Aynadan Misa'nın yansımasına şaşkınlıkla baktım. Dikkatle beni izliyordu. Kaşlarımı havaya kaldırarak arkamı dönüp Misa ile göz göze geldim.
" Güvenmeli miyim ? " Misa tırnakları ile oynamaya başladı.
" Biliyorum, birbirimizi uzun zamandır tanımıyoruz. "
Daha sonra bakışlarını ellerinden bana doğru kaldırdı.
" Ama sana karşı içimde çok büyük bir sıcaklık oluştu. Sanki doğduğumdan beri en yakın arkadaşmışız gibi. "
Dudaklarımı kıvırarak tekrar aynaya döndüm. Az önce olduğunun aksine saçımı daha sert taramaya başladım.
" Bana yardım edebilir misiniz ? "
Misa heyecanla yanıma yaklaşıp yere çöktü.
" Elbette ! Babamla iletişim kuracağım. Babam seni hizmet ettiği atalarınla birleştirmeye çalışacak. Soylu değiliz. Bizim ailemiz sıradan köylüler ancak babam güçlü bir adam. "
Sandalyemdem kalkarak cama yöneldim. Dışarıyı izlemeye başladım.
" Pekala Misa. Bunun tapınakta bulunan hiç kimsenin öğrenmemesi gerekiyor, biliyorsun değil mi ? "
Misa ellerini birleştirdi.
" Biliyorum. "
Uyuma vaktimiz gelmişti. Derin bir uyku çektikten sonra sabah erkenden uyandık.
Misa bana beyaz ve gümüş işlemeli abartılı ama gereksiz rahat bir kıyafet attı. Giyindikten sonra Misa ile sarılarak yollarımızı ayırdık.
Hocam Sakura beni dünkü yerde bekliyordu. Yanına yaklaştım.
Birlikte odamıza indik. Isınma hareketlerinden sonra silahlar ile düelloya başladık. Her zaman olduğu gibi yenildim ama pes etmemekte artık kararlıydım. Ben önemli birisiydim ve bu önemi öylece yutamazdım. Kendime gelmem ve kimliğimi kullanmam lazımdı.
Bir kaç antremandan sonra hocam bana belirli kuralları anlatıktan sonra kısa bir mola verdi.
Bahçeye çıktım. Şans eseri Mizu ile karşılaştım. Yanına gitmek istemiyordum. Onun karşında kendimi stres altında hissedecektim.
Bu o kadar uzun sürmedi çünkü o benim yanıma geldi. Gözlerini gözlerime dikip gülümsedi. Hiç bir tepki vermeden bakışlarımı başka bir yöne çevirince Mizu şiddetle güldü. Yüzümü ekşiterek ona döndüm.
" Sana Aiko demeye devam mı etmeliyim, yoksa sadece saygı değer efendim mi ? "
Sinirle dudaklarımı kıvırdım.
" Dalga geçme ! "
Mizu son kez gülüp sustu. Benimle birlikte manzaraya doğru dönüp ellerini önünde birleştirdi. Yanıma yaklaştığı sırada bana çok uzun geldi. Hiç onu yakından incelememiştim.
" Bana kızgınsın biliyorum Aiko. Daha tanımadığın birisi tarafından sorguya çekilmek kötü olmalı ama amacının ne olduğu kestirmeye çalıştım sadece. Haksız mıyım ? "
Düşününce haksız sayılmazdı. Muhtemelen bende olsam böylesini uygun görürdüm.
" Hayır, değildin. "
" O zaman sorun ne ? Aiko Kormensto. "
Kafamı hızlıca Mizu'ya doğru çevirdim. O kadar yakında duruyordu ki neredeyse burnum kulağına çarpacaktı.
" Bana şu soy isim ile seslenme ! "
Bir kaç adım sağa gittim ki Mizu bana döndüğünde yapışmayalım. Öyle de oldu Mizu bana doğru döndü ve kısık bir sesle ;
" Neden ? Sende onlardansın. "
" Oww Mizu, beni zorluyorsun. "
Mizu gülümsedi. İçimde biriken duygu yığıtısından dolayı gülmek istedim. Bunun sonunu getirmedim. Gülümsedim ve gülümsemem üzerine büyük bir gülme geldi. Şimdi ise istemsizce kahkaha atıyordum.
Mizu dudaklarını bir tarafa doğru bükerek gülümsedi.
" Kahkaha atman iyi, güzel Kormensto. "
Ağzımı elim ile kapatarak kendimi durdurmaya çalıştım.
" Kormensto'lar hakkında neler biliyorsun. "
Mizu sırtını dikleştirdi.
" Ailemin aksine sizleri pek sevmem. Soylularla atamızın zamanında açılmasına sebep oldular. "
" Peki, sence kötüler miydi ? "
Mizu kafasını iki yöne salladı.
" Değillerdi. Oshan Kormensto öldükten sonra yerlerine sürekli erkekler geçti. Biz erkekler gücü severiz. Ama bu her şekilde adaletsizdi. Kormensto'ların kızları çok zekiydiler. Onları erkeklik uğruna harcadılar. Eğer Sourmeng'lerin burada olduğu dönemde yaşasaydım, kesinlikle Karina Sourmeng'in tarafını canım pahasına tutardım. Oshan Kormensto iyi bir insandı ancak adalet kavramını çok yanlış anlıyordu. "
Dikkatle onu dinletikten sonra Mizu'nun fikirlerini aklımın bir köşesine kazıdım.
" Gülmeye ihtiyacın var Aiko. "
Elimi başımın arkasına götürerek ;
" Belki. "
" O zaman bu akşam bizimle yemeği kaçırma. Dünkü masaya gel. Hepinize bir sürprizim olacak. "
Dedikten sonra oradan ayrılarak bahçenin diğer bölümüne geçti. Kısa süre sonra Bayan Sakura beni yanına çağırdı ve eğitime devam ettik.
Eğitim bugünlük Bayan Sakura'nın önemli bir işi çıkması dolayısıyla bitmişti. Bende bu yüzden araştırmalarıma devam etmeye karar verdim. Evet, evet ! Burnumu bir yerlere sokmaktan eninde sonunda belayı başıma çalacaktım. Başka bir çarem var mıydı ki ?
Tekrar arka bahçeye döndüm. Orada duran taş merdivenlerden bahçenin en büyük kısmına doğru indim. Burası büyük ama karmaşıktı. Labirent gibiydi ve her yerde farklı türden ağaçlar vardı. Ne aradığımı bende bilmiyordum ama bu tapınak-okulun en azından nasıl bir yer olduğunu öğrenecektim.
Burada genelde 12-15 yaş ergenler takılıyordu. Birbirlerine mesafelerini koruyarak gülüp, eğlenip, sohbet ediyorlardı.
Gözüme yaklaşık 3 metre labirent gibi etrafa dikilmiş olan çalıların yanında duran, bir bankta oturmuş bir çocuk ilişti. Dikkatle okuduğu, elinde sıkı sıkı tuttuğu deri kaplamalı bir kitap vardı.
Kararlı bir şekilde çocuğun yanına oturdum. " Merhaba. " Çocuk kafasını kitaptan kaldırıp duygusuzca beni süzdü.
" Sen kimsin ? "
Elimi ona uzattım.
" Aiko. Peki senin adın ne ? "
Çocuk parmak uçları ile elime hafifçe dokunup hemen geri çekti.
" Daisuki. "
Tekrardan dikkatle okuduğu kitaba gömülünce derin bir iç çektim ve başka şeyler bulmak umuduyla ayağa kalkmaya karar verdim ama Daisuki bir anda ;
" Kamien ile ilişkin nedir ? " Deyince keskin bir şekilde ona döndüm. Dudaklarımı büzdüm. Şaşkınlıkla, " Sen - ne ? " Çocuk gözlerini ovdu. " Aiko, Aiko. Adın bu. Abim ile ilişkin ne ? " Kafamı geriye doğru attım. Hızla çocuğun yanına geri oturdum.
Çocuğun koyu kahve dümdüz kısa saçlarını inceledikten sonra yüzüne doğru indim. Gerçekten, gerçektende bu çocuk sanki Kamien'ın küçüklüğü gibiydi. Ona çok benziyordu.
" Kamien senin abin, öyle mi ? "
Çocuk pişkin pişkin,
" Olamaz mı ? Yeni kız. "
Şakaklarımı ovarak söyledim.
" Abin sır dolu bir insan Daisuki. "
Çocuk yukarı aşağı kafasını salladı.
" Onunla ilgileniyor musun ? "
Hızla ayağa fırladım.
" Dur bir dakika ! Abini tanıdığımı nereden anladın ? " Cümlemi bitirir bitirmez Daisuki kafasını iki yana sallayarak,
" Soruma cevap ver. " Dedi. Hırlayarak tekrar yanına oturdum.
" O nişanlı. "
Çocuk ilk defa kıkırdadı.
" Fusae aptalı. O kızdan nefret ederim. "
Bu nedense beni mutlu etmişti. Bir anlığına durdum.
Kendine gel Aiko. Bu kadar zalim olmamalısın. Tanımadığın bir kıza karşı gaddarca davranma. Özellikle yalanlara dolu bir adam için.
Gülümsememi gizleyerek " Neden ona aptal diyorsun ? " Diye sorunca Daisuki yutkundu. " Boş ver. Nasıl olsa seni ilgilendirmez. "
Sinirle yüzümü buruşturdum. Daisuki,
" Abime - karşı - ne - hissediyorsun ? "
Diye tekrarladı. Başımı bıkmışçasına Banka yasladım.
" Bu da seni ilgilendirmiyor küçük velet. "
Daisuki'nin dudakları seğirdi.
" Ben velet değilim. 13 yaşındayım. Bir gencim, Pislik Aiko. "
Dişlerimi göstererek güldüm. Onun hassas noktasını bulmuştum.
" Benimde 12 yaşında bir kız kardeşim var. Aynı senin gibi aptal, ama kardeşler Abileri ve ablalarının bir tanesidir. Sende Kamien beyciği için öyle misin ? "
Daisuki'nin suratında özgüvenli bir sırıtış belirdi.
" Tabii öyleyim ! Ama bunu pek belli etmemeyi tercih ediyor. " Bastırarak söyledi. " Ka-mien bey-cik. "
Daisuki tekrar kitabını açtı ve " Madem banane, o zaman git artık. " Gözlerimi belerttim. " Sana meraklı değilim yalancının tekinin velet kardeşi. Soruma cevap vermeni istiyorum. Beni nereden tanıdın ? " Daisuki kaşlarını çattı.
" Bana velet deme ! " Ağzımın ucuyla sırıttım. " Cevap vermezsen seni hep böyle taciz edeceğim. Velet. "
Çocuk derin bir iç geçirdi. " Abim bahsetti oldu mu ?! " Kafamı iki yana salladım. " Tch, olmadı. Devamını istiyorum Velet. " Çocuk sinirle söylenmeye devam etti.
" Peki ! Abim sen bayıldıktan bir kaç gün sonra yanımıza gelip bize senden bahsetti. Aiko dedi. Yeni geldi dedi. Oradan anladım işte. Git artık yerimden. "
Çocuğa doğru eğilerek söyledim.
" Velet, Kamien benden nasıl bahsetti. " Çocuk yumruklarını sıktı. " Bela mısın sen yahu !? " Kafamı evet anlamında sallayınca devam etti. " Güzel olduğunu ve seni yanında istediğini söyledi. Ardından Fusae'dan ayrılmak istediğini, Fusae'nin onu rahatsız edip sıkıştırdığından bahsetti. Bu yüzden evde küçük bir kaos çıktı. Abim bu yüzden köyden gitti. Oldu mu !? "
Yutkunarak iki üç adım geri çekildim. Daisuki rahatlayarak kitabına gömüldü. Bende yoluma dönüp bahçenin merkezine gitmeye karar verdim.
Vay be ! Kamien'den beklemediğim hareketlerdi bunlar. İçime nedenini bilmediğim bir heyecan dolmuştu. Mutluluk fırtınaları kopartıyordum kendi içimde. Bunu kesmeyi denesem bile suratımda kocaman bir sırıtış ile bahçede aptal gibi dolaşıyordum.
Pat !
Birisinin burnuna kafam çarpmıştı. Karşıma baktığımda siyah saçlı, pembe elbiseli, benden biraz daha uzun bir kız gördüm. Yuvarlamalı koyu renk gözleri vardı. Beyaz tenliydi ve vücudunun çoğu yeri benlerle kaplıydı.
" Dikkat etsene be ! " Diye bağırdı. Gıcık olmuştum. Kafamı ovalayarak ona baktım. " Fark etmedim. Özür dilerim. " Kız gözlerini belertti. " Bir dahakine dikkat et o zaman. Aptal. " Deyip ilerlemeye çalıştı ama artık bu kadar fazlaydı ! Kovalamacalardan, üstüme gelinmesinden bıkmıştım. Bana bunları yapanlara her ne olursa olsun haddini bildirmek gerekiyordu.
Kızın kolunu tuttum. Yavaşça kafasını bana doğru çevirdi. Kaşlarını kaldırarak bana tehtid dolu bir bakış attı.
" Ne yapıyorsun sen ? " Ne mi yapıyordum ? Bende bilmiyordum ama yapacaktım.
" Dinle beni, beni aşağılaya bileceğini düşünmen çok acınası. Bir daha bana bulaşma. Adın her ne ise. "
Kız sırtını dikleştirdi.
" Sen kim oluyorsun ? "
Yüzümde bir sırıtış belirdi.
" Aiko... Sadece Aiko. "
Kız kafasını oynattı.
" Sadece Aiko... "
Bir anda yakama yapışıp beni kendine çekti. Aşırı güçlüydü. Karşı koyamayarak elimle onu ittirmeye çalıştım. Çoğu kişinin bakışı bize yönelmişti bile.
" Bana bak Aiko. Haddini, yerini bil yoksa... " Kahkaha atarak sordum. " Yoksa ? " Kız bir anda beni boğazımdan tutarak karnıma diziyle vurdu. Yere dört ayak üstü düştüm. Nefes almaya çalıştım. Herkesin fısıltıları kulağımda çınlıyordu. Ta ki kızın çığlığı gelene kadar.
Ona doğru baktığımda kızın ellerini kenetlemiş ve onu zorla eğmiş Bayan Sakura'yı gördüm. Yaşlı gözlerim ile gülümsedim.
Bayan Sakura kızın kulağına eğilerek, " Bir daha öğrencime dokunmaya çalışırsan, seni dokunmayacak hale getiririm. " Kız acıyla, sahte sahte güldü " Bu bir tehtid mi ? " Bayan Sakura onu daha çok eğdi. " Ta kendisi küçüğüm. " Ardından bıraktı. Kız benim yanıma yere düştü. Bana ters ters baktı. Gözleri resmen seninle yeniden karşılaşacağız, der gibiydi. İlk o yerden kalkıp tapınağa doğru ilerledi. Ardından bende kalktım.
Bayan Sakura beni kenara çekerek azarladı. " Daha hiç bir şeysin Aiko. Kendini savunmayı bile bilmezken ne diye senden kat kat güçlü insanlara bulaşıyorsun ! " Kaşlarımı çatarak söyledim. " İlk o başlattı ! " Hocam gözlerini devirdi. " Yapma. Bu yerde daha yenisin. Kimse seni tanıyıp önemsemiyor. Her yerde seni bulup savunamam. " Pişmanlık duyarak " Haklısınız. " Diye geçiştirdim sadece.
Bayan Sakura işi olduğunu söyleyerek ayrılmak için bir kaç adım attığı sırada onu durdurdum. " Size bir takım şey sorabilir miyim ? " Bayan Sakura kaşlarını kaldırdı.
" Buyur. "
Aklıma o eski püskü odaya girdiğim zaman, okuduğum kitapta yazan bir tarifi kağıda yazdığım geldi. O tarife karşı içimde bir merak uyanmıştı ve o bitki çayını yapmam gerektiğine karar vermiştim.
Kağıtta yazan şeyleri aklıma getirmeye çalıştım.
" Gürgen ağacını nerede bulabilirim ? "
Hocam eliyle okulun bahçesinden bir ağacı örnek gösterdi.
" Okulun bahçesinde bolca bulunuyor. En büyükleride bu."
Anladığımı göstererek başımı salladım.
" Nadian mağarasını neresi oluyor ? "
Hocam ensesini ovuşturarak
" Köyün giriş mağarası. Kamien'ın seni getirdiği yer. "
Merakla sormaya devam ettim
" Lerkas- emm, Lerkasmea Çiçeği tam olarak nedir ? "
Bayan Sakura'nın gözleri bir anda bana dikleşti ve şüpheyle ;
" Ne yapacaksın bunları ? "
Gizlemeye çalışarak bakışlarımı kaçırdım. Zihnimi okumaması için bilincimi kapatmaya çalıştım.
" Aiko, birisinin zihnine girmemesini istiyorsan gözlerini kapat. Gözlerini kapalı tutarsan en güçlü büyücüler bile aklını okuyamaz. "
Başımı tekrar kaldırdım.
" Misa bir kitap okuyordu. Orada yazan bir bitki çayını yapmak için soruyorum. Baş ağrısına çok iyi geliyormuş. Malzemeleri aşçılara götüreceğim. "
Hocam şaşkın şaşkın ;
" Misa ile kitap ha ? "
" Evet. Son zamanlarda okuyor. "
Hocam bakışlarını öğrencilerr dikti.
" Bilinmedik bir kitap okuyor demek ki. Lerkasmea Çiçeği sadece, Köyün gözükmemesini sağlayan Remerald dağlarının zirvesinde yetişir. Orada bile bulunması neredeyse imkansız. Köyün sadece bir yetiştiricisinde, epey pahalıya bulunur. Büyücüler dışında kimse bu çiçekle ilgilenmez. İlgilenenler bile bulamazlar zaten. Küçükken dedem babaanneme getirmişti. Babaannem kimse onu çalmasın diye gizlice ekmişti, ama çiçek iki güne kalmayıp solup, kül olmuştu. "
Dikkatle sordum.
" Kim bu seçkin yetiştirici ? "
Hocam sırıttı.
" Ona ulaşman, en değersiz bitkisini alacak paran olması kadar imkansız. Adam Kormensto'ların sınırlarında bir çiftlikte yaşıyor. "
" Dalga geçmeyin ! "
Hocam gökyüzüne baktı ve aceleyle;
" Gitmem gerek Aiko ; Sonra görüşünüz. "
Sadece görüşürüz deneme fırsat bıraktı ve gitti.
Hocamın gösterdiği Gürgen Ağacından bir kaç yaprak kopardıktan sonra odama gidip yemek için hazırlandım.
Mizu'nun isteği üzerine geçen oturduğumuz masaya gittim. Misa, Ryosei ve Mizu çoktan burada oturmuş sakalaşıyorlardı.
Yanlarına yaklaşıp sessizce oturdum. Ryosei gülümseyerek. " Neden konuşmuyorsun ? " Mizu kolumu dürterek, " Bayan Kormensto bize öfkeli. " Ryosei, Misa ve ben aynı anda Mizu'ya sessiz olması için "şttt" yaptık.
Mizu ellerini havaya kaldırdı. " Pardon. Her neyse, size sürprizim olduğunu söylemiştim. Kalkın ve yemeklerinizi alın. "
Mizu'da bizimle birlikte yemeğini aldıktan sonra dördümüz birden dışarı çıktık ve Mizu'nun peşine takıldık.
Bizi şatonun sağındaki bahçeye soktu. Burası çok bakımsız ve kocaman heykeller ile doluydu. Her yerden bir sürü çalı, ağaç ve çiçekler çıkıyordu. Yol boyu üçümüzde Mizu'ya küfür ettik. Ama bunca yolu geldiğimize değmişti.
Mizu bizi küçük ve düz bir tepeden çıkardı. Yeşilliğin üstüne oturduk. Burası denize ve köyün merkezine yukarıdan bakıyordu. Çok güzeldi.
Yemeğimizi yemeye başladığımız sırada Misa sordu.
" Kahvaltıları kaçırma Aiko. Kahvaltı yapmadan sağlıklı dövüşemezsin. " Kaşlarımı çattım. " Kahvaltı ne zaman ? "
Ryosei cevap verdi. " İlk antrenmandan sonra. "
Biraz havadan sudan sohbet ettikten sonra sormaya karar verdim. " Arkadaşlar, Lerkasmea Çiçeğini nerede bulabilirim ? "
Üçünün de bakışları bana dikildi. Mizu yemeginden bir lokma alarak " Ne yapacaksın ki o garip çiçekle ? " Yutkundum. " Hiççç. Baş ağrısı için bir bitki çayı sadece. " Ryosei yüzünü ekşiterek " Bitki çayı için Lerkasmea çiçeği mi gerçekten ? O çiçeğin fiyatı bizim köyümüzde bile paha biçilmez ! " Gözlerimi devirdim.
" Ne için olduğunu boş ver Ryosei. " Ryosei güldü. " Bana sadece Ryos de. " Bende gülümsedim. " Peki, Ryos. "
Misa sordu. " Aiko, gerçekten ne yapacaktın ? " Dudaklarımı büzdüm.
Anlatmalı mıydım ? Canı cehenneme ! Bu insanlar benim soyuma kadar biliyor. Gizlice girdiğim bir odada bulduğum kitabı anlatsam bana zarar gelmezdi herhalde...
Burada bizi kimse duyamazdı fakat ben yine de fısıldayarak konuştum. " Geçenlerde gizlice tozlu, eski bir odaya girdim. Bir kitap çaldım sayılır. Galiba... " Ryos ağzındaki suyu Mizu'nun üstüne püskürttü. Mizu sinirle cebinden bir mendil çıkarıp üstüne silmeye başladı. Bir yandan da Ryos'a küfür ediyordu.
Misa dikkatle bana odaklanmıştı. " Neden girdin ? " Parmaklarımı birbirlerine kenetledim. " Bilmiyorum... İçimden bir ses oraya girmemi söyledi sanki. " Mizu bir yandan üstünü siliyor, bir yandan da beni dikkatle dinliyordu.
" Peki, sonra ? " Anlatmaya başladım.
" Gizlice dönemeçli bir merdivenden yukarı çıktım. Sanki oraya çekiliyordum. Bir oda vardı küçücük holde. İçeri girdim. Eskimiş mobilyalarla dolu pislik içinde, bir odaydı. Sanki senelerdir kimse ayak basmıyor, kapısını bile açmıyordu. "
Misa sözümü kesti. " Tapınakta bolca bulunur böyle yerler. Özellikle şatoda ! " Mizu Misa'yı azarlayarak,
" Bırakta anlatsın. Önemli bir şey var demek ki. Aiko senin benim gibi değil. Kanı değerli bir insan. İçi bir yere çekiliyorsa bir anlamı vardır. "
Bakışlarımı Mizu'ya çevirdim.
" Bu ne demek şimdi ? "
Misa cevap verdi.
" Kanının yüce nine Meika'ya ne kadar yakınsa, o kadar büyülüsün demektir. İç güdülerin hep sana bir şeyler fısıldar. Anlamı olan şeyler... "
Mizu dudaklarını büzerek eliyle Misa'yı işaret etti.
" Aynen. "
Ryos yemeğini yerken bir yandan ağzının kenarıyla söylendi.
" Devamını anlat yahu. "
Devam ettim.
" Her neyse, odaya girdim. Başka bir bölümü vardı. Çalışma odası gibiydi. Kocaman bir kitaplığı ve çalışma masası vardı. Örümcek ağı tutmuş kitapları incelemeye başladım. Nedense içimde bir şey durdu. Elimin kaldığı kitaba baktım. "Kuresento Raito" adlı bir kitaptı. "
Üçü birden bana yine o vahşi bakışı attı. Aynı anda hepsi;
" Ne !? " Diye bağırınca onları dizginlemeye çalıştım.
" Neler oluyor yine ! " Ryos tanrılara dua etmeye başladı. Misa ise onu sakinleştirmeye çalışırken ben korkarak ne diyeceğimi bilemedim. Mizu omuzlarıma dokundu.
" Korkma. Senlik bir durum yok. Ryos genelde böyledir. Fazla tepki verir. "
Ürkerek sordum.
" Tepki verdiği şey ne ? Lanet olsun ! "
Mizu şefkatle omuzumu sıvazlarken anlatmaya başladı.
" O kitap bizim çocukluğumuzun efsanesi. Genelde lanetli bir kitap olduğu hakkında söylentiler vardır. Soylu birinin kanının üstüne damlaması sonucu fusünlanmış bir kitapmış işte. Falan filan... "
Mizu bunları çok soğukkanlı bir şekilde söylemişti. Ağzım açık kaldı.
" Nasıl bu kadar rahatsın Mizu ? "
Mizu göz kırptı.
" Kişilik meselesi. Ayrıca saçmalık ! Bir kitabın lanetli olması ne kadar doğru sence ? "
Kafamı yukarı aşağı anlamsızca salladım. Mizu benden devamını bekliyordu. Misa Ryos'ı sakinleştirdikten sonra sonunda anlatmam için rahat bir fırsat bulmuştum.
" Lütfen sözümü kesmeyin. Önemli ne varsa anlattıktan sonra söyleyin. Tamam mı ? "
Üçü aynı anda kafalarını sallayınca derin bir nefes aldım ve
" Kitabı açtım. Garip bir metin vardı. "Küçük Tatlı Ay Işığı" başlıklı. Okuyup geçtim. Sonra sayfaları rastgele çevirirken bir bitki çayı tarifine denk geldim. Bir kağıda not etmeye karar verdim. Eder etmez dışarıdan sesler duyunca tedirgin olup kağıdı ellerime sıkıştırdıktan sonra kitabı dikkatle eski yerine koydum ve masanın altına saklandım. Çok geçmeden ayaklarından üstünü göremediğim mavi botlu birisi içeri girdi. Bir şey alıp geri çıktı. bende kısa süre sonra masanın altından çıkarak kitaplığa yöneldim. Baktığım zaman "Kuresento Raito" orada yoktu... "
Ryos dudaklarını stresle ısırırken Misa da tırnakları ile oynamaya başladı. bu jestler hayra alamet değildi. Gözleri yerde olan Mizu'ya soru sorarcasına bakınca kısık sesle,
" Okulda her şeyi çok iyi bilen bir hain var. "