İçeriğe geç

Kumsal'ın Kalbi

Bölüm 23 · 11 dk okuma

Kumsal'ın Kalbi

Bölüm 23

Hata

"Herkes hata yapabilirdi ama her şey bu hatanın boyutuna bağlıydı. Küçük hatalar unutulurken büyük hatalar derin izler bırakırdı ."

Kaç dakika öylece oturmaya devam ettik bilmiyorum ama yağmur durmuştu. Kızarmış burnumu çekerken Deniz'e baktım o ise tebessüm etti. Çantasından çıkardığı selpağı bana uzattı. Ben burnumu silerken o konuşmaya başladı.

''İstersen eve gidelim üzerinde ıslandı.''

Eve gitmeyi istemiyordum yavaşça başımı salladım. Yaz yağmuruydu , güneş açmıştı. Sıcaktan üzerlerimiz kurumaya başlamıştı. Aklıma takılan bir şey vardı ve şu ana kadar öğrendiğim bir şey varsa merak ettiğim her şeyi Deniz'e sorabileceğimdi. Bana her şeyi dürüst bir şekilde anlatması hoşuma gidiyordu.

Hüzünle sordum.

"Bana hiç kızmadığını söyledin. O zaman neden bir haftadır kafeye gelmedin?"

Deniz iç çekti.

"Bir haftadır her yerde telefonumu aradım. Sinan'ın kavga ettiği sokakta , evin içinde, teyzemin çiçekçisin de ama telefonumu hiçbir yerde bulamadım. Senin yanına gelmememin tek sebebi o videoyla ilgim olmadığını göstermek için kanıt aramamdı."

Deniz sıkkın bir nefes verdi.

"Kanıt bulamadım ve videoyla ilgim olmadığını ispatlayamıyorum. Kimseye değil , sadece sana doğruları göstermek istemiştim."

Tebessüm ettim. Beni incitmemek için elinden gereken her şeyi yapmıştı. Kanıt bulmaya çalışırken benden uzaklaşmış ve doğrularla yanıma dönmek istemişti. Masumiyetini ispatlayamamıştı ve bu yüzden gerçekten üzgün olduğu belliydi.

Bilmiyordu ki bana bakan gözleri dürüstlüğünün en güzel kanıtıydı.

İçten bir gülümseme dudaklarımda yer etmişti.

Şuan uzun süre sonra ilk defa böylesine huzurlu hissediyor , Denizle sohbetimiz hiç bitmesin istiyordum. Önümüzde ışıl ışıl parlayan denize ve açıklamaya başlayan gökyüzüne baktım. Derin bir nefes verdim ve gözlerine baktım.

''Bildiğin çok fazla efsane olduğunu söylemiştin birini anlatabilir misin?''

Aslında öğrenmek istediğim efsane Kumsal'ın Kalbi Efsanesiydi ama henüz o efsaneyi dinlemeye hazır hissetmiyordum. Ben anlatmasını isteyene kadar Deniz'in bu konuyu açmayacağını anlamıştım ve bir süre zaman ihtiyacım vardı.

Deniz sorduğum soruyla birkaç dakika düşündü. Biran anlatmayacağını sanmamla bana baktı ve gülümsedi.

Ardından çantasından lacivert defterini çıkardı. Defterini buraya da mı getirmişti? Ben şaşkınlıkla bakarken o sayfaları çevirmeye başladı ve ardından aradığı sayfayı bulmuş olmalı ki durdu. Koyu mavi gözler beni buldu.

''Afedersin anlatacağım efsaneyle ilgili bir yeri hatırlayamadım da o yüzden bakmam gerekti.''

Şaşkınlıkla açılan gözlerime güldü. Ben ise merakla sordum.

''Yani lacivert defterinde efsaneler mi yazıyor?''

Deniz tebessüm etti.

"Annem ölmeden önce babamın anlattığı çoğu efsaneyi bu deftere yazmış ve biriktirmiş. Ne yazık ki tamamlayamadı.''

Buruk tebessüm dudaklarında yer ederken kalbim sızladı.

''Ben ise annemin tamamlayamadığı deftere babamın anlattığı efsaneleri hatırladığım kadarıyla eklemeye çalışıyorum. Babam ise annemden sonra bir daha efsane anlatmadığı için hatırlamakta zorlanıyorum.''

Hüzünle başımı salladığım da birkaç dakika gözleri açtığı sayfanın üzerinde gezindi. Ardından defteri kapadı ve gülümsedi , anlaşılan seçtiği efsaneyi anlatmaya başlayacaktı.

''Fazla uzun bir efsane değil ama beğeneceğini umuyorum.''

Gülümsedim.

"Kırmızı, turuncu, yeşil, mavi, sarı, mor, lacivert... Bu yedi renk bir gün aralarında bir kavgaya tutuşmuşlar. Her biri en güzel rengin kendisi olduğunu iddia ediyor, kavga bitmek yerine git gide daha da büyüyormuş.''

Bakışlarım altı renkten oluşan bilekliğime bir saniye kaydı ve ardından tekrar koyu mavi gözlerle buluştu. Deniz ise buruk bir tebessümle anlatmaya devam etti.

''Onları uzaktan izleyen yağmur, kendi aralarında bir anlaşmaya varamayacaklarından emin olunca duruma müdahale etmiş. Üzerlerine yağmış ve havalanıp gökyüzünde eşi benzeri olmayan bir renk cümbüşü yaratmalarını sağlamış."

Huzurlu bir nefes verdi.

"Bir arada ne kadar uyumlu ve güzel göründüklerini fark eden renkler, kavga ettikleri için utanmışlar ve yağmurun öğüdü üzerine bundan sonra her yağmur yağdığında gökyüzünde bir kuşak oluşturup insanlara umut, huzur ve güç vermek için bir araya geleceklerine söz vermişler.''

Gülümsedim , bu efsaneyi özellikle seçmişti.

''Bu çok güzel bir efsaneymiş.''

Deniz başını sallarken yüzündeki tebessüm yerini koruyordu. Koyu mavi gözleri neden böylesine güzeldi? Gözlerine düşündüğümden daha fazla baktığımı hissettiğimde bakışlarımı kaçırdım , kızarmadığımı umuyordum.

Deniz ise halinden memnun bir gülümsemeyle beni seyrediyordu. Bakışlarım kumların üzerinde oyalanırken Deniz bir anda elimi tuttu.

''Kumsal gökyüzüne bak!''

Hayretle açılan gözlerim gökyüzündeki yedi rengi bulduğunda inanamıyordum.

Gerçekten bir gökkuşağı çıkmıştı. Her ne kadar en üst katmandaki kırmızıya hala biraz kırgın olsamda gülümsedim. Yıllardır gökkuşağı görmüyordum diye mırıldandığımda Deniz hayretle "Bende öyle" Dedi.

Elinin hala elimi tuttuğunu fark ettiğimde tebessüm ettim.

İşte tam o sırada Sinan yanımızda belirdi. Denizle gözlerimiz ayrıldığında şaşkınlıkla ikimizde Sinan'a bakıyorduk. Sinan ise elindeki telefonu Deniz'e uzatıyordu. Bu Deniz'in telefonu muydu? Deniz'in telefonunu alan , o videoyu grupta paylaşan Sinan mıydı?

Deniz şaşkınlığını yendiğinde sinirle telefonunu Sinan'ın elinden aldı. Sinan ise mahçup bir şekilde başını yere eğmişti. İşte bu çok tuhaftı. Deniz ayağa kalktı ve şaşkınlıkla karışık bir sesle bağırdı.

"Senin derdin ne?! Sinan bu sefer gerçekten çok ileri gittin!"

Sinan bir kaç adım geriye gittiğinde başını kaldırıp Deniz'e baktı.

"Özür dilerim."

Deniz'in yüzünde şaşkınlık , kızgınlık ve hüzün bir aradaydı. Yumruğunu sıkarken yüzünü buruşturdu. Sinan ise hiç görmediğim kadar sakindi. Yüzünde ne şımarık bir gülüş nede bilmiş bir bakış vardı. Sadece pişmanlığı belli eden bir çift kahve göz ve yenilgiyi kabul etmiş bakışlar vardı.

''Deniz herşeyi anlatabilirim. Lütfen ilk dinle , sonra bana ne yapsan haklısın.''

Deniz biraz olsun sakinleşmiş bir şekilde yanıma tekrar oturduğunda Sinan anlatmaya başladı.

''O gece kavgaya karışmadan önce sokaklarda serseri arkadaşlarımla geziyorduk.

Deniz'in dudaklarından histerik bir gülüş döküldü.

''Sonunda serseri olduklarını anladın demek.''

Sinan duymamış gibi yaparak anlatmaya devam etti.

''Bir sokakta Simge'nin sesini duyduğumuzda duvarın arkasına saklandık. Video çekmek diğerlerinin fikriydi. Videoyu benim telefonumla çektiler. Benimkinin kamerası sözde daha iyiymiş. Herneyse Simgelerin konuşması bittiğinde videoda bitmiş oldu."

Sinan sıkkın bir nefes verdi ve devam etti.

"Videoyu benim telefonumdan çektikleri için benim telefonumdan gruba atmak istediler. Ben istemeyince de korkak olduğumu söylediler. Bir kaç kişi beni savunurken diğerleri bizi aşağılıyordu. Sonra sen gelip beni aralarından çekene kadar kavga ettik. Seninle eve giderken gizlice cebinden telefonunu aldım."

Deniz'in gözlerinden ufak bir şaşkınlık gelip geçti. Gözlerinde sinirden çok hüzün yer etmişti. Kuzeninin böyle bir şey yaptığını kabul etmek istemiyor gibiydi.

Sinan'ın yüzü mümkünmüş gibi daha da mahçup bir hâl aldı.

"Senden intikam almak istedim. Simgeye bir kızla fotoşoplanmış fotoğrafımı attığın , beni kız arkadaşımla ayırdığın için senden intikam almak istedim."

Deniz kendini savunmak için sinirle Sinan dediğinde Sinan Deniz'in konuşmasına izin vermeden devam etti.

"Deniz lütfen bitirmemi bekle. Senin telefonundan o fotoğrafı intikam almak için paylaştığımda ne oldu biliyor musun? Bana korkak diyen bir haftadır görüşmediğim arkadaşlarım bu sabah yanıma geldiler ne kadar cesur olduğumdan bahsettiler. Sonra kola ısmarlamamı istediler , arkadaşlar böyle yaparlarmış. Bir aptal misali gidip kolaları aldım ve döndüğümde aralarında konuştukları her şeyi duydum."

Sinan sinirli bir nefes verdi , eli kahve saçlarında gezinirken devam etti.

"Bunu da ne güzel kullanıyoruz! Sevgilisiyle ayırdık , üstüne suçu kuzenine attık. Enayi hiçbir şeyin farkına varmadı!"

Sinan öfkeli nefesler verirken Deniz elini Sinan'ın omzuna koydu.

"Sinirle onlara neden bunları yaptıklarını sorduğunda Mehmet o kızın eski sevgilisi olduğunu ve benimle sevgili olmasına tahammül edemediğini söyledi."

Anladığım kadarıyla Mehmet Sinan'ın arkadaşlarından yada artık eski arkadaşlarından biriydi.

"Kızı önemsediğimi sanmayın. Kızla sadece bir hafta sevgiliydik , o fotoğraftan sonra benden ayrıldı. Ben yalan olduğunu anlatmama rağmen inanmadı. Aradan bir hafta geçmeden yeni bir sevgili buldu. Zaten gözümde o an bitmişti."

Sinan bakışlarını kumdan kaldırıp Deniz'e çevirdi.

"Sorun hiçbir zaman kızın benden ayrılması olmadı. Sorun kuzenimin bana böyle bir tuzak kurmasıydı. Sorun kuzenimin bana yaptığı ihanetti. Deniz kabullenememiştim , senin yaptığına inanmak istememiştim ama o kadar kördüm ki o serserilere bir aptal gibi inandım. Hata yaptım , sana karşı çok fazla hata yaptım. Çok özür dilerim..."

Deniz daha fazla Sinan'a karşı mesafeli duramamış , bütün gerginliği yok olmuştu. Sinan'ın yaptığı şeylere rağmen onun için üzüldüğü belli oluyordu. Olgunca tebessüm etti ve kollarını açtı. Sinanla kucaklaştı ,dostane bir tavırla sırtına hafiften vurdu.

"O serserilerden kurtulmana çok sevindim."

Tebessüm ettim. Deniz ve Sinan'ın aralarının düzelmesine çok sevinmiştim. Sinan yanlış arkadaş kurbanı olmuştu. Elbette Sinan'ın da yaptığı hatalar vardı ama pişman olduğunu ve gerçekleri , Deniz'in suçsuz olduğunu öğrenmesine sevinmiştim. Bir senedir iki kuzenin arasını bozan bu arkadaş grubundaki kişilere ise gerçekten sinirlenmiştim.

Herkes hata yapabilirdi ama her şey hatanın boyutuna bağlıydı. Küçük hatalar unutulurken büyük hatalar derin izler bırakırdı.

Sinan'ın hatası iki kuzen arasında sorunlara sebep olsa da her şey tatlıya bağlanmıştı.

Bazı hatalar ise düzeltilemezdi. Bu gün Deniz'e babamdan bahsetmiştim ve babamı o günden sonrada bir daha görmemiştim. Görmekte istemiyordum.

Onun yaptığı hatalar düzeltilemezdi çünkü o hata bir aileyi parçalamış , arkasında iki kırık kalp bırakıp yeni kalplere yelken açmıştı.

Sinir ve hüzünle düşüncelerime dalmışken Sinan'ın bakışları beni buldu.

"Kumsal senden de çok ama çok özür dilerim. Yanında aptalca şeyler söyledim. Deniz'in ihanet eden biri olduğuna benzer abuk subuk şeylerden bahsettim. Özür dilerim."

Kafamdaki düşünceleri yok sayıp tebessüm ettim.

"Sinan seni affediyorum. Aranızın düzelmesine çok sevindim."

Denizle gözlerimiz buluştuğunda aynı anda sorduk.

"Sahi sen bizi burada bulacağını nereden biliyordun?"

Sinan gülümsedi.

"Deniz anneme Saklı Bahçe sahilinde Kumsalla olacağını söylemişsin. Kaç saattir sahilde vicdan azabıyla sizi arıyorum."

Bu kadar suçlu hissetmesine üzülmüştüm ama ne olursa olsun Deniz'in telefonunu alması , o videoyu paylaşması kötü bir duruma sebep olmuştu.

Dur bir dakika Deniz benim buraya geleceğimi nereden biliyordu? Merakla bakışlarım Deniz'e döndüğünde koyu mavi gözlere baktım. Deniz'in ise eli ensesine gitmişti.

"Şey , İlayda burada olacağını söyleyince teyzem de sorunca seninle olacağımı söyledim."

Gülümsedim. Tabi ki İlaydaydı. İlayda boş yere bu kadar buraya gelmemi ısrar etmemişti. Bu sefer planı için ona teşekkür etmeliydim.

Sinan bir kez daha özür dilediğinde Deniz güldü.

"Sinan artık bir susar mısın? Gökyüzüne baksana."

Sinan başını çevirdiğinde gökkuşağına şaşkınlıkla baktı.

"Aaa gökkuşağı çıkmış!"

Denizle bu şaşkınlığına güldük. Sinan'ın sırtı dönük olduğu ve muhtemelen bizi ararkende gökyüzüne bakmıyor olduğu için gökkuşağını yeni görmüştü. Deniz gülümseyerek bana baktı.

"Evet , gökkuşağı çıktı ve biz de sen gelmeden önce bu güzel ortamda onu izliyorduk."

Sinan dudağını ısırdı.

"Ben buluşumanızı birazcık bozdum galiba."

Denizle göz göze geldiğimizde aynı anda tekrarladık.

"Şey , biz , buluşma yani buluşma değil de..."

İkimizde aynı cümleyi söylerken gülmeye başladık. Deniz'in eli ensesine giderken benim bakışlarım yerdeki kumları buldu. İçimden yanan yanaklarıma lütfen kızarmayın diyerek dualar ederken Sinan bize bakarak güldü.

"Tamam , tamam. Siz buluşmaya benzer bir şeye çıkmadınız. Sizi rahat bırakıcam ama ilk önce bir şey sormam gerek."

Gözlerimi kumlardan Sinan'a çevirdim. O ise ilk Deniz'e sonra bana baktı.

"Kumsal arkadaşın İlayda'nın sevgilisi var mı acaba?"

Şaşırarak Sinan'a baktım.

"Sen İlaydayı nerden tanıyorsun?"

Sinan güldü.

"Sizin kafede birkaç defa gördüm. Kızıl saçları yüzünden ilgimi çekti galiba."

Kaşlarımı çattım.

"Sadece kızıl saçları için mi onu soruyorsun?"

Sinan yakalanmış gibi dudağını ısırdı.

"Aslında gözlerindeki bakışlar çok güzel , çok neşeli, cana yakın , sempatik..."

Sinan'ın İlayda'nın sadece dış görünüşü için onunla tanışmak istediğinden şüphelenmiştim ama bu söyledikleriyle içim rahatlamıştı. Sinan İlayda'nın dış görünüşünden değil aslında davranışlarından etkilenmişti.

Deniz gülerek Sinan'ı durdurdu.

"Bu liste uzayıp gider. Sanırım Sinan İlaydayı seviyor. Kumsal İlayda'nın sevgilisi olup olmadığını bu gün serseri arkadaşlarından kurtulan ve aklı başına gelen çok sevgili kuzenime söyler misin?"

İkimizde aynı anda gülerken Sinan yüzünü buruşturdu.

"Kuzen bunu iltifat olarak mı yoksa hakaret olarak mı alsam karar veremedim? Kumsal İlayda'nın sevgili olmadığını söyle lütfen."

Güldüm. Onu daha fazla bekletmemeye karar verdim. Daha bir saat önce Sinan'ı kötü bir insan olarak görürken şimdi en yakın arkadaşımın sevgilisi olup olmadığını sorması çok ilginçti. Hayat gerçekten sürprizlerle doluydu.

Bana bakan koyu mavi gözlerde hayatın benim için olan bir sürpriziydi.

"İlayda'nın bir sevgilisi yok. Sevgilisi yok diye hemen İlayda'nın seninle olacağını sanıyorsan yanılıyorsun. Çok neşeli , yufka gibi bir yüreği var ama kalbini kazanmanın o kadar da kolay olmadığını bil. Onu kırma."

Elbette uyarımı yapacaktım. İlayda benim en yakın arkadaşımdı ve onun kalbinin kırılmasını asla istemez ve izin veremezdim. Sinan dediğim her şeye baş salladı.

"Kumsal söz veriyorum. İlaydayı üzmiycem."

Gülümsedim ve ona bir tüyo vermeye karar verdim.

"Sana tavsiyem git ve pembe dizi izlemeye başla. İlayda bu dizilere bayılıyor. Eğer aranız iyi olursa ömür boyu sana bu dizileri izletecektir."

Güldüğümüzde Sinan devam etti.

"Bu ip ucu için teşekkür ederim. Sizi buluşma olmadığını iddia ettiğiniz buluşmanızda artık yalnız bıraksam iyi olur."

Tebessüm etti ve yüzü bize dönükken arkaya doğru bir kaç adım attı.

"Görüşürüz Kumsal'ın Denizi ve görüşürüz Deniz'in Kumsalı."

Sinan sırıtarak yanımızdan uzaklaşırken utançtan Deniz'e bakamadım. Sinan isim benzerliğimizden İlayda'nın olduğu kadar eğleniyordu. Aslına bakarsak sanırım İlayda ve Sinan düşündüğümden daha iyi anlaşabilirdi.

Kabul etmem gerekirse isim benzerliği tuhaf bir şekilde hoşuma gidiyordu. Dünya da kaç tane Deniz ve Kumsal tanışıyordu ki?

Benim bakışlarım yerde oyalanmaya devam ederken Deniz kulağıma fısıldadı.

"Bundan sonra gördüğümüz her gökkuşağını birlikte izleyelim olur mu?"

Boynuma vuran nefesi uzaklaştığın da başımı salladım. Gülümserken güneşin vurduğu kumral saçlarından birkaç tel alnına düştü eliyle düzeltirken bakışları gökkuşağına döndü.

Gökkuşağına baktığımda renklerin yavaş yavaş gökyüzünden silinmeye başladığını gördüm. İlk silinen renk kırmızı olmuştu. Yüzümü buruşturdum ve Deniz'in bana hediye ettiği altı renkli bilekliğe baktım. Deniz ise tebessüm etti.

"Bu birlikte izlediğimiz ilk gökkuşağı ama eminim çok daha güzelleri olacaktır."

Onun gibi kocaman gülümsedim. Bir kaç dakikanın ardından sahilden ayrıldık. Deniz eve kadar bana eşlik edebileceğini söylediğinde kabul ettim. Yanında yürürken rahatlamış , huzurlu ve mutlu hissediyordum. Deniz'in yanında hiç olmadığım kadar kendim gibi hissediyordum.

Ben bu gün ilk defa kalbimi birine açmıştım.

Eve geldiğimizde yol keşke biraz daha uzun olsaydı diye içimden geçirdim. Deniz ise bana baktı ve gülümsedi.

"Kuzeninle aranızın düzelmesine çok sevindim."

Deniz tebessüm etti.

"Bende çok sevindim ama en çok seninle gerçekleri öğrendiğim için mutluyum.",

Hüzünle yutkundum.

"Biliyorsun senin dediklerine inandım , Sinan demeden önce de senin yapmadığını biliyordum. Sadece güveniyorum demek-"

Elimi tuttuğunda şaşkınca bir kaç saniye ellerimize baktım ve ardından koyu mavi gözlere bakakaldım.

"Kumsal bu gün bana kalbini açtığın için teşekkür ederim. Senin ağzından güveniyorum kelimesini duymama gerek yok. Bu gün kalbin bana güvenerek içini döktü ve bu benim için en güzel güveniyorum ifadesi."

Yanaklarım kızarırken gülümsedim.

Güneşin vurduğu kumral saçları , koyu mavi gözleri, güzel tebessümü bir araya gelmiş sevimli bir yüzü oluşturuyordu. Bende ona kocaman gülümsediğimde

" Unutma." Dedi.

"Sen bir gökkuşağısın. 7 rengiyle dimdik ayakta duran , bir tebessümüyle yağmurun ardında oluşan , masumiyetiyle 7 renge sığınan bir gökkuşağısın."

Bu cümle benim için o kadar anlamlıydı ki kalbim onun sesinden ezberlemişti. Bu gün bana bunu iki defa söylemişti, bana altı renkli gökkuşağımla yalnız kalmadığımı hatırlatmak ister gibiydi.

Huzur dolu bir kalple Deniz'e el salladım ve binaya girdim. Kalbim Deniz'e açılmış ama kaybolmamış , batmamış dalgalar arasında boğulmamıştı.

Korktuğum gibi olmamıştı...

Bölüm sonu

9 yorum