma suçunda burada bulunuyorsunuz şuan." Başımı normal olmayan bir sakinlikle tekrar aşağı yukarı salladım.

"Peki bir telefon görüşmesi yapabilir miyim?"

"Kimin ile görüşmek istiyorsunuz?"

"Abim...Tolga Mercan... Üsteğmen Tolga Mercan." Dedim ismini vurgulayarak Hakkari de çoğu kişi onu tanırdı. Komiser ismi duyunca kaşlarını kaldırdı ve ayağa kalkıp gel dercesine elini salladı. Ayağa kalkıp duvara sabitli eski tip telefonun önünde durdum ve ellerimi havaya kaldırdım. Bir anahtarla kelepçeyi çıkardı.

Hemen telefonda abimin numarasını tuşladım. Çaldı. Çaldı. Çaldı. Sonunda açıldı. "Abi" dedim umutla. Bugün izin günüydü ama öğlen askeriyeye çağırmışlardı. "Ne oldu abim." Dedi homurdanarak. Ses tonu müsait olmadığını söylüyordu. Uzatmadan konuya girdim. "Abi ne oldu anlamadım bir anda bileğimi tuttular sonra kelepçe takıp karakola getirdiler." Dedim hızlı hızlı olanları anlatırken. "Biliyorum abim biliyorum ama ben şuan hiç müsait değilim." Sıkıntılı bir nefes verdim.

"Ee ne olacak şimdi." Dedim ve dişlerimi dudağıma geçirdim. "1 gece orada kalsan sorun olur mu." Derken sesinde mahçup bir tını vardı. Onu üstelemek istemedim çünkü üstelersem daha da mahçup olucaktı veya işini bırakıp buraya gelebilirdi.

"Tamam kalırım. Yarın görüşürüz." Dedim ve telefonu yerine koydum. Sıkıntı ile yere bakıyordum. Aklıma gelen numara ile tekrar komiser'e döndüm. "Birini daha araya bilir miyim?" Telefonu eline aldı ve bir kaç numarayı tuşladı sonra telefonu bana uzattı.

Telefonu hemen aldım abim bir şey olursa bu numarayı arayabilirsin demişti. Şuan müsait olsun diye içimden dualar ediyordum diğer yandan da numarayı tuşladım. Telefon ilk çalışta açıldı ama hiç ses gelmedi. "Şey ben İdil... İdil Mercan. Tolga Mercan'ın kardeşi."Dedim ne söyleyeceğimi bilemeyerek.

Dediğim anda telefondaki "Bir sıkıntı mı var?" Diye sordu tok bir sesle. Onu tanımıyordum sadece abimin komutanı ve askerlerine çok bağlı olduğunu biliyordum. "Evet, ben şuan karakoldayım da abim de müsait değil." Diye geveledim. Telefonda bir hışırtı duydum.

"Ne için oradasın."

"Sözde yasa dışı eylemde bulunmuşum."

"Ne gibi bir eylem bu?" Dediğinde telefonda bir çarpma sesi duydum.

"Kadın hakları için yürüyüş yapıyordum."

"Anladım. Yirmi dakikaya gelirim. Seni hücreye sokmalarına izin verme tamam mı?"

Rahatlıkla bir nefes verdim. "Tamam" dedim sevecen bir sesle. Ardından telefonu kapattı bende elimdeki telefonu geri yerine bıraktım. Komiser kaşlarını çatmış bana bakıyordu. Bende 'Ne var' dercesine ona baktım.

"Az önce konuştuğunuz kimdi?" Kumral saçlarımı elimle geriye attım. Bunalmıştım. "Abimin komutanı." Kaşları havalandı. "Yani Yüzbaşı Boran Sarp Tekin mi?" Ellerimi yüzüme doğru salladım ve rüzgar oluşturmaya çalıştım. Adı Boran mıymış? Yüzbaşı mıymış?

Öyledir herhalde ne bileyim ben tanımıyorum adamı. Düşüncelerimden sıyrıldım ve komiser'e cevap maliyetinde başımı aşağı yukarı salladım ve tekrar sandalyeye oturdum. Bir daha bileğime kelepçe takmadı ve yaklaşık beş dakika sonra o da odadan çıktı.

Yanağımın içini ısırdım ve karşımda ki camdan yansımama baktım. Kumral saçlarım biraz karışmıştı rujum aynı duruyordu fakat maskaram akmıştı. MASKARAM AKMIŞTI! En sinir olduğum olaylar listesinde kesinlikle ilk beşe girerdi. Ellerim ile kahverengi gözlerimin altını ovuşturdum. Ama çıkmadı oflayarak ayağa kalktım ve kapıya gidip tıklattım.

"Makyaj temizleyici varmı acaba elinizde." Dedim yüksek ama nazik bir sesle. Kapı kolu çevrildi bende bir iki adım geri çekildim. Komiser tekrar içeri girdi.

"Bir isteğiniz mi var?"

"Evet, makyaj temizleyici var mı burada."

Kaşlarını çatarak yabancı bir varlıkmışım gibi bana baktı. Bu bakıştan olmadığını anladım. "Peki ıslak mendil falan yok mu?" Komiser bu sefer başını salladı. "Getireyim." Diyerek dışarı çıktı yaklaşık bir dakika sonra bir ıslak mendil paketi ile geldi ve bana uzattı.

"Sağ olun." Dedim ve kestirip attım. Paketten bir mendil aldım ve cama bakarak gözümün altını sildim. İşimi hallettikten sonra kapı ağzına kadar açıldı ve içeriye geniş omuzlu uzun boylu bir adam girdi. Boyu sadece uzun demekle kalmazdı maşallahı vardı. Yeni gelen adam komiser'e bir baş hareketi yaptı ve karşıma kadar gelip durdu.

"Bir sorun olmadı değil mi?" Başımı kaldırıp yüzüne baktım. Kısa siyah saçları, Keskin yüz hatları ve sert bakan ela gözleri vardı. Muhtemelen kaşlarını çok çatıyordu çünkü alnı kırışmıştı. "Hayır olmadı nasılsa sizin adınız geçince kimse bir şey yapmadı tek başıma oturdum odada."

Memnuniyetle gülümsedi ve o da yüzümü inceledi. "İyi madem. Çıkacaksın şimdi." Dedi ve kapıda bir polis belirdi. "Bir imza atman yeterli sonra çıkabilirsiniz." elindeki dosyayı bana uzattı. Dosyayı aldım ve adımın yazdığı yerin altına imzamı çabucak attım ve tekrar polise uzattım.

Ve o an fark ettim ki bu beni tutuklayan polisti. Sahte bir gülümsemeyle dosyayı ona uzattım. "Kolay gelsin." Dedim. Yüzünde hala aynı tiksinti vardı Boran'a kısa bir bakış attı ve odadan çıktı.

Boran'a dönüp "Kusura bakmayın sizide uğraştırdım." Dedim ve tekrar gülümsedim ama bu sefer gerçekten içtendi. "Eh bakmayız artık." Dedi sesi ciddilik ve alay arasındadı. Ben odadan çıkcakken arkamdan "İstersen ben bırakayım." Diye seslendi. Yanımda para çok yoktu taksiye binemezdim bu saatte minibüste yoktur şimdi hem benim o yolu çekecek halimde yoktu. Durdum ve Boran'a döndüm.

"Aslında hiç de fena olmaz." Bu sefer o benim önüme geçti ve hızlı adımlarla koridoru geçti. Bende peşinden koşar adım hızla ilerliyordum çünkü buradan çıkmak istiyordum. Beni beklemeden danışmadan İsmimi vererek eşyalarımı aldı ve bana uzattı.

"Sen Paltonu falan giy ben arabayı alayım." Dedi ve gitti. Paltomu giydim, küçük çantamı da boynuma astım ve karakoldan çıktım. Kapının önündeki aracın içinde ki Boran'ı gördüm ve yolcu koltuğuna yerleştim. Abimden dolayı evin nerede olduğunu biliyor olmalıydı ki hiç soru sormadı. Bende telefonumu çıkardım ve gelen bildirimlere baktım ilgimi çeken bir şey yoktu.

Araba en sonunda durduğunda kapıyı açmadan önce ona dönüp. "Teşekkürler Yüzbaşı." Dedim ve arabadan indim. Arkamdan "Rica ederim Mercan." Diyen sesini duydum ama arkamı dönmeden çantamdan anahtarı çıkarıp binaya girdim ardından hızlı adımlarla merdivenden çıktım ve dördüncü katta abimle beraber kaldığımız dairenin kapısını anahtarı çevirerek açtım.

Kapıyı ardımdan kapattım ve paltomu antredeki askıya fırlatır gibi attım. Ayaklarımı sürüyerek salona geldim kanepe görüş alanıma girdiği gibi kendimi kanepeye bıraktım. O kadar yorgundum ki karakoldan buraya nası

l geldiğimi hiç anlamamıştım. En sonunda gözlerimi açık tutamadım ve uyuyakaldım.

Bölüm sonu

3 yorum