Babam bana küçükken rüyaların birer anahtar olduğunu söylerdi. Kendisi için bu söyledikleri bir masaldan ibaret bile olsa, benim zihnime kazınmış şeylerdi. Rüyalar, hiç bir emek sarf etmeden, sadece uyuyarak kazandığımız bilgilerdi çocukken. Büyüyünce bu masallardan inanmayı bıraksam bile aslında büydükçe bu masallar daha çok karşıma çıkmaya başladı. Hadi babacığım, iyi geceler. Al bir anahtar daha. Hiç bir şey yapmadan gör sadece gerçeği.
Yoğun bir baş ağrısı ile gözlerimi açtım. Yeni duran, ferah, açık renk bir odanın içerisindeydim. Odanın üç duvarında üç tane büyük pencere vardı. İçeriye gün ışığı sızıyordu. Gece yaşadığım bayılma sonrası burada sabaha kadar uyuya kalmıştım belli ki. Etrafta güzel bir gül kokusu vardı. Burnu yormuyordu. Sadece çok hoştu.
Odanın duvarına dayatılan rahat bir yatakta yatıyordum. Odanın içinde sadece bir yatak, yer sehpası ve bir tane ayna vardı.
Dizlerimde yoğun bir ağrı vardı. Yataktan kalkmak için yorganı üstümden attım ve yere bir adım attım ama attığım gibi kendimi yerde buldum. Ayaklarım tutmuyordu. Yatağın kenarına tutunarak ayağa kalkmayı tekrardan denedim. Yavaşça elimi yataktan çektim. Dizlerim titriyordu ama ayakta durmayı başarabiliyordum. İleri doğru tekrardan bir adım atmayı denedim. Attım ve durdum. Bu seferde durduğum gibi dengemi kaybetip kalçamın üstüne düştüm. " Lanet olsun ! " Diye tısladım sinirle. O sırada odanın meşe kapısı birisi tıklandı.
" Kimsiniz ? " Diye sorunca çat diye içeri girdi.
Kısa boylu, zayıf bedenli, orta yaşlı bir kadındı. Yüzünde kırışlıklar vardı. Saçını topuz olarak toplamıştı. Bu yüzünü germişti. Gözleri burada normal olsa bile alışık olmadık derecede çekikti. Üstünde ten rengi bir kıyafet vardı.
" İyi oldun mu ? " Diye sordu yerde öylece oturan bana bakarak. Sinirle söyledim. " Neredeyim ben ? Kamien nerede ? " Kadın beni yerden kaldırmak için yanaştı.
" Kamien şuan seninle ilgilenmez kızım. " " Nedenmiş ? "
Kadın eliyle dirseklerimi tutarak beni havaya kaldırdı.
" Nişanlısı ile beraberde ondan. " Yüzümün gerginleştiğini hissettim. Nişanlı mı ? Kamien'ın nişanlı olduğu aklımın ucundan bile geçmezdi. İçimde nedensiz bir hayal kırıklığı hissettim. Neden kırıldığımı anlamıyorum. Bu adam sonuç olarak çokta önemli bir yere sahip değil bende. Değil mi ?
Kadın beni tutarak yer masanın yanında duran beyaz bir minderin üstüne otutturdu. " Neden bu odada olduğum hakkında bir cevap alamadım. " Kadın cebinden bir şişe çıkardı. İçinde yeşil sümük gibi yapışkan bir şey vardı. Bir kaşığa döktü ve bana uzattı. İçmeyi red ettim. " Soruma cevap verin. " Kadın bana alttan alttan baktı. " İçmeyi red mi ediyorsun ? " Başımı bir aşağı bir yukarı salladım.
" Ee iyi o zaman. Sonsuza kadar bu şekilde dizlerin tutmaz ve bir insana muhtaç kalırsın. Yürümek için bile olsa. " Deyince kaşıkta sallanan iğrenç sıvıya baktım. Dudaklarımı sakince araladım ve araladığım gibi kadın ağzıma kaşığı soktu.
İstemeye istemeye yutmak zorunda kaldım. Kadın yerden doğruldu. " Bir kaç dakika bile sürmeden yürüyebilirsin. " Dedi ve kapıya yöneldi.
Neler olduğunu sormak için ağzımı açtım ama o dışarı çıkıp kapıyı çarparak kapattı. Sinirle hırladım. Şimdiyse öylece ilacın, yani umarım ilaç olan şeyin etki etmesini bekliyordum. Yaklaşık bir beş dakika öylece oturduktan sonra ayağa kalkmaya denedim. Şimdi ayaklarımın üstünde durabiliyordum ama psikolojik olarak adım atarken yavaş ve korka korka ilerliyordum.
Meşe kapıyı açtım. Evin artık dışındaydım. Bir kaç basamak taş merdiven indikten sonra ayaklarım çakıl taşlarına basmaya başladı. Evin ön tarafına doğru ilerledim. Deniz kıyısındaydık. Kasaba tepenin yukarısında kalıyordu ve böyle bir durumda oraya çıkıp Kamien'ı bulmam imkansızdı. Beni kolaylık olsun diye buraya getirmişti ama şimdi yürürken bile bir sıvıya muhtaç kalmıştım.
Biraz ufuğa baktığımda orada duran bir genç fark ettim. Denizin kenarında durmuş dalgaların ayaklarına vurmasına izin veriyordu. Elinde ise bir şeyler vardı. Onları inceliyordu. Yanına gitmeye karar verdim. Çokta yürümesemde bana saatlerce koşmuşum gibi geldi.
Çocuk arkasına dönüp bakışlarını bana çevirdi. " Ben Aiko. " Dedim ona kibarca. Çocuk gülümsedi. " Hoş geldin Aiko. Ben Takashi. " Elinde tuttuğu şeye geri döndü. Bu kadar normal karşılaması bana garip gelmişti. Siyah saçları, beyaz teni vardı. " Elinde tuttuğun şey ne ? " Diye sordum. Takashi " Kasabadan bir çocuğun tahta oyuncağı. Kırılmış. Umarım yaparım. " Gözlerimi kıstım.
" Kaç yaşındasın ? " Takashi işini bozmadan, " 12. " Diye cevap verdi.
Yaşına göre biraz uzundu. Benden sadece biraz daha kısaydı. May ile aynı yaştaydı. May'in küçük bedenin bu çocuğun yanında ne kadar kısa kalabileceğini düşünüp kıkırdadım. Bu kıkırdamanın ardından May'i ne kadar özlediğimi fark ettim.
" Aiko ! " Arkamı döndüm. Kamien bana doğru hızla yürüyordu. Takashi hayran gözler ile ona baktı. " Köyümüzün en havalı ninjası ile ne zaman tantıştınız ? " Bir an afalladım. " Ninja mı ? " Çocuk kendinden emin bir şekilde gülümsedi. Hayran bir sesle " Bilmiyor muydun ? " Yalan söylemek zorunda kaldım. İnanmayan bir sesle
" Biliyordum. "
Anlam veremediğim şey Kamien'ın bana yalan söylemeseydi. Mesleğinin böyle bir şey olmadığını daha önce dile getirmişti. Saçmalık. Büyük saçmalık. Tüm bunları düşünürken Kamien yanımıza gelmişti bile. İlgili şekilde beni inceledi. " Daha iyi misin ? " Ona güvenim hiç kalmamıştı. Konuşmak bile istemiyordum. " Sadece beni eve götür Kamien. " Deyince gözleri belerdi. Şaşkın şaşkın " Ne ? " Saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdım. " Daha yalan kaldıracak gücüm kalmadı. Dün gece bana neler oldu ? O kadın geldi hiç bir şey anlatmadan gitti. Ha tabi, nişanlın dışında. Onu söyledi. Bir nişanlın varmış Kamien. Daha da önemlisi sen bir ninjaymışsın. "
Tüm bunları o kadar hızlı söylemiştim ki ben bile ilk bir kaç saniye donup kaldım. Kamien suçlu suçlu yüzüme baktı. " Haklısın. Korkutmamak için anlamatmak istemedim. Bunlar sırlar Aiko. Söylenmemesi gerekiyor. " Ellerimi göğüsümde birleştirdim. " Madem bu kadar sır dolusunuz. Beni bu lanet ninja köyüne neden getirdin ? Bayıldım ve ayaklarım tutmadı yahu. " Kamien suçluluk duygusuyla. " Buna izin vermeyecektim. Zorunda kaldım. Buraya birisini getirmem yasak. Sana ve kardeşine acıdım. Zavallı haldeydiniz. Ayrıca Sana karşı içimde nedensiz bir sempati oluştu. Bu yüzden seni buraya getirmeye karar verdim. " Öyle bir kükredim ki Takashi elinde tuttuğu oyuncağı yere düşürdü. " Ben veya kardeşim zavallı filan değiliz ! Kendi başımın çaresine bakarım ben. Anladın mı beni !? Şimdi çabuk beni yalanlarla getirdiğin gibi doğrularla geri götür ! Sonra ise bir daha gözüme bile gözükme. " Kamien yavaş yavaş ciddiyetimin farkına varıyordu. " Takashi, başka bir yere git lütfen. " Takashi hayranlık duyduğu ninjanın sözünü hemen dinledi. Tepeye doğru yürümeye başladı.
Kamien ellerini havaya kaldırdı. " Öncelikle lütfen sakinleş Aiko. Her şeyin bir açıklaması var. Buraya seni yardım etmek için getirdim. İstediğin zaman da geri götürürüm. Anladın mı beni ? Ama şimdilik toparlanmaya çalış. Yalvarıyorum. " Yüzümü ekşittim. " Dinlenmeme gerek yok. Lütfen nişanlının yanına git ve onunla ilgilen. Sonra beni geri bırak ve ne halin varsa gör. " Kamien durdu ve bakmaya başladı. " Daichi teyzenin söylediklerine bu kadar inanma. "
" O kim? "
" Senin yanına gelen kadın. "
Düşündüm. Onu kesinlikle kıskanmıştım. Şimdi ise ona karşı içimde büyük bir öfke vardı. Kamien devam etti.
" Fusae, onunla severek nişanlanmadım. Zorunda kaldım. Anladın mı beni ? ZORUNDAYDIM ! " Hala ona dik dik bakıyordum. " Peki Aiko, gel bırakayım seni. Hadi gel. "
Yürümeye başladı. Tepeye doğru. Peşinden gitmeye başladım. Kesinlikle oraya yürüyecek gücüm yoktu ama Kamien bunun farkında değildi.
Tepenin çıkıntılı bir yerinde ayağım tutanamadı ve yorgunlukla kaydım. Kamien direkt olarak bana döndü. Yere düşmemek için bir çıkan bir ot parçasına tutundum. Sonunda dengede durmayı başardım. Kamien bana acı acı baktı. Hala zavallı gibi gözüküyordum. Böyle güçsüz kalmak benim sinirimi bozmuştu. Bu yüzden belli etmemeye çalışarak yürümeye devam ettim. " Yardıma ihtiyacın var mı ? " Diye sorduğu gibi anında " Hayır. " Diye cevap verdim. Kamien ses çıkartmadı. Önümde yürümeye devam etti.
Ve bam. Tekrar ayağımın kayması üzerine dengede duramayıp tekrardan yere çakıldım. Bu sefer dengede duracak takatim yoktu. Yerde taş ve toprakların üzerinde bir, iki metre yuvarlandım. Ve kafamda büyük bir acı hissederek hareketsiz kaldım. " Aiko ! " Diye bağıran Kamien'ın sesi son duyduğum şeydi. Yine dünkü hissi hissettim. Bilincimin kapandığını, yavaşça uyuduğumu ...