Iris ile yaptığımız plan oldukça garip ve tehlikeliydi. Dost krallıklara gidemezdik çünkü biliyorduk ki anne babalarımız onların üstünde daha büyük bir güce ve baskıya sahipti. Planımız ise düşman krallığa yani ejderha diyarı olarak bilinen Daxvier Krallığı'na sızmaktı. Cwelry denizindeki birisinin gemisine girecektik. Saraya giden tek gemi ise Kaptan Dean'in gemisiydi. Kaptan Dean, saraya götürdüğü değerli taşlar, güzel kadınlar ve donanmasıyla alt ettiği yüzlerce düşmanla bilinirdi. Kendisi biraz ahmak bi kişilikti doğrusu fakat savaş stratejilerinin harika olduğu kesindi. Onun gemisine binmek ürkütücü geliyordu. Gece saatlerinde atlarımızla yola çıkıcaktık ve iki adet dilsiz askere atları emanet edip gemiye binecektik. Saraya ise bir köle gibi girecek, dikkat çekmeyecektik. Iris hazırlık yapmak için sarayına geri döndü. Ben de en sıradan kıyafetlerimi bulup hazırladım. Köle olarak gireceğim için çantama sadece yemek aldım. Böylece yakalannırsak hazırlığım farkedilmeyecekti. Yanlışlıkla bindim diyerek inecektim. Bir anda yok olmam normal olmayacağı için ordu komutanlarından birisine sahte isyan emri verdim. İsyancılar yaklaşık 1 saat sonra harekete geçip ortalığı aleve verecekti. Ben de kimse görmeden kargaşadan sıyrılacaktım.
1 saat sonra
İsyan bayrakları çekilirken
İsyancılar harekete geçmişti. Ortalık alev alevdi ve şimdi tam sırasıydı. Iris,arka bahçede beni bekliyordu. Kral ve kraliçe isyancıları yatıştırırken ben de hızlıca uzaklaştım. Iris ve ben bir ata, 2 dilsiz asker diğer ata bindik. Liman hemen karşımızdaydı. Sızmak için bir yol aradı gözüm ve gemiye doldurulan boş fıçıları fark ettim. Atları askerlere emanet ettim ve koşmaya başladım. Fıçıları muhtemelen cezalı olduğu için tek kişiye taşıtıyorlardı. Adam 3 fıçıyı tek başına kaldırdı ve geminin içine girdi. Dışardaki fıçılardan birisinin içine ben, diğerine de Iris girdi. Yanımdaki hançeri fıçıya saplayıp birkaç delik oluşturdum. Adam geldi ve bizim fıçılarımızı da kaldırdı. Mırıldandığını duydum:
-Bunlar çok daha ağır. 3 tane taşıyamam.
Sadece ikimizi alıp gemiye bindirdi. İçerdeydik. Tabi geminin alt yani depo kısmında olduğumuz için istersek dışarı çıkabilirdik. Sonunda herkes toparlandı ve gemi harekete geçti. Sabaha karşın Daxvier sarayında olacaktık. Yola çıktıktan 1 saat sonra artık fıçının dışına çıkmaya karar verdik. Biraz yemek atıştırdık ve oturduk. Iris:
-Ya yakalanırsak? O zaman ne olacak Athena?
-O zaman savaşırız.
-Ne ile savaşacağız ki? Bu 20 santimetrelk hançerlerle mi?
-Gerekirse kendimle bile savaşırım Iris. Endişelenme.
Sustu ve yemek yemeye devam etti. Biraz sonra ise gemi durdu.
-Neden durduk?
-Bilmem. Bence şimdilik fıçılara geri girelim.
Hızlıca fıçılara geri girdik ve gelen ayak seslerini duyduk. Kapı açıldı ve aralıktan gördüğüm kadarıyla Kaptan Dean içeri girdi. Mırıldandı.
-Hmm... Yaban mersini yiyen fıçılarım olduğunu bilmiyordum. Enteresan.
Sonra ise fıçıma doğru yaklaştı ve delikten içeri baktı. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi.
-Nefes alan fıçı ha? Harikaymış bu be. Açayım bakayım şunu bi.
Benimle dalga geçiyordu. Çoktan yakalanmıştım.
