Kütüphanenin köşesinde, kitap raflarının ardında sessizce yan yana oturuyorlardı. Zaman, dışarıda akıp gidiyor gibiydi ama içeride sadece ikisi vardı. Su dizlerini kendine çekmişti, Mert ise sırtını duvara yaslamış, bakışlarını yere dikmişti. Sessizlik, huzurluydu. Ama bir o kadar da gergin. Havada söylenmemiş cümleler asılıydı. Su, hafifçe döndü. “Neyin var? Az önceki gibi konuşmuyorsun.” Mert ona baktı, gülümsedi. Ama bu seferki gülümseme alışıldık şakacı halinden uzaktı. Daha ciddi, daha… gerçekti. “Su,” dedi yavaşça. “Bana bir şans ver.” Su’nun kaşları hafifçe çatıldı. “Ne şansı?” “Bir hafta,” dedi Mert. “Sadece bir hafta ver bana. Seni kendime aşık edeceğim.” Su, şaşkınlıkla önce sustu. Sonra sanki yanlış duymuş gibi başını yana eğdi. “Ne?” “Duydun,” dedi Mert, gözlerini kaçırmadan. “Bir hafta. İddia. Sen, ben, ve kalbin.” Su gülümsedi ama bu seferki gülümsemesi biraz savunmadaydı. “Mert, sen ne saçmalıyorsun? Bu romantik komedi değil.” “Değil,” dedi Mert. “Ama bence senin kalbinin hikâyesi biraz romantik olmaya hazır.” “Sen benim kalbime fazla güveniyorsun,” dedi Su, hafifçe alayla. “Hayır,” dedi Mert. “Kendime güveniyorum.” Bir süre sessiz kaldılar. Kütüphanenin loş ışığında, kitapların gölgeleri üstlerine düşmüş gibiydi. Sessizlik bu sefer daha başka bir şekilde uzadı. Su, Mert’in ciddiyetini çözmeye çalışırken kalbinin bir yerinde hafif bir kıpırtı hissetti. “Ve diyelim ki…” dedi sonunda, “beni kendine gerçekten aşık ettiğini sandın. Kazandığını düşündün. Sonra ne olacak?” Mert yavaşça eğildi, dirseğini dizine dayayıp gözlerini Su’ya kilitledi. Aralarındaki mesafe daraldı, sanki nefeslerini bile duyabilecek kadar yakındılar. “O zaman sana soracağım: Bu bir oyun muydu, yoksa gerçek mi?” Su’nun boğazı kurudu. “Ve cevabım ne olursa olsun, sen kazanmış mı olacaksın?” Mert hafifçe başını salladı. “Hayır. O zaman senin cevabın, benim kararım olur.” Su onun gözlerinin içine baktı. Bu cümle, şaka gibi gelmemişti. Bu sefer başka bir şey vardı o bakışlarda—belki de bir şeyin başlangıcı. “İddia başlasın mı?” dedi Mert, sesi alçak, ama kararlı. Su gözlerini kısıp baktı. “Peki. Kabul. Ama bunu gerçekten istiyorsan, seni uyarayım…” Biraz eğildi, sesi fısıltıya dönüştü. “Beni kazanmak kolay değil. Kalbim çabuk inanmıyor.” Mert hafifçe gülümsedi. “İyi. Ben zaten zoru severim.” Su gülmemek için dudağını ısırdı. “O zaman ilk günün yarın başlıyor. Bakalım ne yapacaksın.” Mert ayağa kalktı, bir an durdu, sonra Su’ya döndü. “Yarın sabah. Sınıfa girdiğinde gülümseyeceksin. Daha ilk dakikadan.” “İddialı konuşuyorsun,” dedi Su, bakışlarını yere kaydırarak. Mert başıyla selam verir gibi yaptı. “Ben sadece gerçeği söylüyorum.” Arkasını dönüp yavaşça yürümeye başladı. Su, onun uzaklaşan adımlarını izlerken içinden bir cümle geçti: “Ya gerçekten aşık olursam?” Ama bunu yalnızca kitaplar duydu. Ve o köşedeki eski tahta masa.
Bölüm 7
“Ya Aşık Olursam?”
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.