
21 Şubat kışın etkisini gösterdiği. hayır kışın bütün mevsimler arasında en kötü olduğunu kanıtlar bir şekilde kendini gösterdiği sert çok sert bir kış günüydü.
Meteorologlar tarafından bas bas bağırıyor ve çığırlıyordu. Kar gelecek. Gelmekle kalmayacaktı belli oluyordu ki birkaç şey almadan da erimeyecekti belediye bunun farkında mıydı yoksa ben mi aptaca bir endişesine mi kapılmıştım bilmiyorum.
O zaman 11 yaşında çok fazla hayalperest. hayır normal bir hayalperestlik aşırı bir aptallık içindeydim. Uzun uzadıya düşünüyordum ama ne düşündüğümü hala hatırlamıyorum sanırım çocukluktu hani çocuklukta olur ya ne düşündüğünüz hatırlamazsınız ama hani,görseniz hatırlarsınız,eski düşünceleriniz yıllar sonra ayrıldınız arkadaşınız gibi birden karşınıza çıktığında ondan utanabilir ya da gurur duyabilirsiniz ben utananlardanım. Bunun nedenleri yetişkin olup çocukça hayallerimin aptalca gelmesi değil.
Hayallerim 11 yaşında bir çocuğun düşünebileceği kadar uçarı kaçarı biraz disiplesiniz biraz da fazla abartılmış havalı olduğumu düşündüğüm ama asla olmayan birkaç şey dir. Ama olay hayal kurarken etrafımda olanlardan utanmama dönünce evet geçmişteki düşüncelerimi çizerken yanımda olanlardan utanıyorum.
Bana sordukları sorulara cevap verdiğimde onların verdiği cevaplar gerçekten de bunaltıcıydı. Bunaltıcı olmaktan kastım birini sıkmak ve daralmasını sağlamak değil bunaltıcıdan kastım nefes aldığın her dakikayı sorgulayarak ama neyi sorguladığını bilmeyerek geçirmekti.
Babamın arkadaşı gelmişti ve fırtınadan dolayı bizde kalacaktı bir gece boyunca.
Rıza amcayı severdim namazında niyazında hayatında her şeyden memnundu. (O bence birkaç şey deneyip başaramadıktan sonra da pes edip hayatlarının ona verdiği şeylerden memnun olmaya çalışanlardan dı)
Bana başkasının anlattığı hikayeleri anlatırdı. Kendi hikayeleri yok muydu? vardı tabii ama şahsen hikayeler işlerinde yaşanan bir olay varsa çekici olurdu. Ve Rıza amca bu 11 yaşındaki veledin onu annesinin kolları arasında yaşadığı o sıkıcı hayatı dinlemek istemediğini çok iyi biliyordu.
Rıza ferdi Çankıl. 2 sokak ötemizdeki okulun müdürüydü.
İyi geliri ve bir öğretmenin yaşayabileceği en stabil hayatı yaşayan biri olarak iyi göründüğünü söyleyemezdim. Okulda çok fazla zaman geçiriyor kendine çok az zaman ayırıp, hayatı ile çok az ilgileniyordu.
Hayatı demişken Rıza amcanın hayatı kaybolalı yıllar oluyor. O yüzden Rıza efendi hayatım sözcüğünün hiçbir zaman kötü bir manada kullanmadı.
Bir gün boyunca bizde kaldığı sürece bununla fazla ilgilenmiş ve yanında hiç ayrılmamıştım onu gözlemlemiştim. Çekingen bir yapıdaydı 56 yaşında siyah saçlarının içinde grilikler belirmiş gözlerinin altında torbalar oluşmuş biriydi. Annem bizi yemeğe çağırınca Rauf bey utana sıkıla ki (rıza bey sadece bizim yanımızda daha az utanırdı)
Yemeği yemeğe başladığınızda 2 yetişkin erkeğin konuşması ve ara sıra annemin de dahil olmasıyla diğer üç kardeşimle ben birbirimizle fısıldaşmaya başladık. Yemek yenilip masaya meyve tabağı geldikten sonra ki bu meyveleri Rıza amcam kendi evi için almıştı ama burada kaldığı için mahcubiyetinden yememiz için ısrar etmişti ve bizi öne sürerek annem ve babama da ikram etmişti. Durup durup düşünüyorum bu Rıza bey neden böyle diye. Aynı şekilde başkası da benim için düşünüyordur bu kız neden böyle diye.
Eğer kış gelmezse barajlarda olmaz çıkması gereken meyvelerin ruhu ısı alınmaz üşümediği için hayvanlar kış uykusuna yatmaz ve hayvanlar uykusuna yatmazsa birbirleri yerler. Bunlar kış sayesinde düzene kavuşuyor ama hayvanlar dahi kendilerini buna adapte edebilmişken zaten sürekli olarak bu şehirde kışları aynı kazalar tekrar ediyor bilmiyordum.
Hayvanda olup bizde olmayan düşünme yetisini hayvanlar bizim yerimize kullanıp rahat ediyor bizi de hayvanlarda olan içgüdü ile hayatta kalmaya çalışıyorduk.
"Dikkatli git yollara dikkat et her an kaza olabilir "falan filan tahmini şeylerle hayatta kalmaya çalışıyorduk.
Televizyonu her açtığımda şu sesi duyuyordum
"Bu yıl kış yine mal ve Can kaybına sebep oldu, yada, dondan etkilenen meyve sebze fiyatları etkileyecek mi?? Az sonra" gece ilerlemiş ve en sonunda da yarıya gelmişti.
Annem diğer üç kardeşim yatırıp benim de uyumam gerektiği hakkında birkaç şey söylemiş beni odama yollamıştı. Ben tamam dememe rağmen gece lambasını açıp pencereye doğru gittim. Kar taneleri büsbüyüktü, çok hızlı ve ardı ardına kesilmeyecek bir şekilde aşağıya düşüyorlardı.
Kendime ayırdığım hayal kurma sürem dolduktan hemen sonra üşümeye başladığım için yorganımın altına girmiştim. Ağzına girdikten sonra da düşünmeye başladım yıllar sonra nerede olacaktım?
Elif gelecek ile ilgili hayalleri kurmaya daha gelecek gelmeden başlamıştı. Sürekli olarak birkaç yıl sonra ne yapıyor olacağım düşüncesiyle yaşıyordu tabii bu bir çocuğun düşüneceği kadar sıradan bir konuydu. Böyle düşünerek uykuya daldı.
Saatler geçti
Elif uyuyor ve uyudukça da yorganın altında hareket ediyordu hareket ettikçe saçları birbirine karışıyordu siyah düz saçları bulabildikleri her yeri giriyor ve hiçbir şeyden habersiz bir şekilde uyuyan Elif'i kaşındırıyordu.
Bir saat geçti
İki saat geçti
Zaman böyle gide gide sabah geldi. Elif kendi kendine de kalktığı için bu durumu epey yadırgamıştı neden annesi onu kaldırmamıştı?
Neden şu an başında dikilip onun yardıma çağıran bir anne burada değildi?
Yatağından yan odaya gittiğinde annesinin evde olmadığını anladı.
Oturma odasına gitti Rıza amcası orada değildi.
Askılığa baktı. Annesinin, babasının ve Rıza amcasının paltoları eksik ti.
O sırada banyodan çıkan yan komşunun 19 yaşındaki kızı beyza endişeli bir ses kısıklığıyla onunla konuşmaya başladı. Elif akıllı biriydi alışık olmadığı şeylerin olduğunu anlamış etraftaki yanlışlıkları da tespit etmişti.
Söz evirdi çevirdi ve sürekli olarak aynı yere getirdi.
"Annemler nerde"?
Sorduğum soru karşısında Beyza abla gözlerini kaçırarak en sonunda cevapları.
"Hastaneye gittiler miniğim"
"Neden?"
"Amcan... amcan azıcık kötüleşmiş"
Bunu duyduğumda biraz daha sakinleşmiştim. Rıza amcayı severdim ama anne ve babama duyduğum korku Rıza amcama duydum korkudan daha fazlaydı ama bu yanlıştı ve bunu anladığım an tekrardan korkmaya kendimi zorladım.
Beyza abla ya soydum da acil bir şeyin olmadığını sadece bir atak ya da kriz gibi bir şey olabileceğini söyledi ikisinin de ne olduğunu bilmiyordum ama hafif bir şekilde anlattığı için ben de hafife aldım. Ama bundan 3 saat sonra duyduğum şey pek hafife alınmaması gereken bir şey olduğunu söyledi
Anne ve babam aralarında konuşuyorlardı eve gelmiş ve yüzleri bembeyaz halde bizi kandırmaya ve avutmaya çalışıyorlardı daha doğrusu beni,çünkü kimse fark etmemişti. Ama ben huzursuzdum ve sürekli sorular soruyordum Kaçak göçek cevaplar vermeye başlayınca da onları dinlemeye başladım.
Odalarında konuşuyorlardı."koskoca adam birkaç saatte nasıl yayılır diye bir şey mi dokundu acaba"
"Yediği ne dokunacak hanım yemek boyunca ağzına lokma mı koydu sanıyorsun"
"Doktorlar dedi organ yetmezliği imiş dedi"
"Yeni bir akciğer mi gerekir sence"
"Gerekmesine gerekir de hanım sorsana bir bulunur mu?"
Baba
mın ani öksürük sesi ile yerimden sıçrayıp koşarak odama gittim.Ben uyurken ne olmuştu?