İçeriğe geç

Kurdun derisi

Bölüm 1 · 17 dk okuma

Kurdun derisi

Bölüm 1

Ormandaki Ses

Keyifli okumalar dilerim.

🐺

"Kurdun derisi ince, tüyü kalın saklanırsan kuyuya yarına ölümü yakın. "

5 yıl önce

"Aklınızdaki soruların kaçına cevap bulabilirsiniz? Kaç kalp kırıklığı size yapmam dediğiniz şeyleri yaptırır? Nefes alamadığınızda cam mı açarsınız yoksa bir duvara yaslanır gözyaşlarınızın nefesiniz olmasına izin mi verirsiniz? Ben bu soruların çoğuna cevap bulamıyorum çünkü bazen bir kalp kırıklığı bana yapmam dediğim şeyleri yaptırıyor bazen de nefes almak için camı açmak yetmiyor kimi zaman gözyaşlarım nefesim olabiliyor, peki siz? siz ne yapıyorsunuz bu durumlarda? Kalbiniz birinin avuçlarında parçalanmayı mı bekliyor yoksa o avuçlarda yaşam mı buluyor?"

Derin bir nefes aldım sonunda edebiyat sunumumu bitirebilmiştim. Tahtada herkesin önünde konuşuyor olmak beni fazlasıyla geriyordu. Özellikle gözler önünde olmak.

"Etkileyici bir yazıydı melina oturabilirsin."

Edebiyat hocamıza teşekkür ederek nisanın yanındaki yerimi aldım. Bugün herkesin kompozisyonlarını dinlemekten içim dışım edebi cümlelerle dolmuştu.

"Sonunda bitti şu okuma işlevselliği bir an baygınlık geçiriceğimi falan sandım." nisanın dediklerine tebessümle karşılık verdim. Haksız sayılmazdı. İçim dışıma çıkmıştı edebiyattan.

"O değilde yağmurlu gösteriyor hava bugün, çıkışta yağmur yağarsa gitmeyelim sahile otobüse biner eve geçeriz zaten yorgunum." cümlemi bitirir bitirmez tenefüs zili çalmıştı, herkes bu anı bekliyormuş gibi ayağa kalkıp sınıfı koşar adım terk ettiler.

"Zaten üniversite sınavı beni yeterince geriyor." diyen nisana göz devirdim.

"Yapamayacakmışsın gibi konuşma be güzelim senden zekisi varsa tüm okula cocostar dağıtacağım."

Ortalaması hep yüzdü bir dersi bile asla düşük gelmemişti bu zamana kadar ama yinede çok korkuyordu, hani şu sınavdan 99 alıp hocam bir puanı nereden kırdınız diye tüm gün hocaların peşinde dolaşanlar varya işte onlardan biride nisandı.

"Yinede korkuyorum melina, biliyorsun en büyük hayalim doktor olmak babam çok istemişti doktor olmamı bende söz vermiştim babama ve sözümü tutacağım, mezarıda olsa karşısına o önlükle çıkmak istiyorum ve çıkacağımda" çıkacaktıda çünkü benim tanıdığım nisan kafasına koyduğu herşeyi yapardı. Yapacaktı.

"Yapacaksın zaten, giyeceksin o önlüğü herkesten çok ben inanıyorum sana." nisanın gözleri dolmuştu, elleriyle gözlerine yelpaze yapıyordu. Hayatımda tanıdığım en naif insandı Nisan. Özelliklede konu sevdiği birini kaybetmek olunca porselen bir bebeğe dönüşüyordu.

Sevdiğin birini kaybettiğin zaman yarım kalırdın, yarımdır kalp, bir parçası mezarda üzerine kat kat toprak atılmış, belki bir kürekle belki tırnaklarıyla ama bir şekilde atılmıştı yarım kalan kalbe o toprak sonra eriyor ve toprakla bir oluyordu. İstesende çıkaramıyordun. Sonucunda elinde yarısı duruyordu kalbinin yarısıysa binlerce kat aşağıda gömülü bir halde kalıyordu. Belki de bu yüzdendir kırk günlük yas. İnsan her şeye 40 günde alışır derler ya hani kalbinde acısı diniyordu bu sürede.

"Aman ya! bugünde bir kendimize vakit ayıralım dedik ondada yağmur yağarsa artık beni şu camdan falan atmanı bekliyorum hem güneşi görmüyor musun melina baksana hava ne güzel." dedi dudaklarını büzerek ama güzel havadan kastı yağmur bulutlarının gökyüzünde toplanmasıydı ve ben yağmurdan nefret ederdim.

Özelliklede ıslanmaktan.

"Anladım ben seni sırf ıslanmamak için bahane arıyorsun şu an sen? "

Islak köpek gibi koktuktan sonra konuşalım.

"Gidiceğimiz yer sahil kenarında olmasaydı giderdik hem neden başka bir zaman gitmiyoruz? günler çuvala mı girdi" Nisan dediklerime göz devirdi ve oturduğu sıradan kalktı.

"Günler çuvaldan çıkmıyor ki zaten girsin."

"Yks ye tam 3 hafta kaldı ve sen günler çuvaldan çıkmıyor diyorsun resmen arkalarından atlı kovalıyor gibi kaçıyorlar." nisanın aklına tekrar üniversite sınavı gelince yüzünü buruşturdu.

"Hatırlatmasan ölürdün zaten." Sanki ben hatırlatmasam sınav gelmeyecekmiş gibi konuşması beni delirtiyordu.

"Kantine gidelim mi açlıktan midemde olimpiyat savaşı çıkacak nisan sana laf yetiştirirken daha çok acıkıyorum." tam 7 saat aralıksız matematik dersi işlemiştik ve matematik beni acıktırıyordu üzerine edebiyat konuşması dinlemek açlığıma açlık katıyordu yemek her şeydi ve ben aç kalmaya gelemezdim.

"Sen ve senin midende çıkan savaşlar doymak bilmiyor zaten, anlamıyorum o kadar çok yiyip bu kadar formunu koruyabilmen beni çıldırtıyor ben su içsem yanaklarıma löp löp et oluyor."

Ah şu genler ve gece koşuşturmaları.

"Yürü nisan yürü hem ben senin o löp löp et olan yanaklarını seviyorum" Seviyordum çünkü bir insanı sevmek demek onu bütünüyle kabul etmekti, her şeyiyle.

"Aman be anca sen seversin" hızla yürümeye başladı bende peşinden gülerek gidiyordum, karidoru hızla geçip kantine girmiştik ilk katta olmanın yararları kantine yakın olmasıydı.

"Ben alırım sen otur bir masaya." hiç itiraz etmeden arka tarafta boş duran bir masaya geçtim ve her zamanki yaptığım şeyi yapıp boş boş çevremde olan biteni izlemeye başladım. Bu iğrenç okulda son 2 haftam kaldığı için mutluydum aslında çünkü bu okulda her türlü zorbalık ve her türlü iğrençlik vardı ve ben 4 yıl boyunca çok zorlanmıştım zarar görmekten değil ama zarar vermeye korktuğumdan. Bir insanın zararı kendine olunca umursamıyordu ama o zarar başkasına dokunduğu an dünyanı başına bile yıkabiliyordu.

Koskoca dünya bu kadar kolay yıkabiliyormuydu?

Hep diken üzerinde yaşamaktan farklı olduğum için her seferinde en büyük dışlanmayı kendime yaşattığımdan.

Ben en büyük hatayı kendime, kendimi toplumdan dışlayarak yaşatmıştım.

"Geldi bizimki." Dediğini duydum bana doğru gelen nisanın, cidden hiç ardayla uğraşıcak havamda değildim. Çünkü açtım.

"Bakın burda kimler varmış." cidden arda benimle uğraşmak mı istiyor canın?

"Kendine başka eğlence bulmaya ne dersin?" siyah saçlarını elleriyle geriye doğru taradı ve eğilerek yüzüme yaklaştı.

"Bu okuldaki tek eğlencemin sen olması dışında hiçbir problem yok. Ama sende artık sıkıcı olmaya başladın biraz aksiyon katman lazım hayatına dimi ama? şu ezik arkadaşından başka okulda konuştuğun yok." nisan tam lafa atlayacaktı ki kolunu tutmamla son anda susmuştu.

Susmak bazen yeterliydi.

"Aynen öyle eziğiz biz hadi git şimdi, uğraşamam seninle." Açken bir insan nasıl sakin olabilirdi ki bir kere genlerimde yoktu benim aç kalmak.

"Kabullenmiş olman beni mutlu etsede sinirlenmeni özlemedim desem yalan olur acaba ne yapsak bugün seninle?" Okula bir haftadır gelmiyordu tam kafam rahat derken gelmiş ve geldiği gibi bana bulaşmayı başarmıştı, kantindeki onca insanın durmuş sadece bizi izliyor olmalarıda işin ironik kısmıydı, film çekiyorduk çünkü burada başroldede her zamanki gibi ben ve arda vardık. Karhanlı lisesinin favorileri. Ya da gözdeleri mi demeliydim.

"O zaman istediğini alamayacak olman melina ve beni dünyada ki en mutlu insan yapar" nisanın bu huyuna bayılıyordum. Hatta her huyuna bayılıyordun demek daha doğru olurdu.

"Kül kedisine bak sen, dilin var mıydı ya senin?" dedi ve masada duran kahveyi alarak bir anda nisanın üzerine döktü. Nisanın çığlığı bahçedekileri bile kantine toplamıştı.

Harika.

Damarlarımda akan kanı bilseydi böyle davranır mıydı insanlar.

"Pardon tatlım istemeden oldu" dedi arda sesini inceletmeye çalışarak o tatlım diyen ağzı yok mu? beni çileden çıkartmaya bile yetiyordu. Kendini bilmez hadsizin önde gideniydi sadece.

Ama hayır ben sakin olmalıydım.

Sakin olmaya çalışmakla sakin olmak aynı şey değildi ve sakin olmaya çalışmak daha çok sinir bozuyordu.

"Sen kendini ne sanıyorsun? ne bu havalar bas git elimden bir kaza çıkmadan, o döktüğün kahve kutusunu yemek istemiyorsan uzaklaş." nisanın ani çıkışı ardayı sadece güldürmüştü ama alışmıştık onun bu ukala tavırlarına, sessiz kalmaya ve ardanın bu kendini bilmez aptallıklarına, yani en azından ben alışmıştım. Alışmak zorunda bırakılmıştım.

"Yoksa ne olur babacığına mı şikayet edersin. " Ardanın gülerek söylediği şey nisanın canını çok yaksada susmuştu çünkü susmak zorundaydı.

Benim için.

Kendimden nefret ediyordum.

Böyle birisi olduğum için ama minnettardım nisana böyle biriyle arkadaş olduğu için.

"Yürü nisan gidelim boşver, onun hayattaki tek vasfı okuldaki insanlarla dalga geçtiğini sanıp eğlendiğini düşünmesi ve dikkatlari üzerine çektiğini sanması bırak öyle düşünsün çünkü eve gidince ne kadar çabalarsa çabalasın ona ilgi göstericek kimsesi olmuyor ne de olsa, acınası bir durum. " sözümü tamamlar tamamlamaz nisan hemen araya girmişti.

"Arda gibi birinden de bu beklenirdi zaten değil mi? sen seversin birilerini kaybetmiş insanların acılarıyla dalga geçmeyi? "

Sinirinden kendi kendini yesede asla sinirlenmemiş gibi davranan arda gülüyordu.

Bu halde bile.

Alkışa layık.

Takdire şayan.

"Asıl komik olan ne biliyor musun melina?" Arkamı dönmüşken yürümeye devam etmek istiyordum ki nisan beni durdurdu. Cidden nisan şimdi sırası mıydı?

"Bilmek istese sorardı dimi arda demek ki bilmek istemiyor." dedi ve beni kolumdan çekiştirerek hızla yürümeye başladı ardanın arkamızdan geldiğini hissediyordum. Ve duyuyordum iğrenç kahkahasını.

"Daha lafım bitmedi ama melina." diye koridorda yüksek sesle bağırınca herkes bize dönüp bakmıştı.

"Bak bırak ben döveyim sen izle hiç sorun değil" diye kolumdan kurtulmaya çalışan nisanı arkama çektim. Az rahat dur be kızım nereden geliyor senin şu fevri hareketlerin.

"O çok sevdiğin kardeşini ailen tımarhaneye yollarken sen napıyordun anlatsana bize melina?"

Çok sevdiğin kardeşin.

1,2,3 sakin ol ve derin nefes al.

4,5 ve 6 gözlerini kapat.

7,8 ve 9 doğa sana nini fısıldar.

10 ve 11 annen sana öğretmedi mi gerçekleri.

Sahi benim annem neredeydi?

"Dilini mi yuttun?" ardanın sesini duymak istemiyordum şu an olmazdı. Bu konu hiç olmazdı.

Sakin olmalıydım.

Doğanın ninileri uyutur seni her gece, korkma küçüğüm mutlusun ait olduğun yerde, hadi baştan başla 1, 2 ve 3 diye, gözlerini kapat ve sakin ol sen yine.

"Hadi ama melina hepimiz seni bekliyoruz?"

Aptal kurt güzel kurt ağır mı geldi sana bütün bu mutluluk?

"Melina hadi gidelim biz." nisanın kolumdan çekiştirmesiyle girdiğim transtan çıkabilmiştim.

"Gitmek mi daha yeni başladık ama" nerden öğrenmişti. Nasıl öğrenmişti bilmiyordum, bilmek istiyordum ama zamanı değildi. Sakin olmam lazımdı sakinleşmem lazımdı. Boynunu parçalara ayırma isteğimi susturmam lazımdı.

"Melina yürü" nisanın endişeli sesi daha çok sinirlenmemi sağlamıştı. Üzerine üstlük dışarıda yağan yağmur sinirlerime hakim olmamda yardımcı olmuyordu. Özelliklede benim gibi öfkesini kontrol altına almak için senelerce uğraşan biri için çok zordu.

"Hadi ama melina kardeşine o deli önlüğünü giydirdiklerinde arkasından bakman çok duygusal baksanıza şu fotoğrafa." Elinde tuttuğu fotoğrafı gözümün önünde sallıyordu, suratında ise pişkin bir gülümseme vardı ona hiç yakışmayan.

Kuşlar doğaya ne anlatır biliyor musun ? Ne kadar güzel ve uyumlu olduklarını. Kuşların cıvıltısını ve ağaçların yuvası olmasını.

Sakin değildim.

Kuşlarıda yuvalarınıda ormanınıda siktir ettim.

Hakimiyetimi kaybetmiştim.

Dedemin cümleleri işe yaramıyordu.

"Kayıp mı oldun kül kedisi?"

Kayıp mı oldun melina.

Kocaman ormanda?

Orman senin.

Sen ormansın melina.

Arda telefonunu tam kaldırıp diğer fotoğrafı gösterecekti ki hızla elinden telefonu aldığım gibi sert bir şekilde yere fırlattım telefonun parçalanma sesleri kulaklarıma dolarken bütün fısıltılar kesildi.

Arda korkmuştu.

Belkide en başında korkmalıydı.

"Sana en başta bana bulaşma dedim. Sana benimle uğraşma dedim sen ne yaptın?"

Sakin olmalıydım.

Ama ardanın gülüşü bunu çok zorlaştırıyordu.

Hem neden sakin olmam gerekiyordu ki, arda gibileri hakediyordu her şeyi.

"Ne o yakama yapıştın ve telefonumu fırlattın diye korkacağımımı sandın? acizsin kızım sen? kardeşini tımarhanaye kapatmalarına izin verecek kadar korkan birinden mi korkmamı bekliyorsun?"

Nisanın sesini duydum.

Fısıldaşan herkesin dediklerini.

Dedemin sesini duydum zihnimde.

Kardeşimin sesini.

Tüm sesleri siktir ettim, hepsi zihnimden siktir olup gidebilirdi.

Herkesin canı cehennemeydi.

Ardayı içime dolan sinirle duvara yaslayışımda kırılan kemiklerinin sesi hariç. Bu sesi sabaha kadar dinleyebilirdim.

Tüm koridorda yankılandı.

Gözlerime korkuyla bakışını ve acıdan yüzündeki ifadeyi. Sabaha kadar izleyebilirdim.

"Gö- gözlerin." dedi korkuyla. Nisanın beni kolumdan tutup çekmesiyle arda yere yığıldı ve acılar içinde bağırmaya başladı.

Canavar.

Arda Sorel kekeliyordu. Koskoca Arda Kekeliyordu. Parasıyla her şeyi yapabileceğini sanan ve hiçbir şeyden korkmayan arda karşımda küçük bir çocuk gibiydi.

Söylesene arda nerede o öve öve bitiremediğin paran? kurtarmaya yetmiyor mu seni?

Peki beni kim kurtaracaktı?

Öfkemi kim alacaktı benden?

Ben hala deli öfkeliydim.

Nisan hızla beni tuvalete soktu. Yüzündeki dehşet verici ifadeyi saymıyordum bile.

Kolarımı tutup beni duvara yasladı.

"Melina gözlerin." dedi sakin tutmaya çalıştığı ses tonuyla.

"Gözlerin parlıyorlar." Siktir.

Arda o yüzden bu kadar korkmuştu.

Nisandan kendimi kurtardığım gibi aynaya baktım gözlerim değişmişti bu olamazdı bu kadar az bir öfkeyle bu imkansızdı. Her zaman öfkeleniyordum ama hiçbiri isteğim dışı vücudumda bir değişme belirtisi göstermiyordu.

"Be- ben bunu beklemiyordum. Yani anlamıyorum neden? melina ben, aklım karıştı." nisan cümlelerini bile toparlıyamıyordu.

"Okuldan gitmemiz lazım, hemde hemen." nisan bana sanki çok kötü bir şey söylemişim gibi bakıyordu.

"Gözün bu haldeyken mi hayatta olmaz görürler 10 metre ötede duran bir insan bile fark eder bunu kıpkırmızı gözün melina parlıyor ateş gibi b-bu nası oldu ben hal-" hızla sözünü kestim.

"Arka kapıdan çıkacağız o zamana kadar geçer yani umarım sakin kalırsam ve sakin olursam ama bekleyemeyiz." beklememeliydik. Daha öncede bu denli öfkelenmiştim ama hiçbirinde hakimiyetimi kaybedipte göz rengimin değişmesine izin vermemiştim.

"Çocuğun kemikleri kırıldı. Resmen Ardanın kemiklerini kırdın. Kendine hakim olmalıydın, gözlerini gördü senin melina be-ben korkuyorum" yangına körükle gidiyordu ama farkında değildi. Bu ana defalarca kez şahit olan Nisan birden korkmaya mı başlamıştı?

"Sana dedim ve sende en başından beri biliyordun Nisan, boşuna mı onca yıl ardanın yaptıklarına göz yumdum sence ben? Ya benim aklım almıyor nisan inan ki almıyor." sesim yüksek çıkmıştı. Nisanın korktuğunu biliyordum ve korku insana her şeyi yaptırırdı. Ama nisan böyle bir zamanda ilk defa böyle davranıyordu. Ona ne olmuştu.

"Çıkmamız lazım buradan gözlerin neden düzelmiyorlar neden? neden? " nisan kriz geçiriyordu.

İlk defa. Babasının ölümünde bile kriz geçirmeyen Nisan şu an kriz geçiriyordu.

"Sakin ol tamam mı bak ben sakinleştim sende sakin ol neden böyle oldu bilmiyorum." gerçekten hiçbir fikrim yoktu ne yapmalıyım onuda bilmiyordum.

Daha önce çok fazla öfkelendim ama hiçbir zaman böyle olmamıştı. Hiç bedenimin kontrolünü kaybetmemiştim.

"Çok öfkelendin işte ondan oldu ama dedim sana gidelim dedim neden dinlemedin beni?" Nisana ne oluyordu böyle? sanki daha önce hiç görmemiş gibi davranıyordu? bende mi sorun vardı yoksa bugün tamamen bir kabustan mı ibaretti.

"Daha önce beni bu şekilde görmemiş gibi davranmaz mısın lütfen? en yakın arkadaşımı tanıyamıyorum, kimsin sen ve nisana ne yaptın?" bugün bir an önce bitmeliydi.

"Melina ellerin." hızla ellerime baktım.

Hayır. Bu imkansızdı. Bu fazlaydı. Bu Fazlanında ötesindeydi. Dedemin yanına gitmeliydim.

"Bu okuldan çıkmalıyız hemde hemen." Yoksa çok kötü şeyler olabilirdi.

Aynada kendime baktım gözlerim alev alev parlıyordu, kırmızının öyle bir tonuna ulaşmıştı ki ben bile kendimden korkmaya başlamıştım bana ne oluyordu neden hakim olamıyordum kendime.

Başıma saplanan ağrıyla birden yere çökmüştüm. İnanılmaz bir acı bütün bedenimi kaplamıştı. Ellerimle başıma baskı yapsamda bir işe yaramıyordu.

Acı her yerdeydi.

Acı bizi insan kılan şeydi.

Beni insan kılan.

Bingo.

"Nisan." dedim anlık gelen bir sitemle.

Ama nisan transa girmiş gibi bana bakıyordu sadece. Duymuyordu beni. Başını ellerinin arasına almış yerde öylece oturuyordu ne zeminin ıslak olmasına aldırış ediyordu ne de bana.

"Nisan" dedim kalan tüm gücümle odaklandığı her neyse sonunda duyabilmişti beni. Daha yeni fark etmişti, yerde acıyla kıvrandığımı. Hızla yanıma eğildi. "İyi misin? ne oldu sana? neden buradayız biz" nisana ne oluyordu? bana ne oluyordu bilmiyordum.

"Aynayı kır elime defalarca kez durmadan kesik at, tamam mı? beni dinle ve yap, elimi kes nisan ya da sırtımı ama acı verecek şekilde bir kesik olsun yapabilirsin tamam mı?" yapmalıydı hemde hemen. Defalarca kez kesmeliydi hemde çünkü soyum yüzümden 3 saniyede bir iyileşiyordu vücudumdaki yaralar.

"Ben yapamam, melina yapamam ben, nasıl yaparım nasıl zarar veririm sana?" bugün tam bir kabustu. Ayağa kalkmaya çalıştım, nisan deli gibi ağlamaya başlamıştı. Duvarın dibine yaslanmış sadece ağlıyordu. Kafası karışmıştı fazlasıyla.

Bugün neler oluyordu böyle.

Güç bela ayağa kalktığımda kalan son gücümle aynayı kırdım. Cam kırıkları her yere dağılmıştı. En büyük parçayı elime alarak koluma batırmaya çalışmıştım ama acıdan hiçbir şey yapamıyordum sanki bütün kemiklerim birer birer organlarımı eşeliyorlardı. Başım patlayacak dereceye gelmişti. Ayakta duracak halim kalmamıştı.

Tam yere düşecekken tuvaletin kapısı açıldı ve kolumda hissettiğim acıyla yumuşak bir bedene düşmüştüm.

Barkın gelmişti.

Acım geçmişti.

Acı bizi insan kılan şeydi.

Bir an bile tereddüt etmeden yapılması gerekeni yapmıştı.

Ya da ben öyle sanmıştım.

Önce nisanı yerden kaldırdı sonra beni. Nisan ve barkının koluna girmiştim. Okuldan çıkmamız gerekiyordu ve barkın bunun farkındaydı. Tanıdığım Nisan olsa oda farkında olurdu ve şu an çoktan okuldan çıkmış olurduk ama ne ona ne de bana bugün ne olduğunu anlayamamıştım.

"Seni ne tetikledi?" neredeyse tüm ağırlığımı verdiğim barkın sonunda soru sorabilmişti.

"Bilmiyorum." dedim kısık çıkan sesimle, kendimi çok fazla yorgun hissediyordum. Vücudum birden mayışmıştı. Fazla yorulduğumdan olsa gerek hemen yığılıp kalabilirdim.

"Ardayla tartıştılar ondan sonra birden böyle oldu ama öfkesi normaldi barkın yemin ederim normaldi." dedi nisanın panik dolu sesi. "Öfkesi normal bir boyutta olsa masmavi gözleri yüz kilometre öteden bakan bir insanın fark edeceği alev kırmızısı bir hale gelmezdi." ardanın kemiklerini istemedende olsa kırdığımı varsaymazsak. Öfkem normal bir boyuttaydı.

En azından benim gibiler için.

"Nisan doğru söylüyor bu hale gelecek kadar öfkelenmedim barkın bugün garip bir şey var anlamlandıramadığım." bugünde kesinlikle bir şey vardı. Belki bir lanet belki başka bir şey ama kesin bir şey vardı.

"Otoparkta arabam var ben onla gideceğim şüphe çekmememiz lazım sizde yangın merdiveninden çıkın orman yolundan geçen otobüse binin 4 durak sonra inin orda buluşuruz." dedi barkın ve bizi yangın merdiveninin önünde bırakıp hızla alt kata indi. Bizde nisanla vakit kaybetmeden yangın merdivenlerine yöneldik. Hızlı olmamız gerekiyordu. Öğretmenler ne olduğunu anlamadan, herkes etrafımı sarmadan.

"Endişe yapma hiçbir şey olmadan çıkacağız buradan hem bak çıktık sayılır." Son birkaç merdiven kalmıştı ve sonrasında dışarıdaydık.

"Endişe değilde eve sağsalim gitmek istiyorum." Birine zarar vermeden gitmek istiyordum. Yeterince zarar vermiştim hemde fazlasıyla. Zaten dışarıda yağan yağmur dahada gerilmeme sebep oluyordu.

"Barkın neden orman yolundan gitmemizi söyledi ki?" dedi nisan okulun arka bahçesinden çıkarken.

"Dedemin yanına gideceğiz, orası kestirme yol." üç saatlik yolu iki saate kısaltıyordu sadece ama dikkat çekmiyordu en azından. Şehre en uzak orman olmasından dolayı mı yoksa anlatılan hikayeler yüzünden mi bilinmez.

"On dakika on dakikadır şu olaya bir çözüm bulalım yeter." Bu işe dedeminde bir çözüm bulabileceğini sanmıyordum ama neyse.

"Otobüs gelmek üzere biraz daha hızlanalım." gücümü ne olursa olsun toparlamam gerekiyordu.

Ben güçlü bir kızdım.

Güçlü yetiştirldim.

Güçlü doğdum.

Bu benim doğamda vardı.

En ufak bir çıkmaz yolda kendimi bu kadar çabuk kaybetmemem gerekiyordu.

Unutma melina,

Kaybolurum diye korkarsan karanlıktan asıl o zaman kaybolursun.

Dedem aynen böyle söylemişti bana. Unutma demişti. Ne olursa olsun unutma.

"Barkın otobüse binin derken kafayı yemiş olmalı, otobüsün doluluğuna bakar mısın? Yani tamam çok dolu değildi ama insan doluluğu var resmen" dedi bize yaklaşan otobüsü işaret ederken. Dolu ya da değil binmek istiyordum. Bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyordu ve ben sırılsıklam olmuştum. Gözlerimi kapatırdım sorun değildi. Asıl sorun yağmurdu.

"Sen kolumdan çıkma yeter." Barkınla nisan koluma sanki kaybolucakmışcasına yapışmıştı. Otobüs tam önümüzde durdu. Gözlerimi hızla kapattım. Nisan binmeme yardımcı olmuştu. Otobüsün ortasına geçmek için insanları iteklemeye başladı nisan duymasa bile fena hakaretler yiyordu.

Bazen bende herşeyi duymak istemiyordum doğrusu.

"Bu ne ya insan bir yol verir geçelim diye bunlar durmuş sadece suratıma bakıyor, telepati mi yapalım anlamadım." Bazen telepati yapmak gerekirdi.

"Sitem etmeyi bırakır mısın? insanları resmen ittiğin için sana saydırmakla meşguller zaten?" ve ben hepsini duyuyordum.

"Meşgul olacakları bir şey verdim işte daha ne? Hem sen sıkıca tutun bana açma sakın gözlerinide." ben sıkıca tutunmasam bile nisanın beni sıkıca sarıp sarmalaması düşmemi engelliyordu yeterince.

Nisana cevap vereceğim sırada.

"Pardon." dedi kalın bir erkek sesi. "Gözlerinizi neden kapalı tutuyorsunuz?" Nisanın yaptığı telaş sesinden okunuyordu. Bu kadar telaşa gerek yoktu, ilgilendirmiyor diyip geçebilirdi.

"Hobilerimden biri beyfendi, sizi ilgilendirmeyen şeylerden bir tanesi yani." nisanın kolumu dürtmesiyle susmuştum. Kesin çocuğu beğenmişti yoksa asla susmazdı. Kriz anında bile çocuk kesiyor ya başka bir şey demiyordum artık ona.

"Uykunuz varsa oturabilirsiniz diyecektim, o yüzden sordum neden kapattığınızı." Böyle ince düşünceli insanlar kalmışmıydı? kalmamıştı tabiki. İnce düşünceli olsa önce yan tarafında ayakta duran kadına yer verirdi. Otobüse binmeden bile kadının gözlerindeki yorgunluğu görebilmiştim.

"Gerek yok." demekle yetindim sadece. Çünkü konu uzarsa gözlerimi açmamak için büyük bir çaba sarf etmem gerekecekti. Kimdi bu çocuk? ve neden garip kokuyordu.

"Siz arkadaşımın kusuruna bakmayın rahatsızda biraz o yüzden böyle." Nisanın çocuğa ağzı açık baktığına yemin edebilirdim kalbim gögüs kafesimi patlatacak derecede atmasaydı.

Bir anda zaman durdu sanki.

İnanılmaz bir acı saplandı bedenime.

Göğüs kafesimde binlerce kemik kırılmaya başlamış gibi.

Nefes alışverişlerim bozulmuştu.

Cam gibi kesiyordu boğazımı her bir nefesim.

Ellerim uyuştu.

Görüşüm doğama aykırı şekilde bulanıklaştı.

Her bir kemiğim kıymık olup canıma battı.

İnmem gerekiyordu.

Otobüsten çık diye beynim basbas bağırıyordu sanki.

Nisanın kolundan kurtuluşumu Otobüsün kapısını yumruklayışımı.

Nefes alamayışımı en derinlerimde hissediyor ve anımsıyordum.

Kapının açılmasıyla kendimi arabaların arasına atışım.

Yağmur damlalarının bedenime hızla çarpışı.

Koşarken ayağıma batan camlar. Nisanın bağırışı.

Ormana koşuşum.

Saçlarım köklerinden kopuyormuşcasına acıyışı.

Vücüdumdaki her bir kemiğin hiç olmadığı kadar acıyla kırılışı.

Ormandan bana doğru gelen bir ses.

Nisanın çığlığı.

Arkamı nasıl döndüğümü, endişemi.

Arabanın nisanın bedenine çarpışını.

Asvalttaki kanları.

Kanlı ellerini.

Kanın kokusunu.

Islak saçlarımdan yayılan kokuyu.

Nisanın bedeninin etrafında toplanan insanları.

Nisanın acı dolu gözlerini.

Kıyafetlerimin üzerimde paramparça oluşunu.

Hayatımdaki en acı verici dönüşümü yaşamıştım.

Kurda dönüşmüştüm.

İsteğim dışında.

Gördüğüm parlak bir çift gözü. Kafasına siyah kapüşonlusunu geçirmiş gülerek bana bakan o kişiyi.

Nisanın gözlerini kapatmadan önce söylediği iki kelimeyi.

Özür dilerim.

Siyah kapüşonlu çocuğun sırıtışını.

Dudaklarından dökülen iki kelimeyi

Bu başlangıç.

Diyişini.

Ormanda dört ayak üzerinde koşabildiğim kadar koşuşumu. Beş yıl boyunca kurt formumdan çıkamayışımı.

Unutmamıştım.

Beş yıl sonra insana döndüğüm ilk an çırılçıplak bir vaziyette ormanın en dibinde kalan ürkütücü ama simasına alıştığım o evin kapısında karanlığa bürünmüştü etraf.

Ne gözlerim ne de bedenim taşıyamadı beni.

Bayılmıştım çünkü

Toprak kan kokmuştu bir kere.

Nisanın kanı.

Beş yıl temizleyememişti.

Hiçbir şeyi.

Okuduğunuz ve bir şans verdiğiniz için teşekkür ederim.

Oy yapmayı ve düşüncelerinizi yazmayı unutmayın.

iyi günler dilerimm.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.