İçeriğe geç

Kumsal

Bölüm 1 · 7 dk okuma

Kumsal

Bölüm 1

1. Bölüm

Şarkı: How Deep Is Your Love? - Calvin Harris, Disciples

This Is What You Came For - Calvin Harris, Rihanna

One Kiss - Calvin Harris, Dua Lipa

Eğer bu şarkıları dinlerseniz bölüm daha zevkli bir hale gelecek o yüzden dinlemenizi öneririm. :))

ADA

Her yıl geldiğimiz plaja tekrardan gelmiştik. Plajda çok kişi yoktu çünkü varlıklı insanların olduğu bir plajdaydık. Bizde çok varlıklı değildik fakat babamın çalıştığı şirketin CEO'su olan Atlas Kara babamı terfi ettirmişti ve bu da maaşını iki katına çıkarmıştı.

Atlas Kara. Ben hariç tüm kadınların hayran olduğu o adam. Henüz 25 yaşındaydı fakat üstün zekası sayesinde AK şirketinin başına geçebilmişti. Tabi bu magazinlerin dediğiydi, gerçek hayatta ne kadar zekiydi tartışılır. Ama bunlar bir insana bu denli hayranlık duymak için yeterli değil bence. Bu denli diyorum çünkü insanlar Atlas Kara diye deliriyor. Sabah kalkıyorum Atlas Kara, akşam yatıyorum Atlas Kara yeter be. Bırakın adam hayatını yaşasın. Zevkler ve renkler tartışılmaz ama bence yakışıklıydı. Hatta yakışıklı demek az kalır adam Allah'ın VIP kuluydu.

Yağmur bir tanıdığını görmüştü o yüzden yanımdan ayrılmıştı. Ben ise şezlongda uzanıyordum. Yüzmek benlik değildi, onun yerine şezlong da yatıp güneşlenmeyi veya denizi izlemeyi tercih ediyordum. Telefonumun çalmasıyla keyfim kaçmıştı, bir de babam yazısını görünce daha da huzursuzlaştım. Babam kötü biri değildi, fakat iyi biri de değildi. ''Alo.'' ''Kızım neredesin?'' İnsan

bir hal hatır sorar. ''Bonet'teyim, neden sormuştun'' dediğimde telefonu yüzüme kapatmıştı. Harika(!) Bu aralar telefonu yüzüme kapatmak favori hobisi olmuştu herhalde.

Yağmurun koşarak bana doğru geldiğini görmüştüm. Ama yok böyle koşmak, sanırsın olimpiyata hazırlanıyor. Yüzünde şaşkınlık ve mutluluk karışımı bir ifade vardı. Bana yaklaştığında da heyecanlı olduğu apaçık ortadaydı. ''Adaaaaaaaaaaaaa'' diye bağırdığında ona karşılık olarak ''Yağmurrrrrrrrrrrrrr'' dedim. Yanıma geldiğinde nefes nefese kalmıştı. Soluklandıktan sonra derin bir nefes aldı ve sonunda cümle kurabildi. ''Atlas Kara burada!''

:)

Atlas Kara burada, Atlas Kara burada, Atlas Kara burada. Bu cümleyi içimden üç kere tekrar ettim çünkü duyduğum şeyi sindirebilmem çok kolay olmamıştı.

Atlas Kara burada ne arıyordu? Çanakkale'deydik ve o İstanbul' da yaşıyordu. Atlas Kara burada olsaydı ne yapacaktım ve olmasa ne yapacaktım? İkisinde de aynı sonuca varıyordum; şezlongumda uzanmaya devam edecektim. Bu sonuca vardıktan sonra Yağmur'a cevabım ''Eee?'' olmuştu.

Yüzündeki hayal kırıklığını görmek pek de zor değildi fakat hemen kendini toparladı ve tekrardan konuşmaya başladı. ''Onunla fotoğraf çekinelim hem belki de ünlü oluruz, ne dersin?'' Ah Yağmur ah, keşke bir ünlüyle fotoğraf çekindiğinde ünlü olmayacağını anlasan. ''Ben fotoğraf çekinmek istemiyorum Yağmur.'' dediğimde yüzü tekrardan düştü fakat moralini nasıl yerine getireceğimi iyi biliyordum o yüzden ekledim; ''Sen fotoğraf çekinirken ben de yemek almaya giderim, ne dersin?'' Soruyu sorduğum an Yağmur'un gözleri parladı ve olumlu bir cevap verdikten sonra Atlas Kara'nın yanına gitti.

Kafede çok sıra olduğu için vakit kaybetmeden ayaklandım ve yürümeye koyuldum.

Deniz manzarasının eşliğinde yürümek gibisi yoktu. Bir yandan deniz kokusunu içime çekiyor, diğer yandan da yürüyordum. Yürümeye devam ederken kendimi bir anda yerde buldum. Düşmüştüm! Fakat kendi kendime düşmemiştim, birinin omzuna çarpıp düşmüştüm ki bence o bana çarpıp beni düşürmüştü.

''İyi misiniz?'' Yabancı bir ses duymuştum. Büyük ihtimalle bana çarpan kişiydi o yüzden söylenmeye başladım. ''Nereye gittiğinize dikkat etseniz-'' diyecektim ki başımı kaldırdığımda gördüğüm yüz Atlas Kara'nın yüzünden başka birisinin yüzü değildi.

Donup kalmıştım. Fakat daha çok şaşırmama sebep olan şey babamın onun yanında olmasıydı. ''Baba!'' Hemen ayağa kalkıp kendime çeki düzen verdim ve kafamda ampuller yanmaya başladı. Babam... Nerede olduğumu sormuştu ve tüm bunları düzenleyen de oydu! Vakit kaybetmeden babamı kolundan tutup kenara çektim. ''Neden buradasın, daha doğrusu o neden burada?''

O sırada babamın ne dediğini duymuyordum çünkü Atlas Kara'dan gözlerimi alamıyordum. Direkt olarak gözlerine bakmıştım ve gözlerinin açık kahverengi olduğunu anlamıştım. Saçları kopkoyu bir kahverengiydi fakat siyahta değildi, bana bok rengini anımsatmıştı, neyse. Yüz hatları belirgindi ve kusursuzdu. Dudakları dolgundu ve yüzünde bir tane bile sakal yoktu, yeni tıraş olmuş olmalıydı. Resmi kıyafetler giymiyordu, aksine altında siyah bol kargo pantolon, üstünde ise vücuduna biraz yapışan bir tişört giymişti ve kasları tişörtünün altından ''Ben de buradayım!'' diye bağırıyordu sanki. Giydikleri onu bin kat daha çekici yapmıştı. Şimdi kadınların ona neden bu kadar hayran olduğunu anlayabiliyordum ama sadece birazcık. Birazcık.

Tekrar yüzüne baktığımda onu hızlıca süzüvermenin verdiği gururla ona bakıyordum fakat babamın benimle konuştuğunu yeni hatırlamıştım ve bunun üzerine onu ne kadar yavaş süzdüğümü anlamıştım. Rezil olmuştum! Tekrardan yüzüne baktığımda bana doğru bakıp sırıttığını görmüştüm. O da benim onu süzdüğümü anlamış olmalıydı.

Hemen babama döndüm ve ne dediğini tekrarlamasını istedim. ''Beni dikkatli dinle Ada, çünkü bu önemli bir konu'' demişti ve hemen anladım dercesine başımı bir aşağı ve yukarıya salladım. ''AK şirketinde bir çalışanın istifası ardından boş bir yer açıldı ve bu boş yeri sen doldurabilirsin.'' Ağzım açık kalmıştı ve hemen babamı dikkatle dinlemeye başladım.

Eğer İstanbul'a gideceksem uçağım 2 gün sonra kalkacaktı ve bu benim arkadaşlarımla vedalaşmam için yeterli bir zaman değildi fakat yapacak bir şey yoktu. Eğer AK şirketinden çalışma teklifi alsaydınız sizde düşünmeden şansınızı denemek isterdiniz. Hem yeni üniversiteyi bitirmiştim ve eğer kabul edilirsem iş derdi de olmayacaktı. Her açıdan bana artı olarak çıkıyordu fakat kabul edilemezsem ne yapacağımı bilmiyordum.

:)

Eve gelir gelmez kıyafetlerimi değiştirdim çünkü bugün gece kulübüne gidiyoruz! İki gün sonra uçağım olduğu için hiç vakit kaybetmeden kızlarla buluşma planlamıştık ki gece kulübünden sonra da Gizemle birlikte Yağmur'un evine yatılı kalmaya gidecektik. Üstüme siyah elbisemi giymiştim. Siyah elbisem; dizlerimin bir karış üstünde, vücuduma yapışmayan askılı bir elbiseydi ve bu elbiseye bayılıyordum!

Kızlarla gece kulübünün önünde buluşacaktık ve vakit kaybetmeden arabama atlayıp yola çıktım.

Gece kulübünün önünde buluştuğumuzda tam tamına yedi kişiydik. Girdiğimiz gece kulübü şehrin en iyilerindendi ve bugüne özel seçmiştik. Önceden yer kiralamıştık ve acele etmeden kiraladığımız yere gidiyorduk.

Oturduğumuzda gece kulübünün lükslüğünü tekrardan anlamıştım. İlk geldiğimde gözlerim kamaşmıştı çünkü hayal ettiğimden daha da iyi bir yerdi.

Herkes içkisini söyledikten sonra günlük şeylerden konuşmaya başlamıştık. Buradaki herkesle sohbet etmeyi ne kadar özlediğimi fark etmiştim. Hemen bu düşüncelerden kurtuldum çünkü bu gece sadece eğleniyorduk, İstanbul'a gideceğim gerçeği herkesi fazlasıyla üzdüğü için bu gecelik İstanbul konusunu açmayacaktık.

Şahane görünüyorduk. Grubumuzdaki herkes saçlarını özenle hazırlamış ve tam gecenin mükemmelliğine yakışacak elbiseler giymişlerdi. Bu gece gerçekten mükemmel olacaktı.

İçkilerimiz hızlı bir şekilde servis edildi ve hepimizi şaşırtan bir duyuru yapılmıştı. Bugün konser vardı. Geldiğimiz gece kulübünde Operatör grubu sahneye çıkacaktı. Herkes çığlık atmaya başlamıştı fakat ben hiçbir şey anlamamıştım. Grubun adı operatör müydü? Kıkırdadım. Operatör adı bana fazlasıyla komik geliyordu. Gerçi 2021 yılındaydık, Allah bilir daha ne kadar saçmalarıyla karşılaşacaktık.

Grup sahneye çıkmıştı ve kendilerini minik bir şekilde tanıttıktan sonra şarkılarına başladılar. İlk başta yavaş şarkılarla başlamışlardı fakat şuan söyledikleri şarkıların yavaşlıkla alakası yoktu. Kulüpteki herkes coşuyordu ve ben yerimde oturup onları izlemekle yetiniyordum.

Tam içkimden yudum alacakken Naz bana dans etmeyi teklif etmişti. Yüzünde o kadar masum bir ifade vardı ki onu kırmak beni de kıracaktı o yüzden ayağa kalkıp onunla birlikte dans etmeye başladım.

Birkaç saat sonra kendimi tanıyamayacak hale gelmiştim. Saçım başım dağınıktı ve bağırırcasına şarkılara eşlik ediyordum fakat içkilerin etkisinde değildim. İçkiler bana kolay kolay etki etmezdi fakat ben de içmeyi çok tercih etmiyordum.

Etrafımda dönerek dans ederken gözlerim birinin gözlerini buldu, o gözler Atlas Kara'nın gözleriydi.

Yüzünde sabahkinden daha büyük bir sırıtış vardı ve doğrudan bana bakıyordu. Ortam karanlıktı ve arada sırada yanan renkli ışıklar haricinde pekte ışık yoktu, bu yüzden insanların onu fark etmediğini anlamıştım.

Onunla göz göze geldiğimde ne yapacağımı bilememiştim ve elim ayağıma dolaşmıştı. İlk aklıma gelen şey tuvalete gitmekti ve Naz'a haber verip tuvalete koştum.

İlk başta kendime baktım. Saçlarım kontrolümün altından çıkmıştı ve hemen onları düzelttim. Bunları Atlas Kara için yapmıyordum, kendim için yapıyordum, herkes güzel görünmek isterdi. Elbisem hala tertemizdi ve makyajımda da pek bir sorun yoktu. Dediğim gibi bunları kendim için yapıyordum, herkes kendine bakıp çeki düzen verirdi.

Tuvaletten döndüğümde kendime alkolsüz kokteyl söyledim ve kiraladığımız yere oturdum. Oturduğumda gözlerim Atlas Kara'nın gözleriyle tekrardan temas halinde bulundu fakat hemen göz temasını kestim ve telefonuma odaklandım.

Kokteylim bittiğinde Operatör'ün yaptığı duyuruyla birlikte hem üzülmüştüm hem sevinmiştim. Üzülmüştüm çünkü konser bittiğinde bugün de bitmiş olacaktık ve arkadaşlarıma veda etmeme sadece 1 gün kalmış olacaktı; sevindiğim şey ise artık Atlas Kara'yla gözlerimizin temas etmesinden kurtulacaktım.

Ona çokta bakmıyordum fakat o bana her dakikada bir bakıyordu, sanırım bana aşık olmuştu (!).

Son şarkıdan önce grubun herkesi dans pistine çağırdığında ayağa kalkmıştım fakat şaşırdığım şey Atlas Kara'nın da ayağa kalkmış olmasıydı. O bir ünlüydü ve eğer dans ederse büyük ihtimalle olağanüstü bir kargaşa çıkacaktı fakat o yürümeye başlamıştı.

O, bana doğru yürümeye başlamıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.