İçeriğe geç

Kumsal'ın Kalbi

Bölüm 27 · 13 dk okuma

Kumsal'ın Kalbi

Bölüm 27

Gökkuşağımı Tamamlamak

"Çocukluğum kadar yarım kalmış bir gökkuşağım vardı. Sonra onunla her şey tamamlandı."

Aradan iki hafta geçmişti ve Simge dedikodu grubunda aktif değildi. Fotoğrafımızı grupta paylaşmamıştı ve bir daha ne mesaj atmış nede karşıma çıkmıştı. Annemin ailesiyle konuşması belki de Simge'nin durulmasını sağlamıştı ama içimdeki huzursuzluk yerini koruyordu.

Annem uzun süre bana gerçekleri anlatmadığım için kızmıştı. Deniz'in defterini Simge'ye vermesini istemediğim için durumu tek başıma toparlamaya çalıştığımı anlatmıştım ama elbette bu sinirlenmesini engellememişti.

Annem hayattaki sırdaşım, yoldaşım ve aynı zamanda en yakın arkadaşımdı. Onu incitmek kalbimi sızlatıyordu. Annemin bana soğuk davranmasına dayanamıyordum ve anlaşılan o da bana karşı öfkeli kalamıyordu. Defalarca özür dilememin sonucunda beni affetmişti ve binlerce kez bir daha ondan hiçbir şey saklamayacağıma dair söz vermiştim. Benim için endişeleniyordu ve ondan bir şeyler saklamak benimde canımı yakıyordu. Simge olayı annemden sakladığım ilk ve son şey olarak kalacaktı.

Gözlerim kapı ve mavi masa arasında gezinirken sıkkın bir nefes verdim. Kafe yarım saat önce açılmıştı ve Deniz gelmemişti. Elbette , her gün buraya gelmek zorunda değildi ama onu her gün görmeye öylesine alışmıştım ki yokluğu tuhaf bir şekilde eksik hissettiriyordu. Koyu mavi gözlerini görmek ilaç gibi geliyordu. Bu düşünceyle oturduğum masadan kalktım ve utançla mutfağa yöneldim. Kafenin kapısının açılma sesini duyduğumda adımlarım yavaşladı.

Deniz'in içeriye girmesiyle yüzümde bir tebessüm belirdi. Mavi bir tişört giymişti ve sanki deniz gözleri bir okyanus oluvermişti. Tebessüm edip yanıma geldiğinde heyecanla günaydın diye mırıldandım. Artık Denizle çok daha rahat konuşabiliyordum ama yakınında olmak yine de beni heyecanlanıyordu. Elindeki A-4 kağıdını ve boya kalemlerini fark ettiğimde anlamayarak ona baktım. O ise gözlerimdeki merakı fark etmiş olacak ki açıklama yaptı.

"Aslında daha erken gelecektim ama evde ne kağıt ne de boya bulamadım. Kırtasiye'ye uğramam gerekti."

Deniz'in boyalarla ne yapacağını soracağım sırada mavi masaya yöneldi. Sanırım konuşmanın devamına masa da devam edecektik. Peşinden gittiğimde boyaları ve kağıdı masaya bıraktı. Bir sandalye ye oturduğunda hala öylece ayakta duruyordum. Deniz aval aval ona ve kalemlere bakan halime güldü.

"Kumsal gelip karşıma oturabilir misin?"

Bu kibar ricasına güldüm ve ayakta beklemeyi bırakıp karşısına oturdum. Masanın üzerindeki kağıdı ve boyaları işaret ederek "Bunlarla ne yapacaksın?" Diye sordum.

Deniz tebessüm etti.

"Unuttun mu? Tamamlamamız gereken bir gökkuşağı var."

Şaşkınlıkla gözlerim açılırken Deniz'in yüzündeki tebessüm genişledi. Ne diyeceğimi bilmiyordum ve gözlerimin dolduğunu hissediyordum. Yarım kalan gökkuşağımı Denizle tamamlama düşüncesi kalp atışlarımı hızlandırıp beni heyecanlandırırken aynı zamanda ruhumun derinlerinde geçmişin burukluğunu hissediyordum. Deniz kurşun kalemi masadan aldı ve bana uzattı. Boş kağıda ve Deniz'in uzattığı kaleme bakakaldım. Ellerim titriyordu , ben o günden sonra bir daha hiç gökkuşağı çizmemiş ve boyamamıştım.

Yapamam diye mırıldandığım da koyu mavi gözlerindeki hüzün kararlılıkla ışıldadı.

"O zaman birlikte yaparız."

Sandalyesini yanıma çekti ve elime uzandı. Elimde tuttuğum kalemle tepkisizce ona bakıyordum. Elimin üzerine elini koyduğunda sıcak avucu bana sanki güç veriyordu. Deniz'in kağıdın üzerinde elimi yönlendirmesiyle gökkuşağımı çizmeye başlamış , sanki yeni bir başlangıca adım atmıştık.

Deniz resmi çizmek için biraz eğilmiş farkında olmadan yaklaşmıştı. Dip dibeydik ve yüzü yüzüme çok yakındı. Elimi hareket ettirmeye devam ediyordu , gökkuşağımı en güzel şekilde çizmek için odaklanmıştı. Elimin üzerinde hareket ettirdiği eline ve yan bir bakışla gözlerine baktım. Huzurla derin bir nefes aldığımda bu anı asla unutmamak için kendime söz verdim.

Deniz'in lacivert gözleri kağıttan bana döndüğünde göz göze geldik. Sanırım ona bakarken azıcık yakalanmıştım ama bu yüzündeki tebessüme karşılık vermemi engellemedi. Bitti dediğinde şaşkınlıkla kağıda baktım , gökkuşağımı çizmeyi bitirmiştik. Sıcak elini elimin üzerinden çekip boya kalemlerine uzandı.

"En alttan başlayalım. Hadi ilk katı sen boya sonrakini de ben boyarım."

Uzun süre sonra bir gökkuşağını boyama düşüncesi beni gergin bir ruh haline itse de Deniz'in bana bakan güzel gözlerini hayal kırıklığına uğratamazdım. Kalbi öylesine güzeldi ki benim için küçük bir çocuk misali boyama yapıyordu. Gökkuşağımı tamamlamak istemesi kalbimi ısıtıyordu. Uzattığı mor boyayı aldım ve taşırmadan güzelce boyadım. Ardından Deniz lacivert boyayla benim boyadığım katmanın üzerini boyadı.

"Lacivert boya göz rengin kadar güzel değil."

Ağzımdan kaçırdığım şeyi fark etmemle hızla elimle ağzımı kapadım. Yanlışlıkla sürekli Deniz'e iltifat ediyordum ve bu durum iyice tuhaflaşıyordu. Deniz ise aldığı iltifattan oldukça memnun gözüküyordu. Başını yavaşça bana çevirdi yüzünde büyük bir gülücük vardı.

"Ben boyadım , sıra sende."

Az önce ağzımdan kaçırdığım cümleye karşılık bir şey söylememesiyle rahatlarken aynı zamanda da utanıyordum. Sırasıyla ben maviyi sonra Deniz yeşili boyadı. Diğer renklerde birbiri ardına sıralandı. Deniz turuncu katmanı bitirmesiyle bana baktı. Gökkuşağını tamamlamak için geriye sadece en üst katman kalmıştı.

Gökkuşağımın tamamlanabilmesi için tek eksik kırmızıydı...

Deniz en üstteki katmanı kırmızı boyayla boyamayı bana bırakmıştı. Elimi kırmızı boyaya uzattığım da tereddüt ederek boyayı almaktan vazgeçtim. Deniz'in gözlerinde güven veren bir bakış yer etmişti.

"Kumsal artık sen küçük bir kız çocuğu değilsin. Kendini savunabilecek , acılarını kabullenebilecek kadar güçlüsün. En önemlisi de ne biliyor musun?"

"Ne?" Diye sorduğumda sesim titredi.

Koyu mavi gözlerdeki dalgalar duruldu , Deniz'in söylediği cümleler kalbimi doldurdu.

"Yarım kalmış gökkuşağını tamamlaman sana iyi gelecek. Kırmızıyı affedersen bir daha bu anıyı hatırladığın da bu kadar canın yanmayacak. Hatırladığın şey seninle birlikte tamamladığımız gökkuşağımız olacak."

Gökkuşağımız diye mırıldandım. İçimden tuhaf bir his gelip geçti. Bizim birlikte boyadığımız bir gökkuşağımız vardı , bu düşünce kalbimi ısıttı. Yavaşça başımı salladım ve boyama başladım. Kalemin elimde titrediğinin farkındaydı ama bu katmanı tek başıma boyamam gerekiyordu. Haklıydı, büyümüştüm ve artık kırmızıyla barışma vaktim gelmişti. Tebessüm ederek devam etti.

"Bu yalnız bir gökkuşağı değil , bu kırmızı renge kavuşmuş bir gökkuşağı."

Kırmızı boyayı elimden bıraktım ve yanan yanaklarım eşliğinde koyu tebessüm ettim.

"Gökkuşağımız tamamlandı."

Huzur ve mutlulukla parlayan koyu mavi gözlerine bir kaç saniye öylece baktım.

Ben altı rengimle yapayalnızdım. Sadece tek bir renk kaybetmiş ama karanlıkta kalmıştım. Sonra o gelmiş , gökkuşağımı tamamlamama yardım etmiş hiçbir rengi kaybetmediğimi anlamamı sağlamıştı.

Yavaşça başını sallarken gözleri ışıldadı , yüzüne içten bir tebessüm yayıldı ve tekrar etti.

"Gökkuşağımız tamamlandı."

Resmi elime alıp bir kaç dakika sadece gökkuşağımızı izledim. Bu benim için öylesine anlamlıydı ki bu resmi sonsuza kadar koruyacağıma dair kendime söz verdim.

Deniz'in eli ensesine giderken merakla sordu.

"Birlikte biraz yürümek ister misin?"

Tebessüm ettim ve başımı salladım.

"Olur ama anneme haber vereyim."

Sorusuna verdiğim olumlu cevapla birlikte Deniz hemen ayağa kalktı. Sanki biraz heyecanlanmış gibiydi. Annemin yanına benimle geleceğini anladığımda eğer annem bana izin vermezse diye ikna etmek için geldiğini tahmin ediyordum. Annemle aramızın düzeldiğini ona söylemiş olsam da yine de annemle benim için endişeli gözüküyordu. Annemin yanına mutfağa geçtiğimiz de elindeki tepsiyi tezgaha bırakıyordu. Bize bakıp tebessüm etti.

"Hoşgeldiniz çocuklar, sizi mutfağa getiren nedir?"

Açıklama için ağzımı açtığımda Deniz'e baktım ve kızarmaya başladım. Neyse ki Deniz durumu benden daha hızlı izah edebiliyordu.

"Meryem teyze biz Kumsal'la biraz yürümek istiyoruz. Eğer sizde izin verirseniz tabi."

Annem hafif kaşlarını çattı ve bize baktı.

"Çok uzaklaşmayın ve her hangi bir durumda bana haber verin. Sorunlarınız olduğunda saklamak çözüm değildir."

Annem geçen ki olaydan dolayı son cümleyi bana bakarak vurgulamıştı. Deniz'le ikimizde aynı anda başımızı salladığımızda tebessüm etti.

"Size kızamıyorum , hadi gidin."

Güldük ve yavaşça mutfaktan uzaklaştık. Annem ne kadar sert davranmaya çalışsa da duygusal olduğu için Denizle bana çok da kızamıyordu.

Deniz'le sessizce yürümeye başladığımızda tek düşünebildiğim şey bu gün tamamlanan gökkuşağımdı.

Gökkuşağım tamamlanmış , kumdan kalbim onarılmıştı. Ben bu gün onunla tamamlanmıştım.

Kayamıza oturduğumuz da güzel gözleriyle bana tebessüm etti. Denizin dalgaları kıyıya vururken deniz ve Deniz'in bana nasıl böyle huzur verebildiğini anlamaya çalışıyordum. Bir kez daha bir insana isminin nasıl bu kadar yakışabildiğini düşündüm.

Koyu mavi gözlerine bakarken aklıma gelen soruyu bir anda soru verdim.

"Deniz ismini acaba kim verdi? Yani şey gözlerine çok uygun."

Utanarak sorduğum soruya gülümsedi.

"Babam vermiş."

Ben merakla dinlerken bana bakarak anlatmaya devam etti.

"Annem babamı çok severdi ve ismimi babamın koymasını istemiş."

Özlemle dolu bakışlarını benden denize çevirdi. Hafif dalgalı deniz kayalara çarpıp sıçrarken yutkundu ve devam etti.

"Babam bir kaptandı ve bana en iyi bildiği şeyin yani Deniz'in ismini vermiş."

Ufak bir tebessüm dudaklarında yayıldığında gülümsedim.

"Gözlerine çok yakışan bir isim."

Heyecanla söylediğim cümleyi kekelemeden tamamladığım için çok sevinmiştim. Onun dudaklarıda ki gülümseme iyice belirginleştiğinde gülümsedim ama merak ettiğim bir diğer soru vardı.

"Deniz annen ve babana ne oldu?"

Çiçek teyzeden bir şeyler duysam da ne olduğunu öğrenememiştim. Gözlerinden geçmişteki üzüntülerini hissedebiliyordum. Belki bende ona yardım edebilirdim. Deniz'in yüzünde ki hüzün yoğunlaştığın da sorduğuma pişman olmuştum.

"Özür dilerim amacım seni üzmek değildi."

Koyu mavi gözlerinde hissettiğim acı yutkunmama sebep oldu. Bana buruk bir tebessüm bahşettiğinde onu üzdüğümü düşünerek kalbim sızladı.

"Kumsal sen bana geçmişini açtın ve şimdi sıra bende."

Yanaklarım kızarırken buruk tebessümüne karşılık verdim.

"On iki yaşına kadar hayatımda herşey çok iyi gidiyordu yada ben öyle sanıyordum."

Derin bir nefes verdi ve yutkundu.

"Annemin hastalığıyla birlikte herşey değişti. Doktorlar iki seneden fazla yaşayamayacağını söylemiş."

Dolan gözlerini fark ettiğimde bakışlarını benden kaçırıp denize çevirdi. Acısının hala tazeliğini koruduğunu anladım. İz bırakan yaraların acısı tazeliğini her zaman korurdu. İkimizde çocukluğundan yaralar taşayan iki gençtik ve birbirimizi anlayabilirdik. 18 yaşında olsak ta ruhumuzun bir kısmı hâlâ çocuktu.

Koyu mavi gözleri benden kaçsa da kalbindeki acıyı saklayamıyordu. Ona o an sımsıkı sarılmak istedim eğer çekinmesem öyle yapacaktım. Sarılamasam da farkında olmadan bir elimin onun elini sıktığını gördüğümde dudaklarına kırık bir tebessüm yer etmişti. Güç vermek istercesine elini daha çok sıktım.

"Tabi o zamanlar benden hastalığını herkes saklamıştı. Çok sonra annem vefat edince öğrenebildim. Çok kızgınım Kumsal."

Bir eli sinirle kumral saçlarını karıştırırken kızarmış gözleri beni buldu.

"Eğer bana annemin hasta olduğunu söyleselerdi , ona daha sıkı sarılırdım , yanından hiç ayrılmazdım, onu hiç yalnız bırakmazdım."

Deniz'in kırgın kalbinde annesinin hatırası gözlerinde derin bir acı vardı. Elini daha sıkı tutarken o devam etti.

"Her neyse , doktorlarında dediği gibi annem tam iki sene boyunca yaşadı ve benden bu sırrı saklamayı iyi başardı. Bir gece yatmadan önce yanıma gelip bana sımsıkı sarıldı , yanağıma bir öpücük bıraktı. Bu bir çeşit vedaydı ama ben bunu bilmiyordum."

Sıkkın bir nefes verdi.

"Uyandığımda ise artık annem yoktu. O gün annemi görmek istediğim de teyzem kızarmış gözlerinden yaşlar akarken bana sarıldı , lacivert defteri bana uzattı. İşte o an her şeyi anladım , kalan tek hatırayı bir daha yanımdan hiç ayırmadım."

Bir saniye dursa da devam etti.

"İlk sayfasına yazdığı cümle her hatırladığım da canımı yakıyor."

Derin bir nefes vererek mırıldandı.

"Özür dilerim oğlum yanında daha fazla olamadığım için özür dilerim."

Farkında olmadan gözlerim dolmuştu ve yaşlar yanaklarımdan akmaya başlamıştı. Bir cümle nasıl bana böylesine ağır gelmişti. Bir annenin oğlundan kopup gidişini kimse engelleyememişti.

Herşey daha anlamlı geliyordu. Deniz ise artık bana bakmıyordu gözleri çok uzaklara dalmıştı , dolan gözlerinden yaşlar akmasın diye direniyor gibiydi , cümlesine devam etti.

"Annemden sonra babam hiç eskisi gibi olmadı. Kafasına estikçe denize açılır olmuştu , beni sürekli teyzemlere emanet ediyordu. Bir gün yine denize açılmak istedi. Hava durumu yoğun bir fırtına olacağını söylüyordu. Onu vazgeçirmeye gemiye binmesini engellemeye çalıştık ama babam çok inatçıydı. Bizi hiç dinlemedi. Söz vermişti , çok açılmayacağım demişti."

Dudakları düz bir çizgi halini alırken bakışları beni buldu.

"Çok açılmış Kumsal. Çok açılmış..."

Dolan gözlerini artın benden saklayamıyordu. Benim ise yanaklarım sırıl sıklamdı. Daha fazla dayanamadım ve ona sıkıca sarıldım. Yaşadığı hiçbir şeyi değiştiremezdim ama ona artık yalnız olmadığını göstermek istiyordum. Hırıltılı nefes verişlerini fark ettim. O'da ağlıyordu içinde hem annesinin hemde babasının hasretini taşıyordu. Kalbindeki yarayı ilk defa bana açmış , hissettiklerini benimle paylaşmıştı.

Deniz'in yaşadıkları hiç kolay değildi ve dinlediğim her dakika kalbim parçalanıyordu. Deniz toparlanarak bana döndü, yüzünde buruk bir tebessüm belirdi.

"Onu artık suçlamıyorum ama keşke sonu böyle olmasaydı."

Burukça gülümsedim. Ne yazık ki keşkeler bize ne kaybolmuş bir çocukluğu geri getirebildirdi ne de Deniz'in anne ve babasını geri döndürebilirdi. Deniz anlatmaya devam etti.

"Annem ve babamdan sonra uzun süre kendime gelemedim. Geceden sabaha kadar saatlerce burada böyle otururdum."

Altımızda ki kayaya bakıp gülümserken yanaklarım kızarmıştı.

"Biliyor musun? Sizin kafeyle de böyle tanıştım."

Şaşkın bir şekilde bakışlarım onu bulduğunda bu şaşkın halime kocaman gülümsedi.

''Birgün yine böyle burada otururken bunalıp kalktım. Sahilde yürümeyi kendime amaç edinmiştim. Yürümek ve oturmak dışında yaptığım bir eylem yokmuş gibiydi. Amaçsızca yürümeye devam ederken sizin kafenin renkli tabelası ilgimi çekti. Bir kaç adım daha attığım da kapıda müşterileri karşılayan seni gördüm. Kafenize girmeye karar vermem on saniye bile sürmedi. Sırf konu bulamadığım için sana yaklaşıp 'kafeyi yeni mi açtınız?' diye sormuştum."

Kocaman gülümsedi.

"Oysaki zaten kafenin camlarında kocaman bir Açılış yazısı vardı.''

İkimizde aynı anda gülmeye başladığımızda o günü hatırlamak kalbimi heyecanlandırdı. Yanıma geldiğinde sorduğu soruya ne diyeceğimi bilememiştim. Açılış yaptığımızı bile unutmuştum ve o tatlı heyecan onu her gördüğümde yerini korumaya devam ediyordu.

Deniz merakla bana döndü.

''Her neyse konu nerelere geldi. Oysa biz ismimi kimin verdiğinden konuşuyorduk ve şimdi soru sorma sırası bende. Kumsal senin ismini kim vermiş. İsminin Kumsal olmasının bir sebebi var mı?''

Bu güzel soruya gülümsedim.

''Aslında ben Kumsalda doğmuşum.''

Deniz şaşkınlıkla bana bakarken güldüm.

"Annem sahili her zaman çok sever. Hep hayali deniz kenarında bir kafe açmaktı. Buraya gelmemizin sebebi de buydu. Sakin ve huzurlu bir kafe açtık, annemin hayalini gerçekleştirdik."

Tebessüm ettim.

"Dediğim gibi annem Deniz kenarını çok sever. Doğuma bir hafta kala evde canı çok sıkılmış ve birden kumsala gitmeye karar vermiş. Hamile olmasını umursamadan kumsalda güneşlenmeye başlamış ve tam o sırada karnına derin bir sancı girmiş . Annem yerinden kalkamayacak kadar fenalaşmış."

Gülümsedim.

"Etrafta bebek geliyor diye insanlar bağırırlarken şans eseri annemin sohbet ettiği kadın ebe çıkmış. Havlular ve su eşliğinde doğum bitmiş ve herkes bağırmış. Kumsalda bir bebek doğdu! Kumsal bebek! Annemde ebeyle birlikte işte o an ismimi 'Kumsal' koymaya karar vermiş."

Deniz kahkaha atarken bende gülüyordum. İsmimin hikayesi gerçekten komikti. Deniz huzurlu bir nefes verdi ve bana baktı. Onun neşelenmesi benim de içimdeki hüznün dağılmasını sağlamıştı.

"Ne büyük tesadüf değil mi? Benim ismimin Denizken seninkinin Kumsal olması. Aslında bu benim hoşuma gidiyor."

Tebessüm ederken yanaklarım kızardı. Aslında benimde hoşuma gidiyordu.

"Çiçek teyze bana tesadüflerin sadece tesadüf olmadığını söylemişti."

Deniz şaşırdı.

"Teyzemle konuştuğunu bilmiyordum."

Yavaşça başımı salladım.

"Geçen gün çiçekçisine yardım için çağırınca kıramadım. Biraz sohbet ettik."

Gülümsedi.

"Teyzemle iyi anlaşmana sevindim. Tahmin edeyim Çiçek isminin nereden geldiğinden yani çiçek lekesinden bahsetti öyle değil mi?"

Gülerken başımı salladım. O ise devam etti. Deniz gerçekten teyzesini çok iyi tanıyordu.

"Aslında teyzemin haklı olabileceğini düşünüyorum. Belki de tesadüfler sadece tesadüf değildir."

"Belkide kaderdir."

Koyu mavi gözleri beni bulduğunda aynı anda söylediğimizi fark etmemizle gülümsedik. Yüzündeki tebessüm kalbi kadar güzeldi. Gözleri sanki söylemek istediği binlerce şey varmış ama benden izin bekliyormuş gibiydi. Belki de Kumsal'ın Kalbi Efsanesini sormamı bekliyordu ama ben sormadığım sürece de bu konuyu açmayacağını hissediyordum.

İstersem hemen şimdi istemezsem de hiç bir zaman anlatmaycak gibiydi. Bana zaman tanıdığını ve hiçbir zaman hiçbir konuda beni zorlamayacağını biliyordum. Bu anlatacağı efsanenin onun için ne kadar değerli olduğunun farkındaydım ve bu yüzden biraz daha beklemek istiyordum. Acele etmemek aynı zamanda Denizle her adımımızı dikkatli atmak istiyordum.

Onu kaybetmek istemiyor , belki de bu yüzden daha dikkatli olmaya çalışıyordum. Öte yandan Denizle şuan ne olduğumuzu bilmemek kafamı karıştırıyordu. Ben Deniz'i sevdiğimi artık kabullenmiştim fakat onu sevdiğimi ona hiç söylememiştim. Öte yandan Deniz'e kumdan kalbimi açmıştım ve o da benden saklamadan geçmişin acılarını , kırık kalbini göstermişti ama beni sevdiğini hiç söylememişti. Bu durumda biz neydik?

Deniz'in güzel gözleri suratımda gezinirken yavaşça ayağa kalktım.

"Kafe kapanmadan geri dönelim , annem endişelenmesin."

Pembeleşen yanaklarımı saklamaya çalışırken Deniz gülümseyerek başını salladı. Tam yürümeye başlamıştık ki telefonu çaldı.

"Efendim Teyze."

Çiçek teyzeyi dinlerken yüzünde bir tebessüm belirdi ve yavaşça başını salladı.

"Tamam , geliyorum."

Deniz telefonu kapattığında oldukça heyecanlı gözüküyordu.

"Çiçek Teyze iyi mi?"

Deniz tebessüm etti.

"Teyzem iyi merak etme. Sadece çiçekçi de yardıma ihtiyacı varmış."

Anladığımı belli etmek için başımı salladığımda huzursuzca eli ensesine gitti.

"Ben buradan direkt çiçekçiye geçsem sorun olur mu?"

Zaten kafeden çok uzakta değildik ve hava aydınlıktı. Elbette rahatlıkla kafeye gidebilirdim. Sanırım benimle kafeye kadar gelmezse bozulacağımdan felan korkuyordu.

Bu sevimli haline tebessüm ettim.

"Benim için sorun değil. Gidip Çiçek Teyzeye yardım etsen iyi olur."

Deniz'in koyu mavi gözleriyle gözlerim buluştuğunda ikimizin yüzünde de sıcak bir tebessüm vardı. Nasıl vedalaşacağımızı bilemeyerek birbirimize baktığımızda gülmeye başladık. Bu hallerimiz artık bizi germiyor akisine eğlendiriyordu. Gülüşlerimizin bitmesiyle Deniz bana yaklaştı ve sımsıkı sarıldı. Şaşkınlığımı atlatmamla bende kollarımı sırtına bıraktım. Bu gün iki defa sarılmıştık ve birinde hüznü diğerinde ise mutluluğu derinden hissetmiştim. Kulağıma fısıldadığın da çok huzurlu hissediyordum.

"Yarın görüşürüz."

Heyecanl

a mırıldandım.

"Gö-görüşürüz."

Denizle kollarımız ayrıldığında bana tebessüm etti ve karşı kaldırıma geçti. Başını bir kez daha bana çevirip el salladığında bende ona el salladım. Yüzümdeki büyük bir tebessümle yürümeye başladığımda aklımda hâlâ dolaşan bir soru vardı.

"Biz Denizle neydik?"

Bölüm sonu

8 yorum