Bugün, 16 Ocak 1976. Çünkü bugün; benim doğum günüm. Ama bu sıradan bir durum değil. Çünkü bizim ailemde ilk defa bir doğum günü kutlanacak.
Bugüne kadar evimizde kimsenin doğum günü kutlanmadı. Babama göre doğum günü zengin işi, anneme göre israftı.
O gece sabahı zor ettim. Ahmet'in " Abi, abi. Güneş doğdu, senin günün başladı." Diyen sesiyle birden irkildim.
Ahmet, en küçük kardeşimdi. Henüz 14 yaşındaydı. Herkes gibi bütün ailem gibi o da bugünü bekliyordu.
Mutfaktan annemin
" Kalktınız mı çocuklar. Kahvaltıyı hazırlıyorum." Diye soran sesini duyduğumda hemen de
" Geliyoruz anne." Diye seslendim. Doğum günüm diye Cemal Usta'dan bile izin almıştım.
Evimiz iki katlı bahçe içerisinde ahşap bir evdi. Aynı bahçe içerisinde iki katlı bir ev daha vardı. Bunu da evlenince çocuklarım oturur diye boş tutuyorduk.
Bahçeye çıktığımda babamın sigarasını yakmış, her zamanki sandalyesinde oturduğunu gördüm.Babam beni görünce gülümseyerek " Günaydın, oğlum. E, artık bugün 18 yaşında kocaman bir adam oldun. " Dedi.
Babam, Yusuf, uzun boylu, heybetli, sert görünüşlü ama yufka yürekli bir adamdı.
Abilerimi görmek için etrafa baktığımda ikisi de görünürde yoktu.
Nerede olduğunu merak ediyordum. Öğrenmek için babama baktım ve " Abilerim nerede?" Diye sordum.
Babam da bana " Oğlum, Ali işe gitti. Halil de biriyle bukuşacakmış serseri!" Dedi.
Annem, Ümmühan güzel, titiz marifetli bir kadındı. Evimizde tatlı bir telaş sürmekteydi. Annem oradan oraya koşturup duruyordu.
Annem mutfakta benim için özel yemekler yapmaktaydı. Bir yandan da o, güzel, " evreşe yolları dar.Bana bakma benim yarim var." Türküsünü söylemekteydi.
Akşam babam eve geldiğinde
"Bu, mis gibi kokular nereden geliyor?" Diye sorarak mutfağa doğru yöneldi. Mutfaktan da içeriye doğru
"Hanım, akşama misafîrimiz var." Diye seslendi.
Annem de " Kim bu, Yusuf? İyi ki bir doğum günü kutlayalım dedik. Ne misafîrî?" Diye sordu.
Babam da derin bir iç çekti ve anneme bakarak " Ne yapalım hanım? Kıramadım, hani hep sana diyordum ya! Benim kahvehaneden arkadaşım. Ne zaman gelmek istiyorlardı. Kısmet bugüneymiş boşver."Dedi.
Annem ise Ali'ye kaş göz işareti yapmış ben ise ne olduğunu anlayamamıştım. Ali de ceketini giyip evden koşturarak çıktı.
Annem işini bitirdikten sonra da beni odaya çağırdı. Ben de peşinden odaya girdiğimde ise köşede bulunan sandığı açtı. Sandığın içinden bir bohça çıkardı ve bana uzattı.
Ben de o an çok heyecanlandım. Anneme bakarak " Anne, bu ne?" Diye sordum. Annem de bana baktı ve "Aç, oğlum. Bu, benim sana hediyem. Doğum gününden önce vermek istedim. " dedi.
Heyecanla hemen bohçayı açtığımda içinden çok güzel yeşil bir kazak çıktı. Canım, annem! Kaç gecedir uyumamış bu kazağı kendi elleriyle örmüştü.
Dolu gözlerle anneme
" Teşekkür ederim. " diyerek sımsıkı sarıldım.
Ali ise çoktan pastayı almış eve dönmüştü. Evde herkes neşe içinde toplanmış benim mumları üflememi bekliyordu.
O sırada tam ben mumları üflüyordum ki kapı güm güm çalmaya başladı. Annem bize " Kesin Halil geldi." Dedikten sonra da Ali'ye baktı ve " Koş kapıyı aç." Dedi.
Ali de tamam anlamında başını salladı ve hızla kapıyı açmaya gitti.
Ali, kapıyı açtıktan sonra da Bir baktık ki gelen Arif beyle eşi Nebahat Hanımdı.
Arif bey mahcup bir halde hepimize tek tek baktı ve " Hayırlı Akşamlar, komşum müsait miydiniz? Bir çay içmeye geldik?" Diye sordu.
Annem de el mahkum " Hiç, olur mu öyle şey. Hoş geldiniz, buyurun geçin." Diyerek onları davet etti.
Pastalar kesildi, çaylar içildi. Arif amcayla eşi çok hoş sohbet insanlardı. Hatta bir ara Nebahat hanım Zeynep adında bir kızı olduğundan fakat başı çok ağrıdığı için gelemediğinden bahsetmişti.
Aradan birkaç saat geçmiş sohbet koyulaşmıştı ki kapı tekrar çalındı. Annem " Bu sefer kesin Halil geldi. " diyerek ayağa kalktı ve kapıyı açmaya gitti.
Kapıyı açtığında ise ağabeyim yanında çok güzel, siyah saçlı, genç kızla duruyordu. Biz onları görünce çok şaşırdık.
Annem şok olmuş bir halde bir ağabeyime bir de kıza baktı ve " Oğlum, bu kız kim?" Diye sordu. Kız o kadar utanmıştı ki başı öne eğikti.
Abim anneme baktı ve heyecanlı bir ses tonuyla " Anne, babam evde mi?" Diye sordu. Annem de "Evet, geçin içeriye." Diyerek içeriye geçmeleri için kenara çekildi.
Abimle kız içeriye girdiğinde ise olanlar oldu. Kız içeridekileri görünce
" Babaaa!" Diye çığlık attı.
O an hiçbirimiz ne olduğunu anlayamadık. Babam ayağa fırladı ve abime şaşkın bir halde bakarken " Halil, oğlum ne oluyor?" Diye sordu.
Abim ise o kadar korkmuştu ki gözleri yerinden fırlayacak gibiydi. Titrek bir sesle babama " Baba, biz Zeynep'le birbirimizi seviyoruz. Zeyneb'i sizle tanıştırmaya getirmiştim ama. " Dedi.
Bunu duyan Arif bey de sinirle " Siz ne yaptığınızı zannediyorsunuz?" Diyerek Zeyneb'e bir anda tokadı patlatıverdi.
Tokadı yiyen Zeynep de bir anda korkuyla " Halil, beni kaçırdı, Halil beni kaçırdı. " diye bağırmaya başladı. Bütün aile şoka girmiştik. Bir ara annem " Allah'ım, ben fena oluyorum." Diyerek yere düşüverdi.
Akif amca ise çıldırmış gibiydi. Zeyneb'i saçından sürüye sürüye dışarıya de doğru götürdü.
Abim de peşlerinden gidecekti ki babam bir anda onu kolundan tuttu ve sinirle " Gel, buraya hayvan herif!" Diyerek evin içine çekti. Ben ve kardeşlerim ise annemi ayıltmakla meşgüldük.
Benim doğum günüm de böylece yarım kalmış oldu.
Babam onlar gittikten sonra abime etmediğini bırakmadı. Abimi kolundan tutarak da salona götürdü ve onu çekyata fırlattı.
Abim ise korku dolu gözlerle etrafa bakıyordu. Babam abime baktı ve " Seni eşek sıpası seni. Sen, bizim adımızı çıkarmaya çalışıyorsun. Mahalleli duysa ne der? Hakkımızda ne söylerler?, Yusuf beyin oğlu kız kaçırdı diye demezler mi? Haa!" Diye bağırıyordu.
Abim cevap vermeye çalışss da babam dinlemedi. En sonunda abim cesasretini toplayarak babama baktı ve
"Baba, ben Zeyneb'i seviyorum. " dedi. Babamın o kadar gözü dönmüştü ki " Sus, konuşma." Diyerek elini vurmak için havaya kaldırdı.
Tam vuracaktı ki annem babama üzgün gözlerle baktı ve " Yapma bey. Yapmış bir hata. Görmüyor musun?" Diyerek engel oldu.
Annem o kadar çaresizdi ki endişeli gözlerle babama bakıyordu. Babam annemin bu halini görünce abime baktı ve " Sen, annene dua et." Dedi.
Babamın o gece ilk kez abime el kaldırdığını gördüm. O gece de öyle bitti.
Ertesi gün..
Kapımız kırılacak gibi hızla çalınmaya başladı. Babam kendi kendine " Ne oluyor?" Diye sorarak bir yandan da telaşla yataktan kalktı ve kapıyı açmaya gitti.
Kapıyı açtığında karşısında duran polis memurunu görmeyi beklemiyor olacak ki şok geçirdi.
Babam şok içinde polis memuruna baktı ve " Hayırdır, memur bey? Bir sorun mu var?" Diye sordu.
Polis memuru da babama baktı ve " Halil Ceylan burada mı?" Diye sorusuna soruyla karşılık verdi.
Abim de arka taraftan olayı izliyordu. Polis memuruna baktı ve " Evet, benim bir şey mi oldu memur bey?" Diye sordu.
Polis memuru da abime baktı ve " Hakkınızda şikayet var. " Dedi. Babam da bu duruma anlam veremiyor olacakki polis memuruna " Ne şikayeti memur bey? Ne olmuş?" diye sordu. O an duyacağı cevaptan dolayı kalbi korkudan hızlı çarpıyordu.
Polis memuru da derin bir nefes aldı ve babama " Onu, merkeze gelince öğrenirsiniz. Buyurun."diyerek yanında bulunan polis memuruna baş işareti yaptı.
Abimi tutuklayarak karakola götürdüler. Annem de o sırada " Ah, Halil'im! Ah, oğlum. Götürmeyin oğlumu götürmeyin." Diye ağlıyordu.
Annem " Ah, oğlum. Ben, sensiz ne yapacağım? Nasıl yaşayacağım?" Diyerek kendini yerden yere vuruyordu.
Babam ise olduğu yere yığılmış bir yandan da
" Oğlum, ah oğlum. Halil'im!" Diyerek ağlıyordu.
Bense bir köşede olanları izlemekteydim. Kendi kendime " Ne yapacağım?" Diye düşünürken aklıma karşıki komşumuz, Emine teyzenin oğlu İhsan abi, geldi. Emine teyzenin oğlu, İhsan abi, avukattı. İhsan abi bu sene yeni mezun olmuştu.
Hemen ayağa kalktım ve telaşla karşı ki komşumuz Emine teyzenin evine gittim.
Kapıyı bir yandan hızla çalarken bir yandan da
" İhsan abi, İhsan abi. Kapıyı aç. " Diye bağırıyordum..
Kapıyı Emine teyze açtı. Beni o halde görünce şok içinde bana " Hasan, ne oldu oğlum? Ne bu halin?" Diye sordu.
Ben de nefes nefese kalmış bir halde Emine teyzeye baktım ve " Şimdi anlatamam. İhsan abi nerede? Çabuk, bana İhsan abiyi çağır. " dedim.
İhsan abi de o sırada pijamalarla telaşla yanımıza geldi. Beni görünce şok olmuş bir halde " Ne oldu Hasan, ne bu telaşın?" Diye sordu.
Ben de onun kolundan tutarak "Çabuk İhsan abi. Çabuk." Diyerek onu bir yandan da eve sürüklemeye başladım.
Eve geldiğimizde ise İhsan abi annemi görünce telaşla
" Ne oldu teyze, sen niye ağlıyorsun?" Diye sordu.
Annem ağlamaktan konuşamıyordu.
Sadece " Ah, İhsan ah! Bir bilsen başımıza neler geldiğini? Mahvolduk biz, bittik." Diye kendi kendine söyleniyordu. Bir ara tansiyonu düşer gibi oldu, fenalık geçirdi.
Hepimiz onu o halde görünce korkuyla "Annee!" Diye bağırarak yanına koştuk. Onu alıp salondaki koltuğa yatırdık.
Babam da bize baktı ve
" Hemen, annenize su getirin." Dediğinde ben de hemen telaşla mutfağa gittim. Hepimizin korkudan eli ayağına dolaşmıştı.
Bardağa su doldurup geri döndüğümde anneme içmesi için suyu uzattım. Annem de sudan bir yudum aldı.
Babam anneme baktı ve " İyi misin Ümmühan hanım?" Diye sordu. Annem de babama zar zor gülümseyerek " İyiyim, telaşlanma. Bak! Çocukları da korkuttun." Dedi.
İhsan abi de anneme baktı ve " Ne oldu, teyze sen bir şey diyecektin?" Diye sordu. Annem de " Oğlum, Halil'i polisler götürdü. Hep o, Zeynep denen kadın yüzünden. Oğlumu mahvetti." Dedi.
İhsan abi de derin bir nefes aldı ve basını sallayarak anneme " Tamam, sen merak etme. Ben, karakola gider her şeyi öğrenirim. " Diyerek evden çıktı.
Aradan bir kaç saat geçmişti ki İhsan abi eve geri döndüğünde hepimiz ondan gelecek iyi bir haberi bekliyorduk.
İhsan abi babama baktı ve
" Yusuf amca, Halil reşit olmayan bir kızı kaçırmış. O sebeple karakola götürdüler." Böyle durumlarda en az bir seneden aşağı cezaevinden kolay kolay çıkmaz. Erken çıkartmak istersek de bu da biraz masraflı olabilir." Dedi.
Annem de boynunda babamın ona düğün hediyesi olarak taktığı beşi bir yerdeyi çıkartarak avukatın avucuna bıraktı..
Derin bir nefes aldı ve " Al, bunu oğlum." Dedi. İhsan abi de şok içinde bir avucunda tuttuğu beşi bir yerdeyr bir de anneme baktı ve " Ne , bu teyze?" Diye sordu.
Annem de derin bir nefes aldı ve " Boşver sen ne olduğu önemli değil." Diye cevap verdi. O an boğazı düğümlendi, sanki konuşamıyordu.
Ardından da derin bir nefes aldı ve sadece "Oğlumu kurtar. " Dedi. Oysaki bu beşi bir yerde annem için bunun anlamı çok büyüktü. Ama oğlu söz konusuydu sonuçta.
Oysaki benim annem en zor zamanlarda bile bozdurup harcamamıştı. Ama şimdi oğlu için canını bile verirdi.
Avukat da tamam anlamında başını salladı ve " Tamam, gerekeni yapacağım. " dedi.