İçeriğe geç

Kumsal'ın Kalbi

Bölüm 19 · 11 dk okuma

Kumsal'ın Kalbi

Bölüm 19

Korku

"Ona her şeyden daha çok inanıyordum , ona güvenmekten her şeyden daha çok korkuyordum.''

"Sence o defterin içinde ne olabilir ?"

Sıkıntıyla dirseğimi masaya yasladım.

"Bende bunu merak ediyorum. Neden Simge bu defteri istiyor yoksa içinde neler olduğunu biliyor mu? Yada o defteri bu kadar önemli kılan ne? İçinde ne olabilir ki?"

Ben oflayarak elimi yanağıma koyarken İlayda düşünceli bir tavırla camdan bakıyordu , ardından muzır bakışlarla bana döndü.

İlayda binlerce fikir ve teoride bulunmaya başladığında gülümseyerek onu dinliyordum.

"En sonunda buldum."

Merakla İlayda'ya baktığımda kıkırdıyordu.

"Bence o defterin içinde define haritası var. Yoksa bu defterin bu kadar gizemli olmasının bir açıklaması olamaz."

İlayda'nın komik olmayan şakasına tebessüm ettim ve diğer teorilerini dinlemeye başladım.

Kahvaltıyı bitirdiğimiz de tabakları toplayıp birlikte mutfağa bıraktık. Tekrar masaya geçmiştik ki İlayda mutfağa vişne suyu almak için geri döndü. Kafenin camlarından dalgalı denize bakarken esnemeye başlamıştım. Dün gece neredeyse hiç uyuyamamıştım.

Elif abla aradığında hemen açtım. Annesinin iyi olup olmadığını sordum. Annesinin sağlık durumunun gayet iyi olduğunu bu akşam eve geçebileceklerini söylediğinde gerçekten sevinmiştim.

Dün akrabaları yüzünden hastane odası o kadar kalabalıkmış ki bunalmış ve Mert abiyle hastane civarında biraz gezip temiz hava almışlar. Bunları anlatırken sesi çok mutlu geliyordu. Aklına gelen şeyle cümlesine devam etti.

"Doğum günün kutlu olsun bu arada. Dün arayacaktım ama İlayda sürpriz yapacağını söyleyip hepimizi tembihlemişti , sürprizi bozarsak canımızla tehdit etti."

Güldüm.

"Umarım hediyeni beğenmişsindir , Mertle birlikte aldık."

Bu sabah Mert abinin verdiği paketin içindeki kupayı hatırladım. Üstünde Kumsal yazan pembe bir kupa ve yanında da okumayı sevdiğimi bildikleri için güzel bir kitap vardı.

Çok güzel , teşekkür ederim dediğimde Elif abla'nın arkasından bazı sesler geliyordu.

"Kumsal ben şimdi kapatıyorum ziyaretçiler geldi , sonra görüşürüz."

Görüşürüz deyip kapattığımda İlayda elinde iki bardak vişne suyuyla mutfaktan çıkıyordu.

İlayda elindeki bardağın birini önüme bıraktı ve elindeki bardaktan bir yudum aldıktan sonra karşıma oturdu.

"Kumsal yaz geldi ama biz bir kere bile denize gidemedik , itiraz kabul etmiyorum bu hafta yüzmeye gideceğiz."

Israrlı ve bir o kadar da kararlı bakışlarına gülümsedim.

"Tamam , gidelim. Zaten ben kabul edene kadar ısrar edeceğini ikimizde biliyoruz."

İlayda aldığı cevaptan mutlu bir şekilde tebessüm etti.

Bir kaç saat daha öylece sohbet etmiştik ki İlayda'nın telefonu çaldı. Telefonunun ekranına baktı ve isteksizce telefonu açtı. Bir kaç dakikanın ardından konuşmaya başladı.

"Ama anne Kumsal ve ben-"

Bir kaç saniyenin ardından mırıldandı.

"Off , tamam anne , anladım."

İlayda oflayarak telefonu kapatırken ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.

"Teyzemler gelmişler kuzenlerimle, hem de hepsiyle."

"Hepsiyle derken anlamadım."

İlayda anlayamadığım için bu kez de bana sinirle baktı.

"Kızım sen sadece kuzenlerimden 3'ünü gördün. Kuzenlerim tam 6 çocuk , 6 çocuk ne demek sen biliyor musun? Hem de sırasıyla 3 ,4 , 5 ,6 ,7 ,8 yaşlarındaki çocuklar. Bunlara 6 çocuk değil , 6 canavarda diyebiliriz."

İlayda'nın derdini anlamış bir şekilde ben kıkırdarken o somurtarak yerinden kalktı.

"Annem çağırdı , eve gitmek zorundayım. Seninle kalmam gerektiğini anlatmaya çalıştım ama dinlemedi bile. Simgeyle buluşman ne olacak?"

Beni yalnız göndermek istemediği belliydi o yünden bu kadar telaşlıydı ama bu gün gitmem ve Simge'nin ne işler çevirdiğini öğrenmem gerekiyordu.

"İlayda sen Sevim ablayı kızdırmadan eve git , benim için sorun değil. Simgede bir insan buluşmada beni yiyecek hâli yok ya."

İlayda yüzünü buruşturdu. İçinden Simge'nin insan olup olmadığını sorguladığı anlaşılıyordu. Birkaç dakikanın ardından tamam diye mırıldandı. Kafenin kapısına yönelirken bağırdı.

"Seninle haberleşiriz. Simgeyle buluşmanın ardından hemen beni ara. Habersiz bırakma yoksa ben meraktan ölürüm. Ayrıca Simgeye karşı dikkatli ol!"

Ben tebessüm ederken el salladı ve isteksizce kafeden çıkıp gitti.

Bir kaç dakika daha aynı masada oturmaya ve camdan bakmaya devam ettim. Bir kaç defa mavi masaya gözüm kaymıştı ama hâla o gelmemişti. Mavi masa o yokken çok hüzünlü geliyordu. Yerimden kalkıp mavi masaya geçtim ve hep oturduğu sandalyeye oturdum.

Kapanış saatine çok kalmamıştı ve kafede neredeyse kimse kalmamıştı. Bir kaç dakikalığına bu huzurlu sessizlikle dışarıda gözüken dalgalı denizi seyrettim.

Tuğçe ve Ayça mutfaktan çıktıklarında bana el salladılar.

"Yarın görüşürüz Kumsal."

İkisine de el sallayıp gülümsedim.

Peşlerinden Mert abide kafeden çıktığında annemde çantasından anahtarı çıkarmıştı.

O kapıyı kilitlerken yanında öylece bekliyordum.

Annem kafeyi kilitlediğinde Simge'nin yanına gitmeyi pek istediğim söylenemese de konuşmaya başladım.

"Anne ben biraz yürüsem , hava çok güzel."

Annem gülümsedi.

"Kumsal tamam gez ama hava kararmadan gel , endişeleniyorum sonra."

Tamam anlamında başımı sallarken tebessüm ettim.

Aslında bu gün zaten yürüyüşe çıkmak istiyordum fakat Simge'nin yanına gitmek en son istediğim şey bile değildi.

Olabildiğince yavaş bir şekilde yürümeye başladım. Ayaklarım bile ilerlemiyor , geri geri gidiyordu sanki.

Bir kaç dakikanın ardından Simge'nin suratını ve kibirli bakışlarını görmemle onu biraz beklettiğimi fark ertim. Yanına vardığımda sağ ayağıyla yerde ritim tutuyordu.

"Of , Kum yirmi dakikadır seni bekliyorum , çok yavaşsın."

Yine o rahatsız edici alaycı tavrıyla konuşuyordu. Hiçbir şey demedim ve sadete gelmesini bekledim.

"Madem cevap vermiyorsun direkt konuya giriyorum."

Bunu söylerken bir yandan da bir şeyler düşünüyor gibiydi.

"Deniz'in lacivert defterini bana getireceksin!"

Şaşkın bir şekilde kahve gözlerine baktım.

"Neden , ben getirecekmişim ki ? Bu görevi arkadaşlarına vermemiş miydin?"

Bunu duymasıyla gözlerindeki öfke sesiyle dışarı çıktı.

"O iki aptal hiçbir şeyi beceremiyor ama sen o defteri getirmek zorundasın!"

"Ben sana hiçbir şey getirmeyeceğim!"

Simge'nin dudaklarında yine o kibirli ve bir o kadar itici gülümseme belirdi.

"Kumsal ya bana o defteri getirirsin yada ben o fotoğrafları grupta paylaşır ve seninle sevgilin hakkında dedikodu yapmalarını beklerim."

"O benim sevgilim değil."

Demek planı buydu. Beni fotoğraflara tehdit etmeye , Deniz'in defterini ele geçirmeye çalışıyordu.

Simge'nin suratında ki sinsi sırıtış büyüdü.

"O gizlice çektiği videomu grupta paylaştı! Benim canımı yaktı. Sence Deniz senin düşündüğün kadar iyi bir mi?"

Ağzımı açtım fakat bir şey diyemedim. Kafam karmakarışıktı.

Simge kahkaha atarken bir adım daha yaklaştı.

"Biliyor musun Kumsal sandığından daha fazla ortak noktamız var."

Kaşlarımı çattım.

"Ne demek istiyorsun?"

"Senin gözlerinde güvensizlik var . Kimseye güvenmediğini gösteren bir bakış var. Sen Deniz'e bile güvenmiyorsun , hoş bende seni onunla tehdit ediyorum ya."

Yutkundum.

Ne diyeceğimi şaşırmış bir şekilde ona bakarken kahve gözlerinde sanki bir anda bir şeyler değişiverdi. Sanki bir anda gözleri doluverdi , sonrada yanımdan geçip bir kaç adım attı.

Bir kaç dakika arkası dönük bir şekilde bekledi ve ardından başını tekrar bana çevirdi. Sanki o bir kaç dakikada yüzüne eski maskesini takıvermişti.

"Kimseye güvenme Kumsal. Bazen , bazen en güvendiğin kişi canını yakar!"

Şaşkınlıkla gözlerim açıldı. O ise yutkundu ve tebessüm etti.

"Deniz bizim videomuzu gruba nasıl attı bilmiyorum ama Canım yandığında yakarım Kumsal ve inan bana Deniz'in de canı çok yanacak."

Ben şok içinde bakarken o suratına kibirli gülümsemesini yerleştirdi ve fısıladadı.

"Sana bir kaç gün veriyorum. Bana o lacivert defteri getir yada gruba atacağım fotoğraflarla insanlara dedikodu malzemesi ol."

O yavaş yavaş yürümeye başladı, ben ise arkasından bakakaldım. Bir kaç dakikanın ardından Denizle bir kaç gün önce otuduğumuz kayanın yanına ilerledim. Huzursuzca oturduğumda derin bir nefes verdim.

Öylece denizi seyrettim . Aynı onun gözleri kadar güzeldi deniz. Bir insana ismi nasıl bu kadar yakışabilirdi ki?

Dolan gözlerime sinirlenirken bacaklarımı kendime çektim ve kollarımı dizlerime doladım. Birbirimize benzediğimizi iddia etmiş , Deniz'e güvenmediğimi söylemişti. Birbirimize benzediğimiz konusunda yanılıyordu ama Deniz hakkında.

Ofladım.

Cümlenin devamını getirmek istemiyordum , insanlara güvenmek konusunda sorunlarım olduğunu nereden biliyordu , bilmiyordum. Bu konuda haklıydı ama Deniz hakkında , Deniz hakkında yanılıyordu. Onun koyu mavi gözlerine bakarken sonsuza dek güvenmek istiyordum çünkü , çünkü gözlerinin içine baktığımda ona herkesten daha çok güvenebileceğimi hissediyordum.

Bir kaç dakika daha öylece denizi seyrettim. Dalgınlıkla seyre dalmışken arkamdan gelen sesle yerimden sıçradım.

"Kumsal seni burada bulduğuma çok sevindim."

Elim ayağım birbirine dolanıvermişti. Şaşkınlıkla arkama döndüm.

Koyu mavi gözleriyle bana gülümserken yanımı gösteriyordu.

"Yanına oturabilir miyim?"

"O-oturma ay yani otur demek istemiştim yani oturabilirsin , bence otursan güzel olur yani istemiyorsan oturma da tabi, ay ben yine ne diyorum ya?"

Son cümleyi de dıştan söylediğimi fark etmemle iyice kıpkırmızı kesilmiştim. Deniz'in dudaklarından ise erkeksi bir kıkırtı döküldü.

Yanıma oturduğunda hala gülümsüyordu, birlikte bir kaç dakika sessizce denizi seyrettik , sonra aklımdan geçen soruyla ona döndüm.

"Bu gün neden kafeye gelmedin?"

Sonradan sorduğuma pişman olsam da gülümseyerek cevap verdi.

"Teyzemin çiçekçide yardıma ihtiyacı vardı ve beklediğimden uzun sürdü."

Başını bana doğru çevirdiğinde sağ kaşının kenarındaki yara izini fark ettim.

"Kaşına ne oldu?"

Bunu sorarken fazla endişeli bakmış olmalıyım ki gülümsemesi büyüdü.

"İki gündür sana aptal kuzenimin dediği cümleyi açıklayamadığım için içim içimi yiyip durdu. Ne zaman açıklamaya çalışsam , araya bir şeyler girdi."

Bana endişeli bakan koyu mavi gözleri çok sevimliydi.

"Kumsal şimdi sana her şeyi anlatıcam. Sende bana soru sormadan dinle , sonra aklına takılan her şeyi sorabilirsin , yeter ki bana böyle bakma."

Anlamamış şekilde kaşlarımı çattım.

"Nasıl bakmayayım?"

"Güzel gözlerin benden şüphe duyduğunu saklayamıyor Kumsal , galiba en çok da bu yanını seviyorum bu kadar şeffaf olmanı , düşüncelerin sanki gözlerinle buluşuyor."

Ben kıpkırmızı kesilirken Deniz ne dediğini yeni fark etmiş gibiydi.Eli ensesine giderken sanki yanakları renklenmişti.

Birkaç dakikanın ardından konuşmaya başladı.

"Kumsal inan bana ben kimseyi arkasından bıçaklamam, ben böyle bir insan değilim. Aptal kuzenim kendince benden intikam almaya çalışıyor fakat ben ona hiçbir şey yapmadım."

Merakla koyu mavi gözlerine baktım.

"Neden senden intikam almaya çalışıyor ki?"

"Bu Sinan'ın bir arkadaş grubu var geçen gün yanlarından geçtik belki hatırlarsın. Teyzem Sinan'ın onlarla takılmasını onaylamıyor. Ben davranışlarından rahatsız olduğum için hiç yanlarına gitmiyorum."

Sıkkın bir nefes verdi ve devam etti.

"Bir gün Simgeye o serseri arkadaşları Sinan'ın fotoşoplanmış bir fotoğrafını vermişler."

Merakla ona bakarken nasıl bir fotoğraf diye sorduğumda Deniz fotoğraf aklında canlanmış gibi yüzünü buruşturdu.

"Sinan'ın geçen sene bir kız arkadaşı oldu. Daha doğrusu sadece iki hafta sevgili olduğu bir kız arkadaşı vardı. İki haftanın ardından Simge fotoşoplanmış bir şekilde Sinan'ı başka bir kızla paylaştı. Sinan'ın kız arkadaşı fotoğrafı gördükten sonra Sinandan ayrıldı. Kumsal o fotoğrafları Simgeye ben vermedim ama iki yıldır sırf bu yüzden Sinan benden nefret ediyor."

Derin bir nefes verdi ve devam etti.

"Arkadaşları fotoğrafı benim fotoşoplayıp Simgeye verdiğimi söylemiş. Ne yaparsam yapayım Sinan'ı benim bu olayla hiçbir alakam olmadığına ikna edemiyorum. Arkadaşlarının yaptıklarından eminim ama kanıtlayamıyorum ve açıkçası kanıtlamayada hiç çalışmadım. Sinan'a onların kendisini kullandığını da söyledim ama ısrarla arkadaşlarını savunuyor ve sürekli benim arkadan bıçaklayan , hain biri olduğumu söyleyip duruyor. Bu yüzden sürekli benimle uğraşıyor."

Bu açıklamayı beklemiyordum , bir kaç dakika susup şaşkınlığımı üzerimden attım ve derin bir nefes verdim. Evet , olayın gerçek halini öğrendiğim için rahatlamıştım. Kalbim , aklıma sövüyor ben onun masum olduğunu söylemiştim diye bağırıyordu. Aklım ise kalbime sakin olmasını yoksa hata yapabileceğini söylüyordu. Bu gün aklımı değil de kalbimi dinlemek istiyordum.

"Peki kaşına ne oldu?"

Parmağımla sol kaşını gösterdiğimde bir anlığına ufak yaraya dokundu.

"Doğum gününden sana bir görüşürüz bile diyemeden ayrıldım ve bu da Sinan'ın suçu."

Bu sefer Deniz gerçekten sinirli görünüyordu.

"Saçma sapan bir kavgaya karışmış ,o çok sevdiği arkadaşları da bana mesaj atmış , gel de şunu al dediler. Attıkları fotoğraftan halinin baya kötü olduğu anlaşılıyordu. Gittiğimde kavga devam ediyordu , Sinan'ı aralarından çekerken oldu. Önemli değil , endişelenme , ufak bir sıyrık."

Endişeli yüz ifadem yavaş yavaş silinirken şaşkın bir şekilde başımı salladım , o ise devam etti. Suratında muzip bir ifade belirmişti.

"Teyzemle eniştemi de çok kızdırıyor. Bütün gün kadıncağız oğlunu çiçeklerine şikayet edip durdu."

Bunu demesiyle kahkaha atmam bir oldu. O'da benimle birlikte gülerken keyfim yerine gelmişti.

Aklıma gelen şeyle sol kolumu sıvazladım.

"Dün defterini ben almadım , Simge'nin arkadaşları gelmişti ve-"

Deniz gülümseyerek konuşmaya başladığında sustum.

"Defterimi senin almadığını biliyorum. Son zamandır Simge defterime takmış durumda bu yüzden onlar geldiğinde kafeden erken ayrılıyordum , sürekli yanıma gelip abuk subuk tehditlerde bulunuyor."

"Öyle mi?"

Şaşkın bir şekilde ona baktım. Acaba Simge'nin dediklerini ona söylemeli miydim? Neredeyse bütün sorularımı sormuştum ama hala önemli bir soru aklımı kurcalıyordu.

"Simge'nin videosunu neden grupta paylaştın?"

Deniz'in kaşları şaşkınca havaya kalktı.

"Ne videosu?"

"Nasıl , ne videosu? Grupta paylaştığın video işte."

Deniz her söylediğim şeyle daha da çok şaşırıyordu.

"Kumsal ben video paylaşmadım ki. Dün geceden beri telefonum kayıp. Sinan'ı kavgada ayırırken kaybettim galiba. Senin bahsettiğin videoyla hiçbir ilgim yok."

Şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemeden telefonu elime aldım ve videoyu açtım. Dedikodu grubuna onun böyle bir şey atmadığını bilmek beni rahatlatmıştı. Peki o zaman Deniz'in telefonundan o videoyu kim atmıştı? Bir sorunun cevabını alırken diğer soru beraberinde geliyordu. Deniz videoyu şaşkınca izlediğinde bana döndü.

"Ben dedikodu grubunda asla böyle bir şey paylaşmam. Simge veya kim olduğu önemli değil. Kimseye böyle bir şey yapmam. İnan bana Kumsal ben yapmadım."

Gözleri birden ciddileşti.

"Bana güveniyor musun?"

Endişeli bakışları benden gelecek cevabı bekliyordu. Benden gelecek cevabı çok önemsediği gözlerinden anlaşılıyordu. Anlaşılan gerçekten onu güvenilmez bir insan olarak görmemden korkuyordu. Koyu mavi gözlerine baktım. Dudaklarımı açtım ama tek bir cümle bile kuramadım.

Sana güveniyorum diye bağırmak istiyordum ama tek bir kelime bile söyleyemiyordum. Söylediği her cümlenin doğru olduğunu biliyordum , hissediyordum ama , güveniyorum diyemiyordum. Sorun ona güvenmemem değildi , sorun güveniyo

rum sözcüğüne olan küçüklüğümden gelen bir küslüktü.

Zihnimde yankılanan tek bir cümle vardı ve kalbimin içi çığlık çığlığaydı.

Sana güvenmeyi her şeyden çok istiyorum sana güvenmekten her şeyden çok korkuyorum.

Benden cevap gelmeyeceğini anlayan koyu mavi kırık bakışlarla öylece kalakaldım...

Bölüm sonu

11 yorum