İçeriğe geç

Kumsal'ın Kalbi

Bölüm 29 · 16 dk okuma

Kumsal'ın Kalbi

Bölüm 29

Solgun Ruhlar

"Ruhumuzun renkleri ne kadar solgunsa o kadar yorgunuzdur. İşte o an anladım ki biz çok yorgunduk. Ruhlarımız ise çok solgundu."

İlayda'nın sohbetine eşlik ederken arkamızdan gelen annem ve Sevim ablaya ufak bir bakış attım. Annem elinde bir kutu kurabiye tutuyordu , ben ise dün hazırladığım limonatayı doldurduğumuz şişeyi bir poşette taşıyordum. Evet , bu sefer gerçek tarifin nasıl yapıldığını öğrenmiş ve titizlikle bu limonatayı hazırlamıştım. Herkesten önce tadmış ve tadının güzel olduğuna karar verdikten sonra Çiçek Teyze'ye götürmeye karar vermiştim. Doğrusu en son Deniz'e içirdiğim başarısız limonatadan sonra ona gerçekten güzel bir limonata hazırlamak istemiştim. İlayda ise durumun farkında olduğunu belirtecek şekilde imalı imalı gülümsüyordu.

Sevim abla kek yapmış , İlayda ise daha şimdiden iki tanesini yolda yemişti. Neyse ki Sevim abla bol bol yapmıştı çünkü belli ki yarısını İlayda bitirecekti. Sevim abla İlayda beklemediği için söyleniyordu ama söylediklerini İlayda'nın bir kulağından giriyor diğer kulağından çıkıyordu. Ben bu duruma gülerken İlayda elindeki kekin son parçasını da ağzına attı.

Çiçek Teyze'nin Çiçekçisinin önüne geldiğimizde " Çiçek Çiçekçilik" tabelasına baktım , yüzüme sıcak bir tebessüm yerleşti. Çiçek Teyze ve ailesi dükkanın üstündeki dairede yaşıyorlardı , Çiçek Teyze eve davet etmek istese de yaz havası bunaltıcı ve çok sıcak olduğu için dükkanının arka tarafındaki minik bahçede oturmanın daha hoş olacağında hem fikir olunmuştu.

Geldiğimizi gören Çiçek Teyze neşeyle bizi kapıda karşıladı. Bir anlık arkasında bekleyen Deniz'e kayan bakışlarım koyu mavi gözleriyle buluştu. Kalbim heyecanla çarparken anladım ki ben onu her gördüğümde ilk defa görmüş gibi heyecanlanacaktım. İçimdeki öyle bir sevgiydi ki onu herşeyden koruyacak kadar kalbimin her yerindeydi.

Hep beraber küçük bahçeye geçerken birbirimize gülümsemeye devam ediyorduk. İlayda bu durumdan çok eğleniyor , ikimize bakarak sırıtıyordu. Sinan yanına yaklaştığında kızıl saçlarını savurarak yanından uzaklaştı. Dün araları oldukça iyidi ama bu gün öyle gözükmüyordu. Yolda gelirken öğrendiğime göre Sinan İlayda'nın izlediği filmin çok kötü olduğunu söylemişti , İlayda ise filmi savunmuştu. Sonuç olarak Sinan filmin güzel olduğunu kabul edene kadar İlayda trip atmaya devam edecekti. Sinan özür dileyen bakışlarla İlayda'nın yanına giderken bu halleri gerçekten komikti.

Bahçe ufak ama çok şirindi , renkli çiçeklerle süslenmiş , ortasına bir masa yerleştirilmişti. Masanın üzerindekilere kayan bakışlarım Çiçek Teyze'nin mutfakta bu kadar başarılı olmasını beklemiyordu. Bir kaç çeşit börek , kurabiye , kısır , amerikan salatası , mercimek köftesi ve adını bilmediğim çeşitli tatlılar. Annem ve Sevim abla da Çiçek Teyze'ye bu kadar şeyin çok fazla olduğunu söylüyordu. Annem yerine geçerken Çiçek Teyze'ye baktı. Ben ise bu sırada elimdeki limonata şişesini masaya bıraktım.

"Size de zahmet verdik , yorduk. Ne gerek vardı bu kadar şeye? Bana söyleseydiniz , bende yapardım."

Çiçek Teyze neşeyle gülümsedi.

"Ben mutfak işlerini çok severim. Sık sık kendimi mutfağa atar , tatlılar hazırlarım. İnanın yaparken hiç yorulmadım. Ayrıca Kumsal kızım da limonata yapmış , eminim çok güzel olmuştur."

Bir anlık masanın ortasında duran limonata şişesine baksam da aklımdan geçen anılar Deniz'e bakmamı sağladı. Onun gözleri de bendeydi , aynı anda gülümserken İlayda'nın arkamda kıkırdadığını duydum. Başarısız limonata denemem ve Deniz'in bunu içmiş olması onu hâlâ hatırladıkça eğlendiriyordu. Deniz'in de yüzünde neşeli bir gülücük oluşmuştu.

Masaya geçerken İlayda'nın karşısına hızla Sinan oturdu , İlayda'ya kendini affettirmekte kararlıydı. İlayda'nın yanına oturduğum da Deniz karşımdaki sandalyeye , anneme ve Sevim ablaya baktı. Kimsenin bu sandalyeye yönelmediğini anladığında rahatlıkla karşıma oturdu.

Önümüzdeki tabaklara yiyeceklerden çeşit çeşit doldururken İlayda çok mutlu gözüküyordu , Sinan ise İlayda tabağına ne alsa aynısından alıyordu. Bu hareketlerle İlayda'yı etkilemeye mi çalışıyordu emin değildim ama İlayda'nın etkilenmiş bir yanı yoktu. Çiçek Teyze oğlunu bunu yapmayı bırakması için dirseğiyle dürttü. İlayda romantik bir kızdı ve Sinan'ın bu konuda sanırım biraz ders alması gerekiyordu. Anlaşılan Sinan'ı düşündüğümden daha büyük bir mücadele bekliyordu.

Çiçek Teyze, annem ve Sevim abla sohbet etmeye başlarken İlayda limonatayı işaret etti.

" Deniz , Kumsal çok güzel limonata yapar değil mi?"

Deniz dudaklarında neşeli bir gülüş belirirken limonatayı alıp bardaklara doldurdu.

"Çok güzel yapar."

Bu ikisi benimle dalga mı geçiyor diye düşünürken benimde yüzümde bir gülüş belirmişti. Deniz'in koyu mavi gözleri gözlerimdeydi , söylediği cümle de içten olduğunu biliyordum. Gözleri gözlerimde limonataları doldurmaya devam ederken Sinan'ın sesini duyduk.

"Deniz , limonatayı taşırıyorsun!"

Deniz panikle doldurduğu bardağı bırakırken İlayda kendini tutamayarak kahkaha attı. Bu sırada annem yüzünde bir tebessümle Sevim abla ise neler olduğunu anlayamayarak bize bakıyordu. Çiçek Teyze yüzünde saklayamadığı bir gülüşle elindeki peçeteleri Deniz'in masaya döktüğü limonatanın üzerinde gezdirdi. Kalan bardakları Deniz yerine Çiçek Teyze doldurdu ve hepimize dağıttı.

Herkes sohbet etmeye başlamışken Deniz limonatadan bir yudum aldı. Koyu mavi gözler bana döndüğünde kalbim çarpıyordu.

"Gerçekten çok güzel olmuş , gerçi ben ilk yaptığın limonatayı da çok sevmiştim."

Yüzündeki gülümsemeye karşılık verirken yankalarım kızardı. Bu sırada Sinan ve İlayda'nın gözlerinin bizim üzerimizde olduğunu fark ettik. Anlam veremeyerek ikimizde onlara bakarken bir sorunun cevabını bekliyor gibiydiler. İlayda bize sorulan ama bizim duymadığımız soruyu tekrar etti.

"Burada ki bazı kişiler benim izlediğim filmleri saçma buluyor , sizce öyle mi?"

Sinan ben öyle demek istemedim derken Denizle birbirimize baktık.

İlayda kendince Sinan'a laf sokmaya çalışırken bu gününün uzun süreceğini ikimizde anlamıştık ama bu yüzümüzdeki gülücüklerin kaybolmasına izin vermemişti.

Bir saat kadar sohbetin ardından Annemin telefonu çaldı.

"Efendim , Mert."

Böylece arayan kişinin Mert abi olduğunu anlamıştık. Annem sıkıntıyla derin bir nefes verdi.

"Yine mi kahve makinesi? Sen tamirciyi çağır , geliyorum."

Annem ayağa kalkarken Çiçek Teyze'de kalktı.

"Meryem biraz daha kalsaydın."

Annem tebessüm etti.

"İnşallah bir daha ki sefere. Haftaya siz bize gelin , ben hazırlayayım."

Çiçek Teyze tebessüm etti. Annem bana baktı.

"Kumsal sende çok geç kalma , tamam mı?"

Başımı salladığımda kapıya yöneldi. Çiçek Teyze'de annemi yolcu etmek için kapıya gitti.

Yirmi dakika daha sohbet ve muhabbet eşliğinde oturmaya devam ettik. Sevim abla telefonuna geldiren bildirimle ayağa kalktı.

"Psikoloji kursum bu güne alınmış!"

Sevim abla telaşlanırken Çiçek Teyze'de panikle ayağa kalktı.

"Saat kaçta başlıyor? Belki yetişebilirsiniz."

Sevim abla İlayda'ya baktı.

"Başlamasına on beş dakika var. Ev çok uzak değil , canlı ders olacak , şimdi gidersem yetişirim. İlayda seninde gelmen lazım , teyzenler bu gece seni tebrik etmeye geliyor. Kursum bu güne alındığına göre hazırlıkta bana yardım etmen gerek."

İlayda'nın şaşkınlıkla açılan gözleri ağlamaklıydı.

"Teyzemler mi geliyor? Ama daha yeni gitmişlerdi."

İsyan eden sesine güldüm. Sahi gideli iki hafta anca olmuştu. Teyzesini ve kuzenlerim seviyordu ama bu kalabalık onu sıkıyor, küçük çocuklarla uğraşmak onu zorluyordu. Haksız sayılmazdı. Sevim abla'nın da yüzünde gergin bir gülümseme vardı.

"Sadece iki günlüğüne geliyorlar ve sen de şikayet etmeden bana yardım edeceksin. Ben kursa girerken sende sana verdiğim listedeki malzemeleri al."

Sevim abla kapıya yönelirken Sinan da heyecanla ayağa kalktı.

"İsterseniz ben yardım ederim!"

Heyecanla ve bağırarak konuştuğunu fark etmesiyle yutkundu ve sesi kısıldı. İlayda'nın yüzündeki gülüşü fark etmiştim , bu durumdan eğlendiği belliydi.

"Şey , eğer kabul ederseniz alışverişe yardım edebilirim , torbaları felan taşırım."

Sevim abla Sinan'ın teklifine gülümsedi. Biraz olsun rahatlamış , en azından alışverişin daha hızlı yapılacağını ummak istiyor gibiydi. İlayda ve Sinan'a yüzümü kara çıkarmayın dercesine bir bakışı vardı.

Çiçek Teyze'yle birlikte herkesi uğurladığımızda yalnız Deniz , ben ve Çiçek Teyze kalmıştık. Çiçek Teyze'ye masayı toplamasını yardım ettikten sonra gitmemin daha doğru olacağını düşünerek o bardakları alırken ben de tabakları topladım. Bir tabağa daha uzandığımda Deniz'in koyu mavi gözleriyle beni izlediğini fark ettim , yüzünde sevimli bir tebessüm vardı ve bu bir şekilde benimde yüzüme yerleşmişti. Çiçek Teyze eline aldığı bardağı Deniz'in eline tutuşturdu.

"Deniz öyle kenarda boş boş durmak yok. Bize yardım edeceksin , sonuçta ev işlerine erkekler de yardım etmeli değil mi Kumsal?"

Boşluğuma gelen soruya panikle cevap verdim.

"Kesinlikle , katılıyorum."

Denizle göz göze geldiğimizde yanaklarım kıpkırmızıydı. Konu nerden bana gelmişti ki? Yine de Çiçek Teyze güzel bir konuya parmak basmıştı. Deniz'in dudaklarından erkeksi bir kıkırtı dökülürken teyzesinin elindeki bardakların hepsini aldı.

"O zaman ben mutfağa gideyim ve biraz bardak yıkayayım."

Deniz neşeyle mutfağa giderken Çiçek Teyze kahkaha attı.

"Deniz'e iş kitlemek için birazcık sana olan sevgisinden yararlanmış olabilirim ama ne yapalım bu gün çok yoruldum ve bende biraz dinlenmeliyim değil mi?"

Çiçek Teyze vicdanın rahatlatmak istercesine onayımı beklerken gülümseyerek ve pembe yanaklarla başımı salladım.

Ellerini ceplerinde gezdirirken çiçekçiye döndü.

"Sanırım telefonumu çiçekçi de unutmuşum. Bir bakayım."

Çiçek Teyze çiçekçiye girerken masadaki çatalları topladım , tam bu sırada Çiçek Teyze'nin telefonunun masanın kenarında durduğunu fark ettim. Telefonu elime alıp vermek için çiçekçiye girdim.

Girmemle duvar kenarında sıralanmış her bir yaprağı farklı renk olan gülleri gördüm. Bu çiçeklerde nereden çıkmıştı? Çok güzel gözüküyorlardı , her bir yapraklarıyla gökkuşağını temsil ediyorlardı. Heyecanla Çiçek Teyze'ye baktığımda yüzündeki endişeyi fark ettim. Dudaklarımda ki gülümseme yerini korurken Çiçek Teyze'nin neden bana panikle baktığına anlam veremedim.

"Kumsal senin bunları görmemen gerekiyordu!"

Şaşkınlıkla endişeli kahve gözlere baktım.

"Çiçek Teyze sadece aradığın telefonunu masanın üzerinde buldum ve sana getirmek için yanına geldim. Sorun ne?"

Çiçek Teyze yanıma yaklaştı ve mahçup bir şekilde gülümsedi.

"Bu çiçeklerin ismi 'Gökkuşağı Gülü.' Deniz sana sürpriz yapmak istemişti ama benim yüzümden her şey bozuldu , özür dilerim."

Çiçek Teyze'nin koluna dokundum. Benim yüzümden kendini suçladığı için kötü hissetmiştim.

"Asıl ben özür dilerim , keşke çiçekçinin içine girmeseydim ama anlamadığım bir şey var neden bu kadar çok aldı ki?"

Çiçek Teyze kıkırdadı.

"Deniz bu gökkuşağı çiçeğini nereden alabileceğini sorduğunda sipariş edebileceğimizi söyledim. Firma tek bir tane göndermiyor , belirli bir sayıda almamız gerekiyordu. Bende Çiçekçi de satarız diyerek bol bol aldım."

Çiçekçinin içine göz gezdirdiğimde gerçekten çok fazla Gökkuşağı Gülü olduğunu anlamıştım. Çiçek Teyze'yle aynı anda güldüğümüzde birbirimize baktık.

"Çiçek Teyze şimdilik Deniz bu gülleri gördüğümü bilmese olur mu? Böylesine uğraşmışken hayal kırıklığına uğramasını istemiyorum."

Çiçek Teyze gülümsedi ve yavaşça başını salladı. Deniz'in adım seslerini aynı anda duymamızla hemen çiçekçiden çıkıp bahçeye ilerledik. Hiçbir şey olmamış gibi Çiçek Teyze'yle birbirmize bakarken bu konuda başarılı olamadığımızı hissettim. Deniz yanımıza gelmişti ve biz de bir tuhaflık olduğunu hissetmişti ki bir bana bir teyzesine bakıyordu.

"Siz iyi misiniz?"

Çiçek Teyze'yle aynı anda cevapladık.

"Biz mi?! Çok iyiyiz!"

Deniz bu halimize gülerken çiçekleri gördüğümü anlamadığı için rahatlamıştım. Burada daha fazla durup her şeyi mahvetmek istemediğim için hızla toparlandım.

"Ben artık gideyim , kafe de belki yardıma ihtiyaç vardır."

Çiçek Teyze ve Deniz bana kapıya kadar eşlik ettiler. Deniz'e bakarken yüzümde oluşan tebessüm genişledi. Doğrusu bana gökkuşağı çiçeği almış olması , kalbimi öylesine ısıtmıştı ki kışın en soğuk havası bile kalbimi üşütemezdi.

Deniz tebessümüme karşılık verirken Çiçek Teyze de bana son bir kez daha sarıldı. Çiçekçiden ayrıldığım da kalbim heyecan ve mutlulukla çarpıyordu.

Neşe ve huzurla ve yüzümdeki engel olmadığım gülümsemeyle yürümeye başladığımda yanı başımda hafif dalgalarla kayalara çarpan denizin kokusunu içime çektim. Huzurla bir kaç adım daha atmıştım ki tanıdık bir yüz ilgimi çekti.

Simge bir kayanın üzerine oturmuş ağlıyordu , onu böyle gördüğüm için şaşkındım. Bir anlık ne yapacağıma karar veremesemde gerçekten iyi olamadığını anladım.Ne diyeceğimi bilmeyerek yanına yaklaştım. Koyu kahve gözleri beni bulduğunda toparlanmaya çalışarak avuç içleriyle gözlerini sildi ama bu çabanın hiçbir faydası olmamıştı.

Simge göz yaşlarını sildikçe o yaşlar daha hızlı bir şekilde yanaklarında süzülüyor, kızarmış gözleri çaresiz bir şekilde göz yaşı dökmeye devam ediyordu. Neler olduğunu anlayamamıştım ve Simgeyi bu halde bulmak son beklediğim şey bile değildi. Tereddütle ama içten bir şekilde sordum.

"Yanına oturabilir miyim?"

Burnunu çekerek başını salladığında çekingen bir şekilde yanına oturdum. Bu hali savunmasız , masum bir kız çocuğu gibiydi. İnsanlara yaptığı şeyler aklıma geldiğinde sıkıntılı bir nefes verdim. Yine de onu neyin bu hale getirdiğini merak ediyor , onu böyle görmek içimdeki merhamet duygusunu ortaya çıkarıyordu. Ben sanırım Simge'ye yardım etmek istiyordum. Oldukça sakin bir şekilde sordum.

"Anlatmak ister misin?"

Neden ağladığını, neden üzgün olduğunu sormamıştım. Sadece anlatmak ister misin demiş , ona olabildiğince ılımlı yaklaşmıştım. Bu sorumda içten olduğumu gösterecek şekilde tebessüm ettiğimde Simge'nin gözleri birkaç dakika tereddütle yüzümde gezindi , ardından daha hızlı ağlamaya başladı.

Neler olduğunu anlayamamıştım ama o kadar içten ağlıyordu ki gözlerimin dolmasına sebep oldu. Anlaşılan gerçekten büyük bir sorunu vardı. Birkaç sessiz dakikanın ardından Simge gözlerime baktı.

"Teşekkür ederim."

Şaşkınca bakakaldım.

"Ne için?"

Dudaklarında buruk bir tebessüm oluştu.

"Daha önce kimse sormamıştı."

Şaşkınlıkla yutkundum. Simge'nin yaralı bir kalbi vardı ve gözlerindeki kırgınlık saklayamayacağı kadar derindi. Sanki bundan önceki zamanlarda saklandığı maske yok olmuş ve gerçek Simge gün yüzüne çıkmıştı.

İçli bir nefes verdi ve sol bileğini görmem için biraz yukarı kaldırdı.

Bileğinde uzun ve derin olduğu belli olan bir çizgi vardı. Gözlerim şaşkınlıkla açılırken yutkundum. İlayda'nın bahsettiği dedikoduların demek gerçekten aslı vardı. Simge geçmişte intihara teşebbüs etmişti.

Simge yüzünü buruşturdu.

"Böyle olsun istememiştim. Kumsal ben böyle olmasını hiç istememiştim."

Derin bir nefesin ardından Simge anlatmaya ben ise sessizce dinlemeye başladım. Simge'nin dinlenmeye ihtiyacı olduğu bu kadar belliyken daha önce kimse onu neden dinlememişti?

"Liseye başlarken oldukça heyecanlıydım ve bir o kadar da hevesliydim. Herşeyin pembe dizilerdeki gibi olacağını sanıyordum. Havalı başrol erkekle tanışıp mutlu olacağım üzerine aptal düşünceler aklımdan gelip geçerken bir gün onu gördüm. Yakışıklıydı , kısa zamanda okulda popüler olmuştu. Kısacası dizilerdeki o çocuktu , yani ben öyle sanıyordum."

Derin bir nefes verdi.

"Bir sürü arkadaşım olmasını , herkes tarafından sevilmeyi istiyordum. Oysa çok fazla arkadaşım olmasına gerek yoktu , önemli olan gerçek arkadaşlarım olmasıydı ama ben o zamanlar bunun farkında değildim. Kısa zamanda kalabalık bir arkadaş grubuna dahil olmuştum. Özellikle içlerinden biriyle oldukça samimiydim. İsmi Cemreydi."

Simge'nin öfkeyle söylediği cümle karşısında tüylerim ürpermişti. Bu ismi İlaydadan duymuştum ama kafam karışmıştı. Odaklanarak Simgeyi dinlemeye devam ettim.

"Üstelik o da bu gruptaydı. Yani sevdiğim çocuk."

Son cümlesini iğrenircesine söylerken midesi bulanmış gibiydi.

"Sık sık bir araya geliyor grubumuzda sohbet ediyor çeşitli aktiviteler yapıyorduk. Bir kaç ayın ardından sevgili olduk. Sonra bir gece beni aradı..."

Simge'nin ellerinin titremeye başladığını fark ettim. Gözleri tekrar dolmaya başlamıştı.

"Arada bir arkadaşlarla film geceleri yapar birbirimize giderdik. O gece beni aradı ve diğer herkesin geldiğini fakat benim gelmediğimi söyledi. Beni evine çağırdı."

Sıktığı avuçları ter içindeydi ama anlatmaya devam etti.

"Babam bir cerrah annem ise hemşire. İkisinin de çok yoğun bir çalışma ortamı var. Çoğu zaman olduğum gibi o günde evde yalnızdım. Hazırlandım ve evden çıktım. Onun evi de çok uzak değildi. Vardığımda kapısını çaldım."

Ellerindeki ve dizlerindeki titreme , sinirden sıktığı dişleri , yüzündeki gerginliği belirgin hale getirmişti.

"Her zamanki gibi değildi. Kapıyı baygın gözlerle açtı. Kötü kokuyordu ve tuhaf bakıyordu. Bir kaç adım gerilediğimde sırıtarak kapıyı tam açtı. Çoçuklar içeride dedi. Çocukların sesi gelmiyordu ama içeriden televizyon sesi yükseliyordu. Tereddütle içeriye bakmaya çalıştım ama sonuçta o benim erkek arkadaşımdı neden yalan söylesindi ki? İçeriye doğru bir adım attım."

Simge'nin göz yaşları tekrar yanaklarından dökülmeye başladığında kalbim sızladı.

"Sadece tek bir adımdı. Sonrasında kolumdan çektiği gibi beni içeriye fırlattı. O gece herşey karardı. Ben o gece öldüm , ben o gece nefes almayı bıraktım."

O hıçkırıklarla ağlama devam ederken ne yapacağımı bilmiyordum. Duyduklarımın doğru olmadığına inanmak istiyordum. Simge'nin titreyen avucunu tuttum ve sıktım. Ona güç vermek istiyor fakat bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum. O ise anlatmaya devam ediyor , sanki her saniye taşıdığı yük azalıyordu. Oysa ondan duyduklarım benim kalbime ağır geliyordu.

"O geceden sonra bir daha kendime gelemedim. Olanları kimseye anlatamadım. Nasıl anlatacaktım k?! Bana kim inanacaktı? Çocuğun evine kendim gittim , ne anlatırsam anlatayım kimse beni anlamayacaktı!"

Simge'nin isyanı canımı yakıyordu. O gece sadece iki kişi arasında geçmişti ve giden kişi Simgeydi. Saldırıya uğradığını kanıtlaması çok zordu ama ben gerçekleri söylediğini hissediyordum. Alev alev intikam ateşiyle yanan gözleri , bakışlarına tezat akan göz yaşları ve titreyen elleri ruhunun can çekişleriydi. En kötüsü ise bunları yaşamasının tek sebebi yanlış insana güvenmesiydi. Simge derin bir nefes verdi ve bir kaç dakika sessiz kaldı. İç çekerken devam etti.

"Kendimden iğreniyor , nefret ediyordum. İntihar etmek sanki tek çıkış yolu gibiydi ve ben o çıkışa ulaşmam gerektiğini hissediyordum."

Bir eliyle göz yaşlarını silerken derin bir nefes verdi.

"En acısı ne biliyor musun? Ne annem ne de babam neden intihar ettiğimi hiç sormadı? Ergenlikten kaynaklandığını , asi bir ergen olduğumu söylediler. Oysa bir kere olsun sorsalardı , anlatırdım. Neden sormadılar Kumsal?"

Bu soruyu öyle bir sormuştu ki daha fazla dayanamadım. Kalbim sızlarken ona sımsıkı sarıldım. İşte o an yanaklarımdan süzülen gözyaşlarını hissettim. Kollarımız ayrıldığında derin bir nefes verdim. Simge ise kızaran gözleriyle bana tebessüm etmeye çalıştı ama hâlâ hikayesinin bitmediği açıktı. Devam edebilmesi için bir soru yöneltmem gerekiyormuş gibi hissettim.

"Peki sonra ne oldu?"

Simge'nin dudaklarında acı bir gülüş yayıldı.

"En yakın arkadaşım , gerçek anlamda güvendiğim tek arkadaşım Cemre intihara teşebbüs ettiğimi biliyordu. Yalnızca o biliyordu. Diğer herkesten saklıyorduk."

Sinirle ellerini yumruk yaptı.

"Hastaneye gelmiş , bana destek olmuştu yani ben en azından öyle sanıyordum. İyileşip okula döndüğümde herkesin ağzında benim intihar etmeye çalıştığımın dedikoduları dolaşıyordu. İşte o an bu dedikoduların sebebinin Cemre olduğunu anladım. İnsanlar bu intihar girişimini bilmeleri yetmiyormuş gibi sebebini araştırıyorlardı. Onlara bir sebep vermek zorundaydım."

Simge'nin dişleri sinirle kasıldı. Elimi fark etmeden sinirle sıktı.

"Terk edildiğim için intihar ettiğimi söyledim. Çok çirkin bir sebepti ama kafam o kadar allak bullaktı ki düşünemiyordum. İnsanların o geceyi öğrenmesinden o kadar korkmuştum ki oyalanabilecekleri başka bir yalan bulmak zorundaydım."

Simge bir kaç saniye gözünü kapadı. Sanki olanları daha iyi hatırlıyor , kafasında canlandırıyor gibiydi. Onunla birlikte canımın yandığını hissettim.

"Cemreden hesap sordum. Kumsal , Cemreye gerçekten güveniyordum. Ona neden yaptığını sorarken yapmadım demesini istiyordum ama o bu umutlarımı bir cümlesiyle yok etti. 'Ben yaptım ve yine olsa yine yaparım. Benim sevdiğim çocukla sevgili olmamalıydın. Hepsi senin suçun' Dedi. Beni suçlamasıyla hayrete düşmüştüm. Bir şeyler yapmam gerekiyordu."

Simge'nin gözleri suçlulukla doldu.

"İşte o an Cemrenin hiçbir sırrını bilmediğimi bu yüzden intikam alamayacağımı fark ettim. Aslında arkadaşlığımız boyunca benim Cemreye güvendiğimin yarısı kadar Cemre bana güvenmemişti. Aileme intihar haberinin okulda yayıldığını ve bunu Cemre'nin yaptığını söyledim. Müdürle konuştular ve sıkı okul kurallarımız sonucunda Cemre okulu bırakmak zorunda kaldı."

Simge kederli bir şekilde iç çekti.

"Cemreyi okuldan attırmama rağmen içim soğumamıştı. İntihar dedikodularıma ve üstelik bunu terk edildiğim için yaptığıma dair fısıltılar beni deli ediyordu. O an bütün okuldan intikam almak istedim. Herkesin sırlarını ortaya dökmeyi ve bir daha benim hakkımda tek bir cümle etmeye cesaret edememelerini istedim."

Gözleri kısıldı, sanki aklı hâlâ yapamadıklarındaydı.

"Dedikodu gurubunu açtım ve dikkatleri başkalarının üzerine çektim. Böylece yavaş yavaş benim hakkımdaki dedikodular unutulurken diğer öğrenciler hakkında oluşan dedikodular gündemde belirdi."

Bütün hikayeyi Simgeden öğrenmek beni çok şaşırtmış hemde onun için üzülmeme sebep olmuştu. Elbette dedikodu grubunu açması doğru değildi ama onun gözünden bütün hikayeyi dinlemek herşeyi anlamamı sağlamıştı. Simge'nin göz yaşları durulsada gözlerindeki huzursuzluk yerini koruyordu.

"Mezun olana kadar bütün okulun öğrencileriyle uğraştım , herkesi rezil ettim. Okulun bitmesiyle listemde hâla birkaç kişinin olduğunu fark ettim. Onlarında sırlarını açık ettim. Sonra listemde sadece sen ve Deniz kaldınız."

Bana bakarken suratında hem suçluluk hem de korku vardı.

"İşte o an kafamda bir soru oluştu. Sizinde sırlarınızı bulduktan sonra ne yapacaktım? Listemde başka kimse kalmayacaktı. O an bu aptal intikam oyununda kendimi kaybettiğimi , bu listeyi nasıl böylesine saplantı haline getirebildiğimi anlayamadım. Üstelik aklımda tek bir sordu vardı ve hâla da tek bir soru var. Liste bittikten sonra ne olacak?"

Gözlerinden panik dalgası geçerken dehşetle bana baktı.

"Kumsal ben şimdi ne yapacağım?"

Öylesine çaresizce sormuştu ki Simge için bu işin onu oylayan bir oyun olduğunu anlamıştım. Gerçekte kime ne olduğunu umursamıyordu. Sadece bu saçma oyunla kafasının içindeki girdabı susturmaya çalışıyordu. Elinden alınan bir oyuncağı geri isteyen bir çocuk gibi bakıyordu.

"Eğer gerçekten bunu yapmak istiyorsan o fotoğrafı paylaş. Bunun sana iyi geleceğine inanıyorsan Deniz ve beni çektiğin fotoğrafı paylaş. Sonrasında oyunda başka kimse kalmayacak. Bu oyun bir saklambacsa Simge ebeleyeceğin tek bir kişi kalmadı. Bitsin artık bu liste , bundan sonra yeni bir liste hazırla."

Şaşkınlıkla bana baktı.

"Yeni bir liste mi?"

İçten bir şekilde gülümsedim.

"Yeni bir liste. Başkaları için olmayan ken

din için hazırlayacağın bir liste olsun. Şu zamana kadar kaçırdığın herbir şeyi bu listeye yaz ve onları tamamla. Bu listeyle yeni bir başlangıç yap."

Simge'nin gözleri yine dolmuştu. Psikolojik açıdan hiç iyi olmadığının farkındaydım ve ona bu konuda yardım etmek için elimden geleni yapacaktım...

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

30. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

9 yorum