İçeriğe geç

kuresento raito

Bölüm 7 · 7 dk okuma

kuresento raito

Bölüm 7

Küçük Tatlı Ay Işığı

Bu kadar şeyi anlamaya beynim yetmiyordu artık. Annem ve babam bizi ölmek için terk etmişti. Kardeşimi hiç tanımadığım insanlara emanet edip geyşa okuluna düştüm. Daha sonra kendimi büyücü ve ninjalara ev sahipliği yapan bir kasaba-köye buldum. Şimdi ise bana buralı olduğumu söyleyen, akıl okuyabilen bir kadın ninja ile karşı karşıyayım.

Gözlerimi istemsizce belerttim. Akıl sağlığımı korumaya çalıyordum. Korkuyordum. Sadece kendim için değil kardeşim içinde korkuyordum. Kısa bir süre içinde onu yanıma almalıydım. Yarı yolda bırakmış gibi hissediyordum.

Şimdi karşıma geçmiş birisi bana büyücü kanından geldiğimi ima ediyordu. Ağzımı açıp tek kelime edemedim. Artık konuşmaktan yoruldum. Hayatımın, ailemin bir yalan üzerine kurulmuş olmasından yoruldum.

Bayan Sakura güzel gözleriyle hala bana bakıyordu. Herhangi bir cevap bekliyordu. Konuşmayacağımı anlayınca gülümsedi. " Rahatla. " Kaşlarımı çattım.

" Nasıl rahatlayacağım. "

Dizimde azıcık bulunan kuvvetin daha azaldığını hissettim. Ellerimi bacaklarımın üstüne sıvazladım. Gücüm artıyor muydu, azalıyor muydu ? Belirsizlik. Hayatımda sadece belirsizlik vardı ve ben bundan nefret ediyorum.

Bayan Sakura koluma girip beni bir duvarın kenarına oturtturdu. " Şaka yapıyorsunuz Bayan. Değil mi ? " Bayan Sakura tekrardan gülümseyerek başını iki yana salladı.

" Neler oluyor ? Anlamıyorum artık ! " Diye haykırdım. O ise çok sakin bir şekilde beni izliyordu. " Kamien'ın nerede olduğunu öğrenmem gerek. Çıkmak istiyorum buradan ! " Bayan Sakura konuştu.

" Sen buraya aitsin öğrencim. Vücudunda akan her damla kan burası için akıyor. Şimdi gitmek istiyorsun ama geri dönme ihtiyacı hissedip tıpış tıpış geleceksin. Çünkü sen buralısın. Kendini başka hiç bir yere ait hissedemezsin. " Haklıydı. Kendimi doğup büyüdüğüm kuzeye bile ait hissedemiyordum. Buranın havası ise her ne kadar benim için yalanlarla bile dolu olsa iyi gelmişti. Beni hasta ettiği gibi iyileştirmişti.

Dizlerime tekrar acı girince hızlıca ovaladım. Bakışlarımı kaldırım. " Buralı olmam imkansız. " Deyince Bayan Sakura kaşlarını kaldırdı. " Sebep ? " Derin bir nefes aldım. " Çünkü benim babam kuzeyli. Her özelliğinide taşıyor. Bende onun gibiyim. Annem ise ... " Sakura Hanım dudaklarını büzdü. " Evet. Annen ise ? " Pekâlâ ! Annemin nereli olduğunu bilmiyordum. " Annemi tanıyor musunuz." Bayan Sakura yanıma çöktü. Güçlü ve tecrübeli bir sesle anlatmaya başladı.

" Evet. Buradan gittiğinde Annesi ve babası ölmüştü. henüz 15 yaşındaydı. Bende 11. Ailelerden doğan çokta güçlü olmayan Bir arkadaşlığımız vardı. İyi geçindirdik. " Kadını izleyerek sordum. " Nasıl yani ? " O ise uzağa dalarak devam etti. " Annen ayrıldıktan iki yıl sonra elimize bir mektup geçti. Seni doğurduğuna dair. Seni, senin yaşında doğurdu. " Bunu zaten biliyordum. Ama annem özgürlüğüne düşkün bir kadındı. Babamla neden çok erken evlendiğini hep merak etmiştim. Cevabı ise her zaman ( aşk ) olmuştu.

Bayan Sakura geçmişin hatırlarını sesine yansıtarak devam etti. " Nerede olduğunu kimse bilmiyordu ancak görevini satmıştı. Bunun cezası ölümdü. Kendisi ayriyeten bir yabancıyla evlenmişti. Herkes onu aramaya başladı. Kasabadan çıkan tüm Ninjalar onun ve doğurduğu kızın, yani senin peşine düştü. Sonuç olarak ... Onu bulamadılar. Ondan geriye kalan tek bir iz bile yoktu. Sanki Japonya'dan uçup gitmişti. Bir kaç sene sonra annen K- " Duraksadı dikkatle ona baktım. Devam etmek için ağzını araladı. " Annen İchika unutuldu. Sende unutuldun. Şimdi ise tıpış tıpış kendin ayağınla geldin. " Aklımdan annem çıkmıştı. Sinsice " Annemden bahsederken "K" harfini kullandınız. " Dedim. Kahkaha attı. " Dil sürtünmesi diye bir şey var tatlım. Bu kadar takılma her şeye. " Ayağa kalktı.

" Antremanlara yarın başlarız. Şimdi sana odanı göstereyim. "

Beni tapınağın en üst katına götürdü. Onlarca soru sordum ama bu sefer hiç birini cevaplamadı.

Odam olarak gösterdiği yere girdim. Son kez sordum.

" Şato ne için kullanılıyor ? " Cevabı ise " Gizli işler Aiko. Bu konuda meraklanmaman için seni uyarıyorum. Başına kötü şeyler gelebilir ve ben bundan mesul tutulabilirim. " Dedi, gitti. Oda iki bölümden oluşuyordu. İki tane yatağı vardı.

Ha ha, hayır tabi ki akşama kadar bu odada oturup kös kös pencereden dışarıyı izlememiyeceğim. Manzara ise... kötü sayılmazdı aslında.

Ben az önce hayatım boyunca hiç görmediğim bi hoca tarafından annemin hayat hikayesini ve ninjaların benim peşime takılışını dinlemiştim. Sabrım yoktu. Bir şeyler yapmam lazımdı. Kapıyı açarken bir anda geç gelen bir düşünce ile duraksadım. Bayan Sakura bana az önce sen tıpış tıpış geldin demişti ... Buraya Kamien'ın eşliğinde gelmiştim. Kahretsin, Kamien ! Her şeyin altından senin bir yalanın çıkıyor. Umarım bilmiyordur. Umarım beni kullanmamaştır.

Etrafta tek bir insan kulu bile yoktu. Herkes antremandaydı. Oradan oraya geçiyor bir şeyler bulmak için çabalıyordum. Bir alana girdim. Etrafta dört tane kapı vardı. Rastgele bir tanesine girdim ve etrafıma bakmaya başladım. Burası bir yatakhane değil, bir çalışma odasıydı. Kutu gibi küçüktü. Ufacık penceresinin içinden içeriye minik bir gün ışığı süzülüyordu.

Odanın içini karıştırmaya başladım. Çekmecelerden birisini açtım ve içinde bir kaç dosya buldum. Hepsinde gereksiz şeyler yazıyordu. Daha doğrusu benim anlayamadığım şeyler. " Gölgenin hizmetine güneş ışığının yansıması düşer. " Gibi yazılar bulunuyordu. Çok oylanmadan dışarı çıktım.

Diğer üç odaya da aynı şekilde baktım ama hiç bir şey bulamadım. Burada bir şey bulamıyacağımı biliyordum zaten. Bu yüzden bu kattan sızmaya karar verdim.

Koridorları teker teker kontrol edip boş olduğundan emin olduktan sonra hızlıca hareket ederek alt kata indim. Etrafta bir sürü oda, salon vardı. En karanlık olanı içimdekj dürtü ile seçtim. Koridorun içine girdikten sonra içimde bir şey hissettim. Resmen burada bir şey beni yanına çekiyordu.

Dönmeli bir merdiven görünce oraya tırmandım. Yukarı tarafta sadece küçük bir hol ve üç tane oda vardı.

Merdivenin sağındaki kapıdan içeri girdim. Ağzım açık kaldı. Burası kocaman ve pisinden görünmeyen bir yatak odasıydı. Ortada kocaman ve toz tutmuş bir yatak ve gereksiz bir kaç çürümüş, ahşap mobilyalar vardı. Odanın sağ kısmının ortasında kocaman kemerli bir kapı vardı. İlk başta odanın içini iyice karıştırdım. Mavi mücevherlerle döşenmiş altın bir tarak dışında hiç bir şey bulamadım. Onu da geri yerine koydum.

Kemerli kapıdan içeri girdim. Kasabanın orman olduğu sağ kısmını gösteren kocaman bir penceresi vardı. Odayı deşmeye başladım.

Çalışma masası ve kitaplıklar vardı. Üstü örümcek ağı tutmuş kitapları incelmeye başladım. Ellerimi iğrenmeden kitapların üstünde hayranlıkla gezdirdim. İçime güçlü bir his doğdu. Sanki deja vu yaşıyor gibiydim. Rastgele bir kaç kitabın içine baktım. Daha sonra elimi tekrar bir kitabın üstüne attım. Çektim ve başlığına baktım. Japonca harflerle kocaman, toz tutmuş şekilde

" Kuresento Raito. " yazıyordu. Kitabın bir kaç sayfasını dikkatle inceledim. Bir yerde kocaman harflerle yazan bir başlığa baktım. " Küçük, tatlı ay ışığı. " Metini okumaya başladım.

" Oyun bitince sıkılır ay ışığı. Ah küçük tatlı ay ışığı. Burada mutlu değil. Kaç kaç. Kaçabileceğin yere kaç. Buraya ait değilsin sen Küçük Tatlı Ay Işığı. Burada mutlu değilsin sen. Küçük Tatlı Ay Işığı, mutlu olabileceğin bir yere git. Orası cehennem bile olsa, huzur bulacağın bir yere git. Kaç kaç. Küçük Tatlı Ay Işığının kaderi, böyle son bulacak. "

Okuduğum metinden hiç bir şey idrak edememiştim. Bu kitabı kim yazmıştı ? Ne demek istemişti ? Bu kocaman ve neredeyse tarihe gömülecek oda kime aitti ? Bu kim kitapları kim okuyordu ? En önemlisi ; dış dünyadan bu kadar uzak bu yere böyle kitaplar nasıl geliyordu ?

Kitabın sayfalarını çevirdim. Bir bitki çayının tarifinin yazdığı bir sayfada durup ilgiyle okuyup, beynime kazımaya başladım.

" Bir lavanta yaprağı. " Oww, her yerde lavanlatalarla ilgili şeyler vardı. Devam ettim. " Lerkasmea çiçeği, kırmızı örf dikeni, Gürgen ağacı yaprağı, " Kaşlarımı çattım. Bunların hepsi garip şeylerdi. " Nadian mağarası suyu ve bu suda kaynatılmış yeşil çay ile tarifteki tüm her şey karışır, ortaya bitki çayı çıkar ve içilir. "Kitabı yanıma almak istedim ama bunun şüphe uyandıracağından şüpheliydim. Kitabın arka sayfasını koparak masanın üzerinde bulduğum ince bir kömür kalem ile bunları o sayfaya not ettim. Biraz daha karıştırmak istedim.

Ancak bir kaç tahta gıcırtısı duyunca adrenalinden kalbim fırlayacaktı.

Birisi buraya doğru geliyordu. Saklanacak sadece masanın altı vardı. Kitabı hızlıca yerine koyup masanın altına sığıştım.

Birisi kapıyı açıp içeriye girdi. Buraya doğru geliyordu. Nefes alışverişim hızlandı. Masanın ön tarafında ki küçücük boşluktan gelen kişiyi görmeye çalıştım, ama bir çift mavi bot dışında hiç bir şey göremedim. Mavi botlu kişinin ayakları kitaplığa yöneldi. Eliyle koymuş gibi bir kitabı seçti. Kitabı aldığının sesini duydum. Ardından hızlıca çekip gitti ve yavaşça kapıyı kapadı.

Masanın altından çıkıp üstüme çeki düzen verdim. Kalbim hala hızlı atıyordu.

Kitaplığa yöneldiğimde beni şaşırtan bir şey oldu.

" Kuresento Raito " Kitabı yoktu. O sırada anladım. Bu gizemli kişi, bu kitap için gelmişti.

Bölüm sonu

1 yorum