İçeriğe geç

Kumsal'ın Kalbi

Bölüm 22 · 7 dk okuma

Kumsal'ın Kalbi

Bölüm 22

6 Renkli Gökkuşağı

"Sen bir gökkuşağısın. 7 rengiyle dimdik ayakta duran , bir tebessümüyle yağmurun ardında oluşan , masumiyetiyle 7 renge sığınan bir gökkuşağısın."

Sabah keyifsiz bir şekilde uyanmış ve tekrar uyumak için çok mücadele etmiştim ama ne yazık ki uyuyamamıştım. Üniversite sınav puanlarımızın açıklanmasına bir hafta kalmıştı ve bu beni oldukça geriyordu. Çok huzursuz ve biraz da üzgün hissediyordum. Aslında bu duygularımın sınavla hiçbir alakası yoktu.

Ben kabul etmek istemesem de Deniz'i özlüyordum.

Her sabah onun kafeye girişini seyretmeyi özlüyordum. Her mavi masaya baktığımda onunla göz göze gelmeyi özlüyordum.

Sanki onu göremediğim için kafeye gitmemin bir anlamı kalmamıştı. Deniz'i bir haftadır görmüyordum ve son görüşmemizde ki kırık koyu mavi gözleri bir an olsun aklımdan çıkmıyordu. Onu üzdüğümü düşünmek kalbimi sızlatıyordu. Bir haftadır kafeye gelmemesi bana sinirli olduğunu düşünmeme sebep oluyordu.

Sıkıntılı bir nefes verdim ve iki dakikadır çalan telefonumu açtım. Her zamanki gibi neşeli bir şekilde İlayda konuşmaya başlarken ben esnedim.

"Yaz geldiğinden beri denize gitmiyoruz. Hava çok sıcak! Bu gün Saklı Bahçe sahiline gitmeliyiz ve sen itiraz etmeyeceksin!"

İlayda emir verirken telefonu biraz kulağımdan uzaklaştırdım. Bağırışı kulağımı çınlattığı için kulağımı tutarken ofladım. Bu gün sahile gitmek felan istemiyordum. İtiraz etmek istesemde İlayda konuşmama bile izin vermedi.

"Birşeyler atıştır , mayonu giy ve evden çık. Sonra beni ara. Görüşürüz!"

Görüşürüz dediğimde telefonun çoktan kapandığını fark etmemle yüzümü buruşturdum. İlayda'nın enerjik bir insan olduğunu biliyordum ama bu gün sanki fazla heyecanlıydı.

Ufak bir kahvaltı yaptım ve odama geçtim. Bugün hava bulutluydu , bulutlar sürekli güneşin önünü kapatıyor ve grimsi bir gökyüzüne sebep oluyordu. Soğuk olmasa da sahile gitmek istediğim bir hava durumu sayılmazdı.

Mayomu giyip üzerine de plaj için aldığım mavi elbisemi geçirdim. Yanıma ufak bir çanta alıp içine güneş kremi ve havlumu da koyduğum da evden çıktım.

Yürümeye başladığımda İlaydayı aradım. İlayda sonunda telefonu açtığında gülümsedim.

"İlayda ben hazırım , sizin evin önüne geleyim ister misin?"

İlayda panik ve neşe arası bir tonla hayır diye bağırdı.

"Neden gelmemi istemiyorsun?" Diye sorduğumda ise iç çekti.

"Teyzem ve kuzenlerim sabah gittiler ve gitmeden önce küçük yaramazlar yine bütün evi dağıtmışlar. Annem kendi odamı toplamadan hiçbir yere gidemeyeceğimi söylüyor."

İlayda'nın bu küçük isyanına biraz üzülmüştüm.Bir haftadır kuzenleri başına ne dertler açmıştı ama sonuç olarak bu gün gittikleri için İlayda artık tatilin tadını çıkarabilirdi.

"İlayda madem öyle neden bugün sahile gidelim diye ısrar ettin ki? Başka bir günde gidebilirdik."

İlayda panikle bağırdı.

"Hayır , şey- çünkü ben bugün sahile gitmek istiyorum!"

Telefonu birkez daha kulağımdan uzaklaştırdım.

"İlayda sen niye böyle panikliyorsun? Ayrıca bugün o kadar çok bağırıyorsun ki kulağım acıyor."

İlayda isyanıma güldü.

"Altı çocukla bir hafta geçirince psikolojim bozuldu. Odamı topladım sayılır. Ben mayomu giyeyim sende sahile geç , beni bekle. Merak etme çok bekletmem."

Tebessüm ettim ve kabullenişle tamam dedim.

Sahile doğru yürümeye başladım. Dışarı çıkmak iyi hissettirmişti. İlayda'nın sahile gelmesi ne kadar sürerdi bilmiyordum ama hiç olmazsa biraz oyalanmak için yürüyebilir , denizi seyredebilir ve şarkı dinleyebilirdim. Bu düşüncelerle Saklı Bahçe sahiline doğru ilerledim.

Bu sahilin denizini çok seviyordum , genelde temiz ve güzel oluyordu. Yürümeye devam ederken telefonuma kulaklığımı takmış ve şarkı dinlemeye başlamıştım. Hava çok kötü sayılmasa da biraz rüzgarlıydı ve bulutlar hareket halindeydi. Bir kaç dakika önce ortaya çıkan güneşin tekrar kaybolmamasını diliyordum.

Saklı bahçeye geldiğimde kulaklığımı çıkardım ve kumsalda yürümeye başladım. Bir kaç adım atmıştım ki kumların üzerinde öylece oturan Deniz'i gördüm. Bir an emin olamayarak yavaş adımlarla yanına yaklaşırken koyu mavi gözleri bana döndü. Ben ise şaşkınlıkla ona bakıyordum.

Tebessüm etti ve eliyle yanını işaret etti. Kızarmış yanaklarımla yanına oturduğumda ne diyeceğimi bilememiştim. Burada olacağını bilmiyordum , öte yandan hareketlerinden sanki buraya geleceğimi biliyormuş gibiydi. Kafam karışmıştı.

Rüzgardan dolayı yüzüme uçan saçlarımı bu gün toplamadığım için pişman olmuştum ve sanki hava git gide kapanıyordu. Bir kaç dakikalık sessizliğin ardından Deniz gülümseyerek bana baktı.

"Denize girmek için pek güzel bir hava değil gibi ne dersin?"

Yavaşça başımı salladım ve tebessüm ettim.

Kesinlikle güzel bir hava yoktu. Muhtemelen bunu sormasının sebebi havadan sudan konuşmak değil konuşmayı başlatabilmekti. Ben ise devam ettirmeye çalışıyordum.

"Havanın bu kadar kötü olacağını tahmin etmemiştim."

Gülümsedi. Çok güzel gülümsüyordu.

Gülümsemesi bir güneşin doğması gibiydi. Sanki o güldüğünde etraftaki bulutların hepsi kayboluyor , gökyüzü daha da mavileşiyordu.

Utangaç bir şekilde elini ensesine koydu ve ardından da elini lacivert şortunun cebine soktu. Cebinden çıkardığı şeyi bana uzattığında şaşkınca ona bakıyordum.

"Şey , aslında doğum gününde vermek istiyordum ama malum sebeplerden dolayı bir türlü veremedim."

Ardından gülümsedi ve devam etti.

"Gökkuşağı bilekliği."

Benden hala bir cevap gelmeyince utangaç bir şekilde tekrar eli ensesine gitti.

"Şey beğenmediysen anlarım , aslında hoşuna gidebileceğini sanmıştım ama yani eğer sevmediysen-"

Tebessüm ettim.

"Çok , çok güzel yani sevmedim. Şey yani çok sevdim , teşekkür ederim."

Rahatlamış şekilde tebessüm ettiğinde gülümsemem büyüdü.

Sağ elimi kibarca aldı ve bilekliği bileğime bağladı. Gözlerimi biran olsun bileklikten ayıramıyordum.

"Gökkuşağı bilekliği olduğunu söyledin ama bunda kırmızı yok."

Daha büyük gülümsedi.

"Kırmızıyla aranın iyi olmadığını biliyorum. Kafenizin ismi Gökkuşağı Kafe ama içinde kırmızı renk olan hiçbir şey yok , bunun baştan beri bir sebebi olduğunu hissediyordum ve o gün , o kırmızı masayı taşırken belli etmemeye çalışsan da diğer renklere baktığından çok daha farklı bakıyordun Kumsal. Kırgın bakıyordun."

Bir anda dolu veren gözlerime engel olmaya çalıştım. Sulu gözlü olmaktan bıkmıştım. Deniz ise endişeyle bana bakıyordu.

"Kumsal iyi misin?"

İyiyim demek istiyordum ama o an koyu mavi gözlerine bakarken bir şey oldu , bilmiyorum. Anlatamıyorum. Gözlerimden yaşlar akarken hıçkırıklar dudaklarımdan firar etmişti. O an bana sımsıkı sarıldı.

Kaç dakika öylece kaldık , bilmiyorum ama yağmur yağmaya başlamıştı.

Deniz kollarını benden yavaşça ayırdı ve kalkarken elini bana uzattı. Burnumu çekerken elini tuttuğumda gülümsedi ve ilerdeki bir kayanın üzerine oturduk.

Deniz hüzünlü gözlerle muhtemelen kızarmış olan gözlerime baktı.

"Anlatmak ister misin?"

Dudakları düz bir çizgi halini almış , benden gelecek cevabı bekliyordu. Kırmızıyı neden sevmediğimi ne annem ne de İlayda biliyordu. Kimseye bu anımı anlatmamış , kimsenin de beni anlayabileceğini sanmamıştım ama onun güven veren gözlerine baktığımda ona anlatabileceğimi anlamıştım.

Kalbimdeki bütün her şey dudaklarımdan dökülüvermişti.

"Resim çiziyordum , bir gökkuşağı yapıyordum. Sonra odamın dışından sesler gelmeye başladı. Bağırıklar , çığlıklar..."

Burnumu çektim.

"Ama ben gökkuşağımı boyamaya başlamıştım çünkü Gökkuşağı şans getirirdi , getirmeliydi. Sözde ben boyamayı bitirince her şey düzelecekti."

Deniz gözlerime bakarken titreyen sesimi umursamadan cümleme devam ettim.

"Çocuk aklıyla saçmaladığım bir düşünceydi sadece."

Deniz sakince elini omzuma koyduğunda öylece yere bakıyordum.

"Annem o adama çok güvendiğini söylüyordu , bunu nasıl yaptığını soruyordu."

O ise tek bir cümle söyledi.

"Güvenmeseydin!"

Söylediğim cümle Deniz'in gözlerinde derin bir hüzün , yüzünde buruk bir ifade bırakmıştı. Ben ise içimi dökmeye devam ediyordum.

"Kırmızı boyayı elime almıştım en üst katı boyayacaktım ama bu cümleyle birlikte kırmızı boyamın ucu kırıldı. Gökkuşağım tamamlanamadı , ben dilek dileyemedim. Hepsi kırmızı yüzündendi , hepsi onun suçuydu."

Dudaklarımdan bir hıçkırık daha döküldüğünde Deniz sımsıkı bana sarıldı.

"Benim gökkuşağım 6 rengiyle yapayalnız kaldı."

O kadar güzel sarılmıştı ki kendimi rahatlamış hissettim. Sanki senelerdir herkesten sakladığım çocuk kalbimde almış olduğum yarayı Deniz'e anlatmak yükümü hafifletmiş , huzur vermişti. Kollarımız ayrılmadan önce derin bir nefes aldım.

Bir haftadır onu görmüyordum ve söylemem gereken çok şey içimde birikmiş , kalbimi sızlatıyordu. Bu gün içimde hiçbir şeyi tutmak istemiyordum.

"O gün sana güveniyorum diyemedim. Seni üzmek istememiştim. O gün bana söylediğin her cümleye inanmıştım ve hâlâ inanıyorum. Sadece güveniyorum demek zor gelmişti."

Kolları benden ayrılmadan kulağıma fısıldadı.

"İnan bana Kumsal sana güveniyorum diyemediğin için hiç kızmadım. Güven kazanılabilen bir şey ve ben , sen bana güvenene kadar elimden gelen her şeyi yapacağım. "

Bu sözleri ilaç gibi gelmişti.

Dağılan kum tanelerini toplayıp , kumdan kalbimi onarmış , yıllardır acıyan kalbime sanki pansuman yapmıştı.

Kollarımız birbirinden ayrıldığında koyu mavi gözlerine baktım.

Yutkunduğumda Deniz daha fazla hiçbir şey sormadı. Kolunu omzuma koydu ve başını gökyüzüne çevirdi. Bulutlarla kapanmış , karanlık gökyüzüne ardından da gözlerime baktı.

"Sen gökkuşağının kendisisin Kumsal. Senin içinde o 7 renkten de var. Bunu seni kafenizin kapısında gördüğüm ilk gün fark etmiştim."

Yanaklarım kızarırken Deniz'in gülümsemesi büyüdü.

"Sen bir gökkuşağısın. 7 rengiyle dimdik ayakta duran , bir tebessümüyle yağmurun ardında oluşan , masumiyetiyle 7 renge sığınan bir gökkuşağısın."

Gözleri ışıl ışıldı. Yüzünde güven veren bir tebessüm vardı.

"Sen 6 renginle yalnız kalmadın. Söz veriyorum 7. rengini sana geri vereceğim."

Gözlerimi gözlerinden kaçırdığımda kolu hala omzumdaydı. Sırılsıklam olmuştuk ama ikimizd

e umursamıyorduk. Öylece oturmaya devam ettik. Kalbim deli gibi çarparken gözlerimi kapadım. Kaç dakika öylece oturmaya devam ettik bilmiyorum ama sonunda yağmur durmuştu.

Bölüm sonu

9 yorum