İçeriğe geç

Kumsal'ın Kalbi

Bölüm 5 · 8 dk okuma

Kumsal'ın Kalbi

Bölüm 5

Bir Dakika Sonra

"Bir dakika sonra kafeye gelecek , koyu mavi gözleriyle gülümseycek, kalbimin ritmini değiştirecekti ve bu sedece bir dakika sonra gerçekleşecekti..."

Kumsal , Uyan artık!

Annemin sesiyle gözlerimi açtığım da yatakta geriniyordum. Saate baktığımda 7:00 olduğunu gördüm. Pek istekli olmasam da esneyerek yatağımdan kalktım.

Birbirine girmiş saçlarım gözümün önüne düşerken yatağımın üzerindeki ince battaniyeyi katladım. Hava gündüzleri sıcak olsa da geceleri serindi. Esneyerek banyonun yolunu tuttum. Kendime gelebilmek için yüzüme soğuk su çarptığımda aynadaki yansımamla göz göze geldim ve bir kaç dakika hayatı sorguladım.

Gerçekten erken kalkmaktan nefret ediyordum!

Sarıya yakın kumral saçlarımı biraz ıslattım ve tarakla iyice taradım. Ardından elime geçen ilk tokayla yukarıdan topladım.

Sokakta bu sıcakta açık saçlarla dolaşan genç kızlardan hiçbir zaman olmamıştım. Çok terleyen bir insandım ve güzellik algısı denen şeyden nefret ediyordum. Sırf şu algı yüzünden insanlar nelere katlanıyordu ve ne yazık ki bu algıyı yıkabilmek hiç de kolay değildi.

Makyajdan da pek anladığım söylenemezdi. Acemice yaptığım makyaj kirpiklerime sürdüğüm bir maskara ve dudağıma sürdüğüm bir parlatıcıdan ibaretti. Banyodan çıktığımda annem mutfakta her sabah içtiği kahvesini içiyor, beni bekliyordu.

Odama geri girdiğimde gardırobumu kurcalamaya başladım. Pantolon giymekten de nefret ediyordum , eve geldiğimde bu sıcakta bacaklarıma yapışan pantolonu çıkarmak tam bir eziyetti.

Bu yüzden katlı şekilde duran pantolona kötü kötü bakıp başka bir şeyler bulmaya çalıştım.

Dizlerimin altında biten siyah bir etek , üstüne de omuzları açık toz pembe bir bluz giymiştim. Üstüme papatya aromalı parfümümü sıktığımda artık odadan çıkabilirdim.

Annem kahvesini bitirmiş kapıda beni bekliyordu. Onu daha fazla bekletmemek için hızlıca yanına gittim. Pembe babetlerimi ayağıma geçirdiğimde annem kapıyı kilitliyordu.

Binanın kapısından çıkmamla moodum yükselmişti. Güneş gökyüzünde gülümsüyor , hava daha da ısınıyordu. Deniz ise buradan rahatça gözüküyordu. Durgun bir çarşafı andırıyordu. Birden denize girme isteğim gelse de bu gününde yoğun geçeceği aklıma geldi ve sıkkın bir nefes verdim.

Hafta sonu olmasa da hafta içi İlayda ile denize gidebilmek için annemden izin alabilirdik. Cumartesi ve Pazar günleri kafe her zaman daha yoğun olmuştu ama hafta içi biraz daha sakindi. Ayrıca annem bugün yeni eleman arandığına dair bir ilanı kafenin camına yapıştıracağını söylemişti. Yani bir kaç eleman daha işe alındığında rahat edecektik.

Kafeye ilerlerken annemle her zaman ki sohbetimizi ediyorduk. Çok güçlü bir kadındı, her zaman kendi ayakları üzerinde durmuştu ve hala da duruyordu. Annemle birçok şey yaşamıştık . Hiçbir zaman kendini salmamış benim için bizim için ayakları üzerinde durmaktan vazgeçmemişti.

Kafe'nin önüne geldiğimizde annem kapının kilidini açıyordu. Deniz kenarında bulunan kafemizin sağ tarafı kayalıklarla doluydu. Bir kayanın üzerinde oturup saatlerce denizi izlemek istiyordum. Okuduğum bir yerde mavi rengin insanlara huzur verdiğini duymuştum ve sanırım bu konu da fazlasıyla haklıydı. Her denize baktığımda aklıma Deniz'in gözleri geliyordu. Bir insana ismi bu kadar uygun olabilir miydi?

"Kumsal , gelsene!"

Annemin kapıyı açtığını o seslenmeden fark edememiştim.

İçeriye girdiğimde annem mutfağa geçmişti. Muhtemelen elimizdeki malzemelerin durumuna bakacak , kalmayan şeyleri not alacaktı. Mutfağa girme gereği duymadım ve vitrinin ardındaki pembe tezgahın arkasındaki sandalyeye oturdum.

Başımı tezgaha yaslayıp kolumdaki saate baktım. Son bir dakika kalmıştı , birazdan Deniz içeri girecekti.

Bir dakika sonra kafeye gelecek , koyu mavi gözleriyle gülümseyecek , kalbimin ritmini değiştirecekti ve bu sadece bir dakika sonra gerçekleşecekti...

İçimden saymaya başladım.

60,59,58...

Bugün onunla mantıklı şeyler söyleyerek konuşabilecek miydim?

46,45,44...

Neden her gün o mavi masada saatlerce oturuyordu?

32,31,30...

O lacivert defterin içinde ne vardı?

28,27,26...

Nasıl biriydi?

13,12,11...

Beni , beni sever miydi ?

Bu düşünceyle birlikte kendime sinirlendim. Böyle aptalca bir şeyi nasıl düşünebiliyordum. Kesin İlayda yüzündendi. Evet , evet . Bütün suç onundu.

Suçu İlayda'ya atarak kendimi rahatlatmaya çalışırken kapıdan bir saniye gözümü alamıyordum ve mırıldandım.

3,2,1!

Kapının ardında beliren sülietiyle kalp atışlarım hızlandı. İçeriye girdiğinde başımı tezgahtan kaldırdım.

Gülümsedi , gülümsedim.

Kalp atışlarım kulaklarımda yankılanıyor gibiydi.

Tezgaha yaklaştığında günaydın dedi. Koyu mavi gözleri güneşin ışıklarıyla sanki parlıyor gibiydi. Gözlerini hala nasıl tanımlayabileceğimi bilmiyordum.

Utangaç bir şekilde günaydın dediğimde yine cam kenarındaki mavi masasına ilerledi ve lacivert defterinin kapağını açtı. Onu izlediğimi fark etmemle utanarak bakışlarımı kaçırdım.

Onu izlememeliydim!

Onu düşünmemeliydim. Onun bir dakika sonra geleceğini bilerek saniyeleri saymamalıydım. Sadece bir dakika içinde kalbimin ritmini değiştirmesine izin vermemeliydim.

Hızlıca mutfağa geçtim. Mutfakta annemin telefonla konuştuğunu görmemle mutfak tezgahına yaslanarak sessizce konuşmasının bitmesini bekledim.

"Tamam , anladım canım."

"Tekrar geçmiş olsun."

"Görüşürüz."

Annem endişeli gözüküyordu. Yanına yaklaştım.

"Bir şey mi oldu?"

"Elif'in annesinin bu hafta ameliyat olması gerekiyormuş."

Ben ufak bir rahatsızlık olduğunu sanıyordum dediğimde annemde aynı şeyi düşündüğünü belli edercesine başını salladı.

"Elif'in annesi Zeynep Hanım'ın kalp ritminde bir problem varmış ve kalbine bir pil takılacakmış."

Başımı salladığım sırada mutfağa Mert abi girdi. Suratından ne kadar huzursuz olduğu anlaşılıyordu. İlk günaydın dedi ardından anneme baktı. Sanki bir şey söylemek ve söylememek arasında kararsız kalmış gibiydi.

"Meryem abla , şey Elif'in annesi Çarşamba günü saat 3.30 da ameliyata girecekmiş."

Annem bildiğini belli edercesine başını salladı. Dudaklarında ufak bir tebessüm oluşmuştu. Sanırım annem Mert abinin neyi soracağını anlamıştı.

"İzin verirseniz ameliyat sırasında Elif'in yanında olmak isterim."

Mert abinin bu isteğine annem anlayışla başını salladı hatta bu yaptığı annemin hoşuna gitmişe benziyordu. Mert abi ve Elif ablanın arasında bir şeyler vardı galiba ve tabi ki annem bu durumu benden daha iyi biliyordu.

Bir müşterinin geldiğini görmemle mutfaktan hızlıca çıktım. Elif ablayı arayıp geçmiş olsun dileklerimi sunmayı aklıma not ettim.

İki kişilik bir masaya oturan çifte gülümsedim ve siparişlerini aldım. O sıra da gelen 4 kişilik arkadaş grubuyla da Mert abi ilgileniyordu.

İki waffle ve iki de çay isteklerini not defterime yazdım ve mutfağa geçtim. Waffle malzemlerini ve küçük bir leğeni tezgaha çıkardım. 2 yumurtayı kırıp bir kaşık şeker attım. Ardından sırasıyla eklenmesi gereken malzemeleri leğenin içine döktüm ve mikserle karıştırmaya başladım.

Waffle makinesine iyice karışmış olan hamuru döktüm ve pişmesini beklemeye başladım. Ben waffle'ları hazırlarken Mert abi de krep hamuru hazırlıyordu.

Aslında yaptığım tarif dört kişilikti. Araya kendimi kaynatmakta bir zarar görmüyordum. 4. Kişi olarak birazdan İlayda'nın da geleceğini düşünerek hazırladığım leğenin içinde kalan waffle malzemesini jelatinledim. Sırasıyla iki waffle hamuru da pişince tabaklara aldım.

Çilek ve muzları doğramamın ardından waffle'ların üzerine çikolata sürdüm ve meyvelerle üstlerini süsledim. Biraz da üzerlerine hindistan cevizi serpmemle iki waffle da hazır olmuştu. Bir tepsiye çayları ve wafflerı koyup çifte servis ettim.

Ardından pembe tezgahın arkasına geçtim. İlaydayı çağıracaktım fakat saat daha 9'du. Uyanması pek mümkün değildi. Öte yandan Sevim ablayı arayabilir ve onun buraya gelmesini sağlayabilirdim. Son zamanlarda Denizle ilgili fazla imada bulunuyordu böylece ondan intikam aldığımı varsayabilirdim.

Hiç düşünmeden rehberimdeki "Sevim abla" ismine tıkladım ve aradım. Sevim abla her zaman erken kalkan biriydi. Sağlık konusunda da çok dikkatliydi.

Bunda ortaokul rehber hocası olmasınında etkisi yok sayılmazdı. Genelde çocukların teknoloji kaynaklı sorunları olduğunu öğreniyor bu yüzden de bu konularda İlayda'ya katı davranıyordu.

Sevim ablanın telefondan gelen neşeli sesiyle konuşmamız başlamış oldu.

"Günaydın Kumsal."

"Günaydın Sevim abla."

"İlaydayı uyandırabilir misin? Burada birlikte kahvaltı yaparız. Hem sosyalleşmiş olur."

Sevim abla için "sosyalleşmek" anahtar kelimelerden biriydi.

"Tamam canım, onu ben uyandırırım zaten saat 12'ye kadar uyumasını kesinlikle onaylamıyorum. Dünde sırf bu yüzden erken kaldırdım."

"Tamam o zaman Sevim abla görüşürüz."

İlayda'nın belki 12'ye kadar uyuması fazla olabilirdi ama bende onun gibi erken kalkmayı sevmezdim. Tek sorun İlayda 12'ye kadar uyurken ben en geç 10.30'da uyanıyordum.

Esnedim. Tabi 7'de kalkmak hala işime gelmiyordu.

Bana kalsa kafeyi tam 12 de açmalıydık ama annem senin dediğin gibi yapsak çoktan batardık diyor , eh patron o , muhtemelen haklı.

Pembe tezgaha kolumu koydum ve elimi de yanağıma yasladım. Deniz'in siparişini almayı Mert abiye bırakmıştım.

Genelde bu görevi Elif ablaya bırakıyordum fakat gelememişti. Mert abi mavi masaya bir çay ve bir tabak krep bırakmıştı.

İlayda neşeli enerjisiyle kapıdan girerken gülümsedim. İki gündür erken kalktığı için bana somurtacağını düşünmüştüm fakat dün ki neşesi bu günde yerindeydi.

"Günaydın!"

Onun bu neşeli bağrışı yüzünden kafede ki bütün yüzler bize dönmüştü. Utanarak oturduğum sandalyede kıpırdandım.

Pembe tezgahın arkasında görünmemeyi dilediğim dakikalarda İlaydayı azarlayan bir kaç bakış atmayı ihmal etmemiştim.

Yanıma geldiğinde fönlediği kızıl saçlarını arkasına atarak sırıtmaya devam etti. Yataktan kalkalı çok olmadığı gözlerinden belliydi . O zaman bu fönü ne ara çekmişti? İlayda'nın fön takıntısını bir kenara bırakıp ona bakmaya devam ettim.

"Bir kaç göz bize döndü diye bana öldürücü bakışlar atmayı kes."

Kıkırdadım.

İlayda benim tersime çok dışa dönük bir insandı ve gözlerin üstünde olmasını seven biriydi . Bunu mezuniyette giydiği elbiseden bile anlayabilirdiniz.

Bana biraz abartılı gelse de o kadar gösterişli bir elbise giymişti ki tam istediği gibi herkes ona bakıyordu. Ben ise gözlerden uzak olmayı tercih ederdim.

Sanırım insanların sürekli yargılayan gözlerinden uzakta olmak bana daha uygundu.

İlayda'nın ki kadar neşeli olamasa da günaydın dedim.

"Eee, ne yiyoruz? Beni kahvaltıya çağırdığını göre annemin "gereksiz sağlıklı" kahvaltılarından birini etmeyeceğiz değil mi?"

Kıkırdadım. İlayda Sevim abla neyse onun tam tersiydi. Şimdi anlaşılmıştı. Bu mutluluğun sebebi kahvaltıda yiyeceğimiz şeydi.

Waffle hazırlıyorum dedim mutfağa geçerken.

Arkamdan neşeyle bana sarılırken kıkırdadım.

"Kızım abartma insanlarda seni Sevim ablanın aç bıraktığını düşünecek."

"Bu ondan da beter Kumsal. Her gün tuhaf tuhaf yeşil sebzeler yemekten bıktım. Ayrıca telefonsuzluğa katlanamıyorum!"

Onu fark ettim dediğimde gülerek söylediğim bu cümleye somurttu. Birde dün okul dedikoduları gurubundan gelen 2378 mesajı söylesem muhtemelen her şeyi kaçırdığı ve gündemden uzakta kaldığı için kahrolurdu.

Bu yüzden bu konuyu hiç açmamaya karar verdim.

İlayda meyveleri doğrarken bende waffle makinesine hamuru döküyordum.

İlayda etrafa bakarken sordu.

"Elif abla bu gün yok mu?"

"Annesi bu hafta ameliyat olacakmış onun için bir kaç hafta gelemeyecek annesinin yanında kalması gerekiyor."

Bir şeyler düşünüyormuş gibi hafifçe başını salladı.

"Ne düşünüyorsun, bir şey mi oldu?"

"Kumsal sence Mert abi ve Elif abla arasında bir şeyler olabilir mi?"

"Off , İlayda bunu nereden çıkardın , sürekli teoriler üretmekten sıkılmıyor musun?"

"Birincisi Mert abi , Elif abla ne zaman ona bakmasa Elif ablaya bakıyor ve bu günde Elif abla olmadığı için canı sıkkın gözüküyor. Ayrıca benim söylediklerim teoriler değil bilimsel olarak kanıtlanmış bilgiler."

"Ya öylemi ? Ne zamandır bilimle ilgileniyorsun?"

"Denizle seni shiplemeye başladığımdan beri."

Ben bıkmış şekilde İlayda'ya bakarken İlayda waffle'ın üzerini süslüyordu. Mavi masaya en uzak olan yere oturup tabakları mor masanın üzerine bıraktım ve İlayda'nın da portakal sularımızı getirmesini bekledim.

İlayda masaya iki bardak portakal suyuyla geldiğinde gülümsedi.

"Bu "çok sağlıklı" kahvaltımız aramızda kalacak değil mi?"

Kıkırdadım. Tabi ki dediğimde çoktan yemeye başlamıştı. Sabah saatleri

olduğu için fazla müşteri olmaması bizim için sakin bir kahvaltı sunmuştu ve bizde hiç acele etmeden uzun bir sohbet eşliğinde kahvaltı etmeye başlamıştık.

Sadece bir dakika sonra ise bakışlarım mavi masaya kaymıştı...

Bölüm sonu

28 yorum