İçeriğe geç

Kurdun Kanlı Öfkesi

Bölüm 1 · 8 dk okuma

Kurdun Kanlı Öfkesi

Bölüm 1

Bölüm 1

"Özür dilerim, özür dilerim bir daha yapmayacağım." geri geri giderken düşmüştüm. "Lütfen bana zarar verme, lütfen." diyerek yerde geri geri süründüm. Yanına bırakıldığım üvey babamdan yine dayak yiyordum. Neden mi? Kirli çatalı yere düşürdüm ve halı kirlendi. Bence yeterli(!) bir sebep.

Yatağıma değdiğimi hissettiğimde, kendimi yatağın yan tarafına bastırmıştım. Babam ise hala üstüme yürüyerek küfürler savuruyordu. Bir anda kendimi birisinin kucağında gibi hissetmem ve burnuma gelen nefes kesici koku ile gözlerimi açtım.

Bana sıkıca sarılmış kolların sahibinin söylediği sözlerden sonra bayıldığımı hatırlıyorum. Sözleri.. "Gece yarısı seni bekliyor olacağım güzelim."

Saat 11.38

"Ah ben burda ne yapıyorum yaa.", evet saat tam olarak 11.38'di ve ben evde babamın kurallarına bilerek uymadım. Babamın kurallarının, cezalarının bulunduğu bir kağıt buzdolabının üstünde yazılıydı. Bilerek gittim ve 'Bir gece dışarıda kalma' cezası olan tabak ve bardak kırmayı yaptım. İkisinide kırdım, birisi bilerek olsada ikincisi yanlışlıkla olmuştu. Neyse sonuçta dışarıdaydım.

"Offff çok soğuuuk." sızlanmalarıma devam ederken karşımda duram amcamı görmem ile bedenim, tam olarak korkunun beden bulmuş hali gibiydi. Kapıya gelene kadar gerilediğimde kapıyı çalarak "Baba lütfen, lütfen kapıyı aç!" diye bağırdım. Babamdan gelen cevap ise "Aklın başına gelir, açmayacağım." idi. Amcam gittikçe yaklaşırken orman tarafından gelen uluma sesleri ile biraz duraksamış sonra tekrar gelmeye başlamıştı. Ormana kaçıp ölebilir, ya da burada kalıp kabus yaşayabilirdim. İlk seçenek daha cezbedici aslında.

Ormana doğru koşuşum ile arkamdan "Orada kurtlar var güzelim, gel de eğlenelim." demesi ve hızımın anlık olarak artması bir olmuştu. Ben ne ara bu kadar hızlı koşmayı öğrenmiştim? İçimde sanki kafesten kaçmış özgür bir kurt varmış gibi hissediyordum. Kurt demişken az önce uluyan kurtların sesi artmıştı. Ama az önce kızgın gibi gelen seslerden sevinç çıkıyordu. Evden kaçıp internet kafeye gittiğim zamanlar araştırmış olmam işime yaramıştı.

Tam olarak yarım saattir koşuyordum ve saat büyük ihtimalle gece yarısını geçmiş güzel kokulu adam beni bekliyordu. Ama nerde? Yorulmaya başladığımı hissettiğimde durup bir ağacın gövdesine oturdum. Kendimi yoramazdım.

Gelen ulumalar tam sustu diyordum ki diğer ulumalar ile karşılaştırırsak, çok yakından gelen bir uluma ile başımı kaldırdım. Etrafıma bakarken ağacın arkasından olduğunu düşündüğüm bir ses ile "Sen o olamazsın değil mi? Ya kurtsun ya ayı." dedim ve güldüm "Ayı olamazsın. Aslında kurtlardan kurtulmak için ne yapılması gerektiğini biliyorum, ama hiç kurtulasım yok. Tüylerine bir kere dokunursam kurtlar hakkındaki bütün bilgilere ulaşmış olacağım." dedim ve omzumdan hafif arkaya bakarak konuşmaya devam ettim. "İzin verirsen dokunabilirmiyim bir kere? Seni sevebilirmiyim?" dediğimde yanımda biten ayak sesleri ile ayağa yavaşça kalktım.

" Ben sana zarar vermem. Benden korkma olur mu?" dedim yumuşak bir ses ile. Elimi kaldırıp hafif öne uzattığımda elime değen sert ama yumuşak tüyler ile ağzımdan" ahh çok güzelsinn" diye bir nida döküldü. "Çok şey mi istiyorum bilmiyorum ama sana sarılırsam kızarmısın?" dediğimden elimin altından çekilen tüyler ile üzülmüştüm. "Özür dilerim. Bu doğanıza aykırı, senden nasıl böyle şeyler isteyebildim. Üzgünüm, üzgünüm, çok üzgünüm."dedim kendime hakim olamayarak.

Biraz geri gittiğimde gelen hırlama ile durdum." Sakin ol, kaçmayacağım, burdayım, zaten kaçsamda gidecek yerim yok. Neyse zaten yerim olsada ben daha bir adım atmadan beni yakalarsın." dedim, tekrar gerilediğimde arkamda hissettiğim ağaç ile yere çöktüm. Bacaklarımı uzatarak oturduğumda bacaklarıma vurur gelmesini işaret ettim.

Bacaklarımda hissettiğim ağırlık ile şaşırmıştım. Ne yalan söyleyeyim gelmesini beklemiyordum." Bunu yanlış anlama ama sen ne tür bir kurtsun? Yani benim sözümü neden dinliyorsun? Ya da beni nasıl anlıyorsun?" dediğimde kırılan kemik sesleri biraz tırsmama neden olmuştu. Sesler kesildiğinde gelen o nefes kesici koku ile içime derin bir nefes aldım. "Sen.. Beni buldun.." dedim. "Beni evinde beklemeliydin güzelim." dedi. "Uhm babam va-" babamdan bahsetmemeliyim. "Seni dışarıda beklemek istemiştim sadece." dedim.

"Gece yarısına 22 dakika varken mi?" dedi. Harbi ben niye erken çıktım ki. "Evde durmaktan canım sıkılmıştı. Hem kurt nereye gitti. Ne güzel seviyordum. Off çok tatlıydı." bir homurdanma geldi. "Ne var kurtları seviyorum." dedim. "Alastır'ı sevmiş olman hoşuma gitmedi" dedi. "Kurda isim mi verdin? Ahh çok güzel!" dedim.

"Sen kurtlardan korkmuyormusun?" dedi. Bu sefer farklı bir erkek sesi gelmişti. "Sende kimsin?" dedim. "Alastır diyebilirsin." dedi. "Heeey o benim kurdumun ismiymiş, kendine başka bir isim bul." dedim. Sanırım sesim çocuk gibi çıkmıştı. "Alastır'ın gelmesini istermisin?" dedi yine aynı erkek sesi. "Tabii kiii lütfen gelsiin." dedim.

Bacağımda hissettiğim ağırlık ile "Alastır?" dedim. Gelen hırıltı benzeri ses ile" ahh çok tatlısıııın! " dedim bağırarak. Bekle, bağırarak.." B-Ben özür dilerim bağırmak istememiştim." dedim. Elim titremeye başlamıştı. Alastır kalkmıştı. Bacaklarımı kendime çekerek gelebilecek herhangi bir zarar için kollarımı kendime siper ettim." Ben sana zarar vermem, benden korkma olur mu?" diyerek beni tekrar eden bir ses yankılandı beynimde. Az önceki erkek sesi olduğu için ellerimi indirdim. "Bana zarar vermez misin? Ama sen bir kurtsun?" dedim.

"Adam" dedi. "Adam nerede bilmiyorum gitmiştir." dedim. "Hayır ben sadece kurt değilim adamım, kurt adam." dedi. Evet sanırım bu herşeyi açıklıyordu. "Allah'ım sonunda delirdim." dedim. "Bana mühürlendin mi? Benim mührüm müsün? Lütfen mühürlenmiş olalım!" dedim art arda. "Sen mührü nereden biliyorsun?" dedi. Ne diyebilirim ki şimdi. Ben aslında kurt adam hikayeleri içerisinde -babamdan gizli bir şekilde okuyarak- büyüdüm mü? "Boşver uzun hikaye." dedim. "evet sen benim mühürlümsün. Ama ilk önce kurdunu bulmalıyız." dedi. "NEEEEĞ!" dedim. Demedim bağırdım hatta bütün ormanı inleten bir çığlık attım. Evet buyrun cenaze namazına. Bir hırlama sesi... Bedenimde hissettiğim acı... Kemik kırılma sesleri.. Üstümdeki kurt... Kararan gözlerim...

Gözlerimi açtığımda bedenimdeki acı yerini sızıya bırakmıştı. Ne olduğunu idrak edemeden etrafıma baktım. Siyahın yoğunluklu olduğu bir odada, siyah bir yatağın üstünde, siyah çarşafların arasında terler içerisinde yatıyordum. Kalkmak için yeltendiğimde, odada tek olmadığımı kanıtlayan bir el beni yatağa bastırdı.

Bedenimdeki acı geri geldiğinde ağzımdan bir inlti kaçtı. "İyi misin? Canını mı yaktım?" dedi elin sahibi. Sesi tanıdıktı ama kim olduğunu bilmiyordum. "Ben neredeyim?" diye sordum. Babam beni merak etmiş (!) olmalıydı. Bu dediğime ben bile inanmazken onun yanında olmamayışıma seviniyordum. Yoksa öldüresiye döverdi beni.

"Bizim evimizdesin güzelim" dedi sesin sahibi."Anladım, soru soracağım." derken bir sorudan kast etmiyordum,

"Bir sen kimsin?

İki evimiz derken neyden bahsediyorsun?

Üç nerden güzelin oluyorum?

Aslında ormandaki adamın güzeli olmayı iyieğlerim ama sanırım o burda değil.

Alastır nerde?

Benim canım neden yanıyor?

Beni neden buraya getirdin?

Bana her şeyi detaylı anlatır mısın?"

dedim. Sonra yanımdaki adama baktım.

" Çok soru soruyorsun güzelim." dedi." Ama sorduğum sorular arasındaki bir sorunun cevabı bu değil ki?" dedim. "Tek tek cevap verirsen sevinirim." dedim devam ederek. Derin bir nefes aldı.

"Adım Özgür,

şuan bulunduğumuz yer ikimizinde evi,

mühürlüm olunca ve güzel olunca doğal olarak güzelim oluyorsun,

ormandaki adamda benim,

Alastır benim kurdum ve şuan içimden çıkmak için debeleniyor,

bağırman ve Alastır'ın kurt yanının tetiklenmesi sana zarar verdi, yani kolun kırılmış,

seni buraya getirdim çünkü başka yerde seni iyileştiremezdim, şifacıların bu ormandan çıkması yasak,

işte bütün herşeyin detaylı açıklaması. " dedi tek nefeste.

𝕶𝖚𝖗𝖉𝖚𝖓 𝖐𝖆𝖓𝖑𝛊 𝖔̈𝖋𝖐𝖊𝖘𝖎

𝔹𝕚𝕣𝕚𝕟𝕔𝕚 𝔹𝕠̈𝕝𝕦̈𝕞 𝑝𝑎𝑟𝑡 𝑖𝑘𝑖

Ağzımdan bir "Hımmmm" çıkınca, yine ormandaki erkek sesi geldi. "Alastır gelse olmaz mı güzelim?" dedi erkek sesi. "Özgür gelse olmaz mı?" dedim.

Sonra bir hırlama sesi geldi ve ardından "Kusura bakma onu içimde tutamıyorum, çıkmak için debeleniyor ve az önce duyduğun ses Alastır'a ait, korkma sen onun mühürlüsüsün ve sana zarar vermez." dedi.

Sonra yataktan inip bir hırlama sesi çıkartırken büyüyen bedeni ve karşımda siyah bir kurt olan Alastır'ı görmem beni şaşırtmamıştı. Durup silkelendikten sonra bana döndü. Siyaha yakın bir grilikteki gözlerine bakarak, " Aaaay çok tatlıııığ. " dedim yerimden kalkmaya çalışarak. Alastır'ın hırlaması ile durdum. Ona en şirin bakışımı gönderirken gözleri mayışmış bir şekil aldı ve hafifçe inledi.

Sonra kalkıp yanına gittim ve kafasını okşadım. Severken yere düştü. Ağzımdan çıkan çığlık ile" Alastır?! Alastır iyimisin? Ne oldu birden? Ben mi bişey yaptım? Alastır!?" dedim. Kafasını elime aldığımda gözlerine baktım. Hafif açıktı. Beynimdeki" Kucağıma yat, uyumak istiyorum. " dedi, Alastır'ın sesi.

Hiç itiraz etmeden karnına doğru yatarak "Sence babam beni arıyormudur, Alastır?" diye sordum." Evet, arıyordu. " dedi. Dediği şey ile şaşkına döndüm." Ama dövmek için, iki gündür eve gitmiyorsun güzelim." dedi. Doğru iki gündür- bir dakika iki gün olmuşmuydu? "İki gün ne zaman oldu?" dedim. "Uyuyordun, uyuyan güzel." dedi.

İlk kez uzun bir süre uyumuştum. "Anladım, teşekkür ederim. " dedim. "Neden?" dediğinde "Bana söylediğin için." dedim. "Bunun için teşekkür etmemelisin güzelim." dedi. Ama babam bana böyle öğretmişti. Sanırım beni kölesi olarak gören birinin öğrettiği şeyler normal olarak insanlar, yani çoğu kişi tarafından garip karşılanıyordu. "Ben, ee şey." dedim. Teşekkür edecektim ama o etme dedi. "Ney? Teşekkür edecekken diyecek başka birşey arıyormuşsun gibi çıktı sesin?" dedi. Ehe, adam sesimden ne demek istediğimi anladı.

"Evet teşekkür edecektim." dedim. Kuyruğunda hareketlilik olunca "Bir şey mi oldu Alastır?" dedim. Kafasını kaldırarak bana baktı ve "Sesinden seni anlamak hoşuma gitti güzelim." dedi.

" Ayy adam resmen ölüp bitiyor mührü için yaa"

Diye bir kız sesi duydum. Benim sesim olmayışı beni korkutsada "Sen kimsin?" dedim. Alastır "Benim güzelim kurdun?" dedi. "Sen değil Alastır içimdeki sese dedim." dedim. "hıh senin kurdun benim o sadece mühürlün." dedi. Trip mi attı az önce? "Evet zoruna mı gitti?." dedi. "Senin ismin ne?" dediğimde gelen "Bilmem ne olsun isterdin? " sesi ile aklıma gelen Beril ismi ile "Beril olsun isterdim, anlamı değerli taş demek." dediğimde hem kurdum hemde Alastır gülmüştü. Ama neye? "Taş gibi olduğumu biliyorum ama senin değerlin olduğumu bilmiyordum." dedi. "Nasılsa benim kurdumsun her şekilde değerlisin." dedim.

Ben değil o değerliydi ve bu beni mutlu ediyordu. Olmayan arkadaşlarımın yerini doldurabilecek birisine sahiptim artık. "Şimdi bana gerçek adını söyleyecek misin?" dediğimde. "Söylememe gerek yok sen zaten söyledin, adım Beril." dediğinde mutlu olmuştum.

Çünkü sevdiğim bir isimdi Beril. Değerli taş, zümrüt anlamına geliyordu ve içimde Beril ismine karşı farklı bir çekim hissediyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.