Dışarıda sağanak yağmur eski pencereleri döverken, bina girişinde ağır bir tahta sandığın sürüklenme sesi hakimdi. Saat tam olarak 9du ve Umut'un planı devreye girecelti.
Milan, Arda ve Oğuzhan, Umut'un talimatı doğrultusunda oldukça panikmiş gibi yaparak sandığı merdivenlerden ikinci kata kadar taşıdılar. Nefes nefese kalmış, bilerek yüksek sesle tartışıyorlardı.
"Dikkat et, düşürme şunu" diye bağırdı Milan koridorda. "İçindeki solüsyon kapları kırılırsa piyasaya verecek tek bir düzgün organ kalmaz mal mısın anasını satayım"
"Tamam, sus artık sende. Yukarıdaki duymasın" diye fısıldadı Oğuzhan, sesini tam Efe'nin dinleme cihazlarının yakalayacağı yükseklikte ayarlayarak.
Sandık Arda'nın dairesine sokuldu ve kapı gürültüyle kapatıldı.
Üst katta ise Efe masasında oturuyordu. Kulaklığından gelen sesleri dinlerken yüzünde alaycı bir gülümseme belirdi. Fiziksel olarak narin ve zayıf bedenine tezat oluşturan o kibirli zihni alt kattakilerin bu amatör oyununu çözmüş olmanın rahatlığıyla doluydu.
"Senden kaçamadım iyiki bırakmadın peşimi." Şarkı mırıldanırken konuştu.
"Gerçekten çok basitsiniz," dedi Efe kendi kendine.
Onların bu oyunuyla kendisini aşağı indirmeye veya sandığı merak ettirmeye çalıştığını sanıyordu. Planı basitti: Kendisi aşağı inmeyecek, alt kattakilerin tüm dikkatleri sandıktayken, Aykut vasıtasıyla binadaki havalandırma sistemine dökümünü yaptığı hafif sersemletici kimyasalı salarak hepsini içeride çaresiz bırakacaktı. Böylece hem Umut'un hamlesini boşa çıkaracak hem de zekasını bir kez daha kanıtlayacaktı.
Efe, masasındaki vanayı açmak üzere elini uzattı.
İşte tam o an, hesaba katmadığı ilk şey gerçekleşti.
Efe'nin dairesinin kapısı çalmadı, zorlanmadı ya da maymuncukla açılmadı.
Aniden, dairenin içindeki havalandırma menfezinden içeriye morumsu bir duman yayılmaya başladı.
Efe beklemiyor olacaktı ki dona kaldı. Bakışları hızla havalandırmaya kaydı. Alt kattakilerin havalandırmayı kullanacağını hiç düşünmemişti çünkü sistemin kontrolünün kendi elinde olduğunu sanıyordu. Oysa Umut, Efe'nin binadaki cihazlarını ve havalandırma bağlantısını tespit ettikten sonra, Efe'nin kendi kurduğu hattı tersine çevirecek ilkel ama etkili bir tütsü ruzağı kurmuştu.
Gaz, Efe'nin ciğerlerine dolduğu an genç adam hafifçe öksürdü. Kimyasal konusunda uzman olan Efe, gazın öldürücü olmadığını, sadece kas düzenini bozan ve zihni uyuşturan özel bir bitkisel karışım olduğunu anında anlamıştı. Ama bedeninin zaten zayıf olması, gazın etkisini iki kat hızlandırmıştı.
Gözleri kararmaya, dizlerinin bağı çözülmeye başladı.
"Hayır..." diye fısıldadı Efe. Bedenini kontrol etmekte zorlanıyordu.
Masadaki bisturisini kavrayabilmek için elini uzattı ama parmakları bileme taşı gibi ağırlaşmıştı. İlk kez kontrolü kaybettiğini hissediyordu. İlk kez zekası, attığı adımı öngörememişti.
O sırada dairesinin kapısı sakince, neredeyse saygılı bir yavaşlıkla açıldı.
İçeriye Arda ve arkasında elinde köstekli bir saat tutan Umut girdi. Umut'un yüzünde en ufak bir zafer yoktu; sadece bir deneyin sonucunu izleyen bir bilim insanı ifadesi vardı. Kibirli.
Efe, sırtını masaya yaslayarak ayakta kalmaya çalıştı. Bakışları hâlâ keskin ve nefret doluydu ama bedeni ona ihanet ediyordu. Zayıf bilekleri titriyor, nefes alışı zorlaşıyordu.
Umut, Efe'ye doğru birkaç adım attı. Aradaki mesafeyi koruyarak Efe'nin zihinsel kalesini tek bir cümleyle yıktı:
"Aşağıdaki sandık boştu, Efe."
Efe'nin gözleri hafifçe açıldı.
"Sen sandığın bir yem olduğunu düşündün," dedi Umut, alçak ve sakin bir sesle.
"Senin gibi bir zekanın, sandık oynunu çözüp bunu yemem diyeceğini ve kendince bir bozma oyunu planlayacağını biliyordum. Bütün planını, senin ben bunu çözdüm kibrin üzerine kurdum. Senin tuzağın sandık değildi... Senin tuzağın, kendi zekana olan sarsılmaz inancındı."
Efe dişlerini sıktı. Zihni zonkluyordu. Hayatında ilk kez bir başkası onun düşünce adımlarını ezbere okumuş, onun zekasını kendisine karşı bir koz olarak kullanmıştı. Bu, Efe için fiziksel bir acıdan bin kat daha ağır bir darbeydi.
Arda, Efe'nin geçici olarak etkisiz hale gelişini ve o sarsılmış bakışlarını izlerken derin bir nefes aldı. Yıllardır ilk kez içindeki o yerini bir nebze tatmine bırakmıştı.
"Şimdi ne olacak yeni komşu?" dedi Arda, Efe'nin önünde durarak. "Sıra kimdeymiş?"
Efe, bilinci kapanmadan hemen önce başını hafifçe kaldırdı. Aklı buğulanıyor, bedeni gücünü tamamen kaybediyordu ama gözlerindeki o, psikopat kıvılcım tamamen sönmemişti. Sönemezdi.
"Beni... düşürdüğünü sanıyorsun..."
Efe'nin gözleri kapandı ve masanın kenarına tutunamayarak yere doğru kaydı. Arda onu düşmeden yakaladı. Dışarıdan bakıldığında ince, uysal ve zayıf bir genci tutuyor gibiydi; ama kollarının arasındaki adamın uyanacağı an yaratacağı kabusun büyüklüğünü hepsi çok iyi biliyordu.
Umut saatin kapağını kapattı. "Onu bağlayın," dedi Arda'ya bakarak. "Ama sakın rahatlamayın. Karşınızdaki adam hamleyi yedi ama oyunu kaybetmedi. Uandığında çok daha tehlikeli olacak. Sinirden köpürecek ve daha akıllıca planlar yapacak"
...
Bu ficide final vereyim rahatlayacağım