İçeriğe geç

Kumsal'ın Kalbi

Bölüm 20 · 10 dk okuma

Kumsal'ın Kalbi

Bölüm 20

Kumdan Kalp

"Benim kalbim kumdandı. Bunu anlayan ilk kişi kum taneciklerini dağıttı. Geriye kalan kumlardan bir kalp yapmaya çalıştım , tutmadı."

İlk masamın üzerinde duran boş kağıda sonrasında kağıdın yanında dağınık halde duran kalemlerime baktım. Arkamdan gelen yağmur sesiyle bakışlarımı odamın minik penceresine çevirdim. Kocaman gülümsedim. Yağmur yağıyordu , gökkuşağı çıkacak demekti. İşte o an önümde bulunan boş kağıda ne çizeceğimi biliyordum. Hevesle aldığım kalemle bir gökkuşağı çizmeye başlamıştım. Çizimi tamamladığımda en alt katmana baktım. Mor boyayı aldım ve neşeyle gökkuşağımı boyamaya başladım. Mor rengin üstüne lacivert onun üstünü ise maviyle boyamıştım. Yeşil boyayı elime aldığımda annemin acı içinde bağırışını duydum.

"Bunu nasıl yaparsın?!"

Sesinde hissetiğim şey kocaman bir hayal kırıklığıydı. Odamın kapısı kapalı olduğu için annemi göremiyordum. Annem bu cümleyi kime söylüyordu? Annemi kim üzmüştü?

Karşısındaki kişiden bir cevap bekliyor olmalıydı ama hayır dakikalar geçmesine rağmen huzursuz edici sessizlik devam ediyordu.

Elimde duran yeşil boyaya baktım gökkuşağımı boyamaya devam etmeliydim.

Gökkuşağı insanları mutlu ederdi değil mi? Gökkuşakları dilek gerçekleştirmez miydi?

Resmimi bitirirsem annemin mutlu olmasını dileyebilirdim. Yeşil boyam kağıtla buluştuğu sırada rahatsız edici sessizliği kırılma sesleri böldü. Bir şeyler kırılıyor , belki de özellikle fırlatılıyordu. İşte o an tekrar annemin sesini duydum. Titreyen sesiyle birlikte ağladığını fark ettim.

"Bir şeyler söyle!"

Annemin hıçkırıkları gittikçe artarken gözlerim doldu. Koşup ona sarılmak istiyordum ama odamın kapısını açmaktan , karşılaşacağım manzaradan korkuyordum. Hemen sarı boyayı aldım , gökkuşağımı biran önce tamamlamılıydım. Gökkuşağım tamamlanırsa annem için hemen dilek dileyebilirdim.

Bir şeyin daha kırıldığını duyduğumda annem cümlesine devam etti.

"Ben seni sevmiştim. Ben sana güvenmiştim!"

Annemin acıyla bağırışına hıçkırıkları eklendiğinde kalbim sızladı. Turuncuyla işim bittiğinde elime hızlıca kırmızı boyayı aldım. Kırmızı boyayı en üst katmana sürmek için bastırdığım sırada babamın sesini duydum.

Anneme verilen cevap soğuk ve sertti.

"Güvenmeseydin!"

İşte o an da kırmızı boyamın ucu kırılmıştı. Gözlerimden akan yaşlar gökkuşağımı ıslatırken benim gökkuşağım kırmızı rengini o gün yitirmişti.

Dış kapının sert kapanışıyla birlikte gözlerim pencereyi bulmuştu. Yağmur yağmaya devam ediyor , odamın kapısının arkasında annemin hıçkırıkları duyuluyordu. Odamın kapısını açmaktan annemi o şekilde görmekten çok korkuyordum.

Hepsi kırmızının suçuydu eğer o olmasaydı , gökkuşağım tamamlanacak ve dilek dileyecektim. Annemi mutlu edecektim , her şey düzelicekti. Herşeyin suçlusu kırmızıydı.

Kırmızı renge işte o gün küsmüş bir daha da barışamamıştım...

Gözlerimi açtığımda yatağımından nefes nefese kalktım. Terlemiş saçlarımı suratımdan çekerken göz yaşlarımın akmasını engelleyememiştim. Yıllar sonra unuttuğumu sandığım anı yine kabusum olmuştu.

Kendime gelmeye çalışırken Deniz'in bana güveniyor musun? Diyen sorusu kulaklarımda yankılandı.

Kalbim sıkıştı ve gözlerimden akan yaşlar hızlandı. Ben ona güvendiğimi söyleyememiştim ve muhtemelen hiçbir zaman söyleyemeyecektim. Cevap vermeyişimle oluşan sessizlik sonucunda koyu mavi gözlerinden kırıldığını anlamıştım.

Yine de hiçbir şey olmamış gibi davranıp gülümsemişti. Geç olmadan eve gitmelisin Meryem abla endişelenmesin demiş ve kayanın üzerinden kalkmama yardım etmişti. Eve kadar bana eşlik etmişti ve binanın kapısından girmeden önce bir kez daha bakışlarımı ona çevirmiştim.

Sadece duymak istediği cevabı vermeyi , sana güveniyorum diyebilmeyi istemiştim ama yine diyememiştim. Kelimeler ağzımdan yine çıkmadığında beceriksizce iyi geceler dilememle binaya girmem bir olmuştu. Gözlerindeki hayal kırıklığı canımı yakmıştı.

O gün yeterince kötü bitmişti ve bu gün de bu kâbusla birlikte oldukça kötü başlamıştı.

Benim kalbim kumdandı. Bunu anlayan ilk kişi kum taneciklerini dağıtmıştı. Geriye kalan kumlardan bir kalp yapmaya çalışmıştım , tutmamıştı.

Kendime gelebilmek için duşa girdiğimde oyalanarak nerdeyse yarım saat banyoda kaldım. Bornozumla odama döndüğümde diz kapaklarımda biten rahat bit kot şort ve pileli beyaz bir tişört giydim. Odamın camında ki orkide ve mimoza çiçeğine su verdikten sonra bir kaç dakika öylece çiçekleri seyrettim.

Dalgınca çiçeklere bakarken bakışlarım duvardaki saate kaydı. Saat daha 9'du. Annem ben uyurken kafeye gitmiş olmalıydı. Üçgündür kafeye gitmiyordum. Simge ve Denizle konuştuğum sonraki gün kafeye gittiğimde Deniz gelmemişti. Kabul etmek istemesem de gelmesini istemiştim.

İlaydaya olanları o gece telefonda özetlesemde kafeye gelmesini rica etmiştim çünkü hiç iyi hissetmiyordum. İlayda Simge'nin söylediklerine biraz şaşırsa da Deniz'e güveniyorum diyemememi yadırgamamıştı. Güven problemim olduğunu biliyordu ama sebebini hiç sormamış , beni hiç zorlamamıştı. Ne yazık ki daha fazla sohbet edememiştik çünkü İlayda'nın teyzesi ve kuzenleri hâlâ gitmemişti. Uzaktan geldikleri için Sevim abla olabildiğince İlayda'nın teyzesi ve kuzenleriyle zaman geçirmesini istiyordu ve bu da bize daha az zaman kaldığı anlamına geliyordu.

Üç gündür kafeye gitmiyordum. O günden sonra Deniz'in de kafeye bir daha gelmeyeceğini düşünmeye başlamıştım. O mavi masayı boş görmek neden bu kadar üzücü geliyordu?

Dün anneme iki gündür dediğim gibi kafeye onunla gitmeyeceğimi yaz tatilimin biraz olsun tadını çıkarmak istediğimi söylemiştim. Bunları söylerken tek derdim saatlerce uyumaktı. Erken kalkmaktan nefret ettiğimi de bildiği için bana kıyamamış uyandırmamıştı.

Annem bugün beni uyandırmasa da kabusum beni uyandırmıştı. Yine uyuyamamış olmak canımı sıkmıştı. Yatağın üzerine oturmuş gerinirken saatle bakışmak dışında hiçbir şey yapmıyordum.

Gerçekten hiçbir şey yapasım yoktu , sanki nefes almaya bile üşeniyor gibiydim.

Bu uyuşuk halimden nefret etsem de duş almam bile uykumdan arınmama yardımcı olmamıştı. Geri mi yatsam diye düşünürken uyanıp tekrar yatmaya çalıştığım zamanlarda kalktığım an oluşan baş ağrısını düşündüğümde yüzümü bururşturdum.

Tekrar uyumaya çalışmak iyi bir karar olmasa gerekti. Sıkıntılı bir nefes verip mutfağa geçtim. Aç hissetmediğim halde kahvaltı etmem gerektiğini biliyordum. Bu yüzden isteksizce dolaptan iki yumurta çıkardım. Geçen gün Simge'nin dediği cümle aklıma geldiğinde sertçe yutkundum.

"Sen Deniz'e güvenmiyorsun."

Dikkatsizliğim sonucu ayağım kayınca iki zavallı yumurtayla ve ufak bir nidayla birlikte yeri boylamıştım. Acıyan kalçamı ovuştururken ofladım. Sinirle kırılan yumurtalara baktım , oysaki yumurtaların hiçbir suçu yoktu.

Kendime çok kızgındım , bütün bu dikkatsizliklerim bir yana duygularımı Deniz'e itiraf edemeyecek kadar korktuğum için de bir o kadar sinirliydim. Kırılan yumurtaların kabuklarını yerden alıp çöpe attım ve elime paspası alıp yumurtayı düşündüğüm yeri iyice temizledim. Sebebini bilmediğim bir şekilde içimde temizlik yapma isteği doğmuştu. Bir şarkı açıp bütün mutfağı temizlemeye başladım. Bir yandan da şarkının sözlerine eşlik ediyordum.

"Bundan sonra durmaz , hiç uymaz

Bana gözlerin lazım."

Aklımda bir çift kırgın mavi göz belirdiğinde derin bir nefes verdim. Onu üzdüğüm için içim içimi yiyordu. Sanki şarkı bile bana onu hatırlatmak istiyordu.

Şarkıyı kapatmadım ve sesini daha çok açtım. Oyalanmak için şarkının sözlerine eşlik etmeye devam ederken bir yandan da mutfakta temizleyecek bir yerin kalmadığının farkına vardım. Salona doğru geçerken halâ mırıldanıyordum.

"Bundan sonra napsam kışa bakmaz

Ben her mevsim yazım."

Solonu silmeyi de bitirmemin ardından odamı , koridoru ve annemin odasını da temizledim. Daha fazla yapacak bir şey bulamadığım da elimdeki paspası banyoya bıraktım ve acıktığım için tekrar kahvaltı hazırlama girişiminde bulundum. Biraz atıştırdıktan sonra daha fazla evde durmak istememiştim.

Evde durdukça içim daralıyordu sanki. Kafeye de gitmek istemiyordum ama belki de onu orada görebilirdim yani Deniz'i. Sıkkın bir nefes verdim ve üzerimi değiştirip evden çıktım. Bazen herşeyden çok yorulduğumu hissediyordum. Herşey sanki üzerime geliyordu. Rüyalar , şarkılar , hayaller herşey çok fazla Deniz'i hatırlatıyordu. Sorun onu hatırlamak değildi , sorun onu üzdüğüm için çektiğim vicdan azabındaydı. Sadece bazen herşey zor geliyordu. Güveniyorum demek bile...

Kafeye vardığımda direkt mavi masaya baktım. Yine yoktu , gelmemişti. Bir haftadır gelmemişti ve ben bu günde o koyu mavi gözleri görememiştim. Aklımda dönüp duran kırık bakışlar kendimi daha da kötü hissettiriyordu. Kafe bugün pek yoğun gözükmüyordu. Herkes kendi halinde muhabbet ediyor , birşeyler yiyip içiyordu. Annem beni görmesiyle yanıma geldi.

''Bu gün gelmek istemediğini sanıyordum.''

Evet anlamında başımı salladım.

''Gelmek istemiyordum ama evde canım çok sıkıldı. Bende yardıma geldim.''

Annem tebessüm etti ve beni doğruca mutfağa yardıma gönderdi. Sanki bunu söylememi bekliyormuş diye içimden geçirirken güldüm.

Mutfağa girmemle Ayça ve Tuğçeye selam verdim. Onlarda bana gülümsediği sırada mutfağa giren Mert abi yanıma geldi.

''Kumsal bugün ailemle Elif'i istemeye gidiyoruz!''

Şaşkınlıkla ağzım açılırken gözlerimde büyümüştü.

''İ-istemeye mi?! Üç gün kafeye gelmedim ve sen Elif ablayı istemeye gitmeye mi karar verdin?''

Mert abi de benimle gülerken gerçekten mutlu olduğunu görebiliyordum. Elif ablayla çok mutlu olmalarını diliyordum.

''Elif'in annesinin sağlığı gayet iyi ve Elifle de aramız gayet iyi. Artık ilişkimizi ciddileştirmek istiyoruz.''

Tebessüm etim. Aslında bu kadar hızlı olmasına gerçekten çok şaşırmıştım. Sonuçta bir kaç haftadır sevgililerdi. Bir anda isteme olayı ilginç gelmişti. Öte yandan birbirlerini uzun zamandır tanıdıklarını biliyordum ve belki de bu yüzden ilişkilerini resmileştirmek istemişlerdi. Mert abi cümlesine devam etti.

''Bana bir konuda yardım edeceğine söz vermiştin. Sana bunu hatırlatmak istedim çok yakında senin ve arkadaşlarının yardımına ihtiyacım olacak.''

Sözümü hatırlıyordum fakat hangi konuda yardım edecektim?

''Mert abi tam olarak hangi konuda yardım etmem gerek?''

Sürpriz dedi gülerek. Sanırım bir süre daha neyden bahsettiğini anlamayacaktım.Ardından ekledi.

''Neredeyse bir haftadır Deniz gelmiyor. Bu çok tuhaf. Mavi masasına sen istemezsin diye kimseyi oturtturmuyorum.''

Kızarırken utançla yutkundum. Üçgündür gelmiyordum ama üç gün önce sürekli gelen müşterileri başka masalara yönlendiriyor , kimseyi mavi masaya oturtmuyordum. Elbette Mert abinin gözünden kaçmamıştı. Mert abi tebessüm ederek bana baktı.

"Aranızda neler geçiyor bilmiyorum ama duygularından kaçmanın hiçbir faydası yok."

Gözlerimi kaçırdım. Mert abi ise ofladı.

"Biliyorum , nasihatlerimin sana pek bir faydası yok ama duygularını itiraf edersen o duygular kalbine yük olmayı bırakır ve bakarsın aynı bende olduğu gibi sende de herşey yolunda gider."

Gülümsemesine karşılık verirken Mert abi yeni gelen müşterilerin siparişini almaya gitti , ben ise mutfak kapısının kenarından boş duran mavi masaya baktım. Mavi masa çok hüzünlü gözüküyordu. Bir masa nasıl hüzünlü gözükebilirdi ki? Kendime ve düşüncelerime anlam veremeyerek başımı salladım. Bu gün çok uzun sürecek , zaman geçmeyecek gibi hissediyordum. Kabul etmek istemesemde ben o koyu mavi gözlerin sahibini özlemiştim.

Ben Deniz'i özlemiştim.

İlayda kuzenleri ve teyzesi hâla evlerinde oldukları için gelemiyordu. Evleri kuzenleri yüzünden kargaşa halinde olduğu için ben de gitmiyordum. Ayrıca misafirlerini rahatsız etmekte istemiyordum.

Ayça ve Tuğçe işçi arılar misali mutfağa girip girip çıkıyor , ben ise onları izlemekten başka hiçbir şey yapmıyordum. Tuğçe elindeki tepsiyi tezgaha bırakıp yanıma geldiğinde tebessüm etti.

"Limonata hazırladık içmek ister misin?"

Aklım geçmişe giderken bir anlık kalbim hızlandı.

"O limonatayı neden içtin."

"Çünkü sen vermiştin."

Tuğçe bana bakarken yanan yanaklarımla daldığım geçmişten çıkıp canım istemiyor dedim.

Tuğçe tebessüm etti.

"Birşeye ihtiyacın olursa burdayız."

Gülümsedim. Tuğçe gerçekten çok içten bir kızdı. Sorunun Denizle ilgili olduğunu muhtemelen anlamıştı ama sormamış ve anlatmam için zorlamamıştı. O tezgaha bıraktığı tepsiyi alıp mutfaktan çıkarken bende ona eşlik ettim. Kafenin kapısı açıldığında ikimizinde bakışları kapıyı buldu. Çiçekli bir elbise, kahve saçlar ve kahve saçların arasına bırakılmış bir adet papatyayla kafemize giren Çiçek teyze çok sevimli gözüküyordu. Güzeldi , çok güzel gözüküyordu ama güzelden çok , sevimli tanımını Çiçek teyzeye yakıştırıyordum. Gülümseyerek bana baktığında tebessüm ettim. Annem Çiçek Teyzeye hoşgeldiniz derken yanlarına gittim. Çiçek Teyze kocaman gülümsedi.

"Merhaba Kumsal ben Deniz'in teyzesi Çiçek. Seninle geçen gün tanışmak için gelmiştim ama annenle çiçek sohbetine dalınca herşeyi hatta buraya neden geldiğimi bile unutuvermişim."

İkimizde gülerken devam etti.

"Sonra ise kafenin çok kalabalık olduğunu fark ettim ve sende masalarla ilgileniyordun. Oyalamak istemedim. Tanışmamız bu güne nasipmiş."

Ben gülümserken Çiçek teyze bana sarıldı. İçten ve kısa ama aynı zamanda samimi bir sarılmaydı. Bende Kumsal dediğimde gülerek biliyorum dedi. Annem ve Çiçek teyze masaya geçerken annem bir anda karar değiştirip mutfağa yöneldi. Çiçek teyzeye baktı.

"Kızlara söyleyeyim bize birer kahve yapsınlar."

Annem mutfağa geçerken Çiçek teyze mor masaya oturup karşısını işaret etti. Tebessüm ederek sandalyeye oturduğumda biraz gergindim. Utana sıkıla sordum.

"Deniz iyi mi?"

Deniz'i kafede görememek artık sağlık sorunlarından şüphe etmeme sebep oluyordu. Oysaki gelmemesinin tek sebebinin ben olduğumdan emindim.

Çiçek teyze gülümsedi ve masanın üzerindeki elimin üzerine elini koydu.

"O iyi , çiçekleri sevdin mi?"

Orkide ve doğum günümde gelen Mimozadan bahsediyor olmalıydı.

"Çok güzeller teşekkür ederim."

Çiçek teyzenin yüzüne bir gülüş yayıldı.

"Çiçek fikri benim olsa da anlamlarına göre seçen Denizdi. Çiçekçi bir teyzeyle yaşamak Çiçeklerin anlamlarını bilmeyi gerektiriyor."

Gülerek göz kırptı.

"Umarım anlamlarına bakmışsındır."

Demek İlayda'nın dediği gibi Deniz çiçekleri anlamalarına göre seçiyordu. Şaşkınlık ve utançla kızarırken yanaklarımı saklamaya çalışıyordum. Annemin gelmesiyle Çiçek Teyze gülümsedi.

"Meryem senin içinde uygunsa yarın Kumsal çiçekçiye bana yardıma gelebilir mi?"

Annem bana baktı.

"Eğer Kumsalda istiyorsa neden olmasın?"

Çiçek Teyze neşeyle bana bakarken gelemem demek mümkün değildi. Bu yüzden başımı sallayarak geleceğimi söyledim. Annem ve Çiçek Teyze sohbete girdiklerinde kızlara yardım edeceğimi bahane ederek mutfağa gittim. Yarım saatin ardından Çiçek Teyze masadan kalktı. Gitmeden önce bir kez daha bana sarıldı. Çiçekçisinin nerede olduğunun adresini verdi. Adresi öğrendiğimde evimize çokta uzak olmadığını anlamıştım. Çiçek Teyze kapıdan çıkarken çiçekli elbisesinin eteği neşeyle sallanıyor , yüzündeki gülümseme de sanki bunu onaylıyordu.

Çiçek Teyze'nin gitmesiyle cam kenarındaki bir masaya oturdum ve kapanış saatine kadar oturmaya devam ettim.

Kafede kimsenin kalmadığını fark ettiğimde annem karşıma geçip oturdu. Yüzünde belirgin bir hüzün olduğunu fark ettim. Buruk bir tebessümle elini masamın üzerindeki elime koydu.

"Kumsal , ben yanlış kişiye güvenmiş olabilirim ama bu seninde yanlış kişiye güveneceğin anlamına gelmez."

Şaşkınlıkla anneme baktığımda hüzün gözlerinde yer etmişti.

"Benim yanlış kararım yüzünden hayatın boyunca kimseye güvenmeden yaşamanı istemiyorum."

Gözlerim d

olduğunda bana sımsıkı sarıldı. Annem elbette Deniz hakkında hissettiklerimi biliyor olmalıydı. Ben duygularımdan kaçmaya çalışsam da o herşeyin farkındaydı. Annemin sarılması her şeye rağmen iyi gelmişti...

Bölüm sonu

19 yorum