İçeriğe geç

Kural #texting #lise

Bölüm 9 · 2 dk okuma

Kural #texting #lise

Bölüm 9

İlk Hamle.

Sabah saat 07.42. Su, okulun kapısına vardığında burnundan soluyordu. Oysa kötü bir şey olmamıştı. Hava güzeldi, çantasını da unutmamıştı. Ama kalbi, kafasından daha hızlı çalışıyordu ve bu sinir bozucuydu. “Ne var canım,” diye söylendi kendi kendine. “Bir iddia, saçma sapan. Aşık edecekmiş… hadi ya.” Ama işte, o gece yazılan mesajlar… Mert’in sesi, bakışları, kelimeleri… Hepsi hafif bir bulantı gibi oturmuştu midesine. İyice sinirlendi. “Beni heyecanlandıracak kadar ne yaptın ki Mert?” dedi alçak sesle. Tam sınıfa adımını attı. Ve sonra… gördü. Sırasının üstünde bir kâğıt vardı. Üstü büyükçe bir kitapla kapatılmıştı. Çantasını bırakmadan önce kağıdı aldı. Kalbi bir an durakladı. **“Bugün gülümsediğin saniyeyi not edeceğim. 07.48 gibi olur mu sence? • M”** Su suratını buruşturdu, ama istemsizce bir şey oldu: Gülümsedi. Ve sonra… sinirlendi çünkü fark etti: Saat 07.47. “Salak,” dedi kendi kendine. Kağıdı buruşturdu ama sonra düşündü, buruşturmamış gibi yeniden açtı ve çantasına dikkatlice yerleştirdi. O sırada Mert sınıfa girdi. Göz göze geldiler. Mert’in üstünde okul forması yerine gri kapüşonlu bir sweatshirt vardı, saçları da hafif dağınıktı. Yüzünde sanki “daha yeni uyanmışım ama hâlâ yakışıklıyım” bakışı vardı. Ve o iğrenç özgüvenle yürüdü Su’nun yanına. “Elimde kronometre vardı ama gerek kalmadı,” dedi. “Gülümsemen saat gibi çalışıyor.” Su gözlerini devirdi ama yanaklarındaki ısıyı bastıramadı. “Mert… gerçekten buna mı oynuyorsun? Sabah sabah laf sokma seviyesindeyiz yani?” Mert eğildi, sesini alçalttı. “Bunlar daha ön oyun, asıl maç başlamadı.” Su afalladı. O kadar hazırlıklı gelmişti ki bu sabah, ama Mert’in bu ‘hafif yavşak ama karizmatik’ hali zırhını çatlatıyordu. Geri çekilmek yerine gözlerini kısarak sordu: “Ne istiyorsun?” Mert bir şey demedi. Ceketinin cebinden küçük bir şey çıkardı ve Su’nun sırasına bıraktı. Bir paket naneli sakız. “Bu ne şimdi?” dedi Su, sakızı alırken. Mert sırıtıyordu. “Gülümsediğinde nefesin de içimi açsın diye.” Su’nun eliyle yüzünü kapatması tam da bu andan sonraydı. Yüzü kıpkırmızıydı. “Sen… sen nasıl bu kadar… şey olabiliyorsun ya!” diye fısıldadı. “Yavşaklığa level atlamışsın.” Mert sakince arkasına yaslandı. “Su,” dedi, adı bile dudaklarından yavaşça süzüldü, “bu daha ilk gün. Ve sen şimdiden nefesini kontrol etmeye başladın. Düşün yani, cuma günü ne hale geleceksin.” Su cevap veremedi. Çünkü gerçekten içinden bir ses, “Cuma’ya kadar bu çocuk beni mahvedecek,” diyordu. Zil çaldı. Herkes sınıfa doluşurken Su, Mert’e son bir bakış attı. “Bu savaş daha bitmedi,” dedi gözleriyle. Ama kalbi? Kalbi artık kesinlikle bu oyunun içinde olduğunu kabul ediyordu. Günün sonunda: Mert’in ilk hamlesi fazla ses çıkarmadan, ama nokta atışı bir şekilde kalbe dokundu. Ve Su, ilk defa kendini bu kadar savunmasız hissetti. Ama oyun daha yeni başlamıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.