"Kalbim , aklıma; aklım ise ruhuma fısıldadı. Aklımdan ve kalbimden geçen tek bir dilek vardı..."
28 Haziran
Kulağım doğum günü şarkısında gözlerim onun gözlerindeydi. Ne olduğunu algılayamamıştım. Ben hala defteri açıklamaya çalışırken onun koyu mavi gözleri gözlerimdeydi ve o böyle bakarken açıklama yapmak pekte kolay olmuyordu.
"Def-defteri ,o-onlar okumaya çalıştılar! Ben almadım , gerçekten inan bana ben almadım."
Cümlemin sonuna doğru sesim kısılırken Deniz'in gülümsemesi büyüdü.
"Kumsal , bunu sonra konuşuruz , ânın tadını çıkar."
İlayda'nın doğum günü pastasıyla bana doğru yaklaştığını fark etmemle Deniz benden bir kaç adım uzaklaştı. Annem yanıma gelirken gülümsedim. Bir kaç saat önce Mert abiye annemi sorduğumda birazdan gelir demişti. Demek annem pasta seçmeye gitmişti. Sahi Mert abi nerdeydi? Sanırım burada değildi.
İlayda'nın sevimli gülümsemesine karşılık verdim.
İlayda'nın bu gün ki tuhaf davranışları , bu sevimli elbiseyi verişi , saçlarımı yapmakta bu kadar ısrarcı olmasının sebebini öğrenmiştim ve bunu beni mutlu etmek istediği için kendisinin planladığından emindim.
Annem yanıma geldiğinde durup gülümsedi.
"İyi ki doğdun kızım."
Sesinden duygulandığını anlamıştım. Annem bana sarıldığında ona karşılık verdim. Kollarımız birbirinden ayrıldığında bize doğru yaklaşan pastaya baktım.
İlayda elindeki çikolatalı pastayla bize doğru geliyordu ve arkasında Ayça ve Tuğçe vardı. İçimden bir ses İlayda'nın yeni kankalarını bulduğunu söylüyordu. Bu gün tanışmalarına rağmen fazlasıyla iyi anlaşmışlardı. Gerçi İlayda'nın ikisiyle de ne ara tanıştığını da bilmiyordum ama İlayda fazla sıcak kanlı bir insan olduğu için pek de şaşırmamıştım. Arkalarında Sevim abla , Nilayda ve Ekrem amca vardı. Benim gözlerim ise sadece bir kişide takıldı. Kenarda öylece bana bakan koyu mavi gözlerden gözlerimi kaçırdım ve İlayda'nın masaya bıraktığı pastaya bakışlarımı çevirdim. İlayda kulağıma fısıldadı.
"Hadi mumları üfle ve bir dilek dile."
Herkesin mumları üflememi beklediğini fark etmemle pastaya ardından yine koyu mavi gözlerine baktım.
Kalbim , aklıma; aklım ise ruhuma fısıldadı. Aklımdan ve kalbimden geçen tek bir dilek vardı...
Gözlerimi kapadım ve mumu üfledim.
Herkesin alkış sesini duymamla gözlerimi açtım. Sevim abla ve Ekrem amca da yanıma gelip doğum günümü kutladığında onlara kocaman gülümsedim. Ekrem amca masaya geçerken Sevim abla yanımda durdu.
"Elbise de çok yakışmış ama ben İlayda'ya bu tam Kumsallık demiştim."
Gülümsedim.
Elbise içinde teşekkür ettim çünkü anladığım bir şey varsa bu elbiseyi İlayda değil Sevim abla seçmişti.
Sevim abla annemin yanına mutfağa gittiğinde İlayda yanıma yaklaştı ve kulağıma fısıldadı.
"Ne diledin?"
Bu soruyla ben domates gibi kızarırken İlayda sırıtmaya başlamıştı.
"Dileğin kiminle ilgili olduğu anlaşılıyor."
İlayda beni utandırmak için ant içmişçesine bilmiş bakışlarla sırıtırken Tuğçe ve Ayçada yanımıza gelmişlerdi.
Tuğçe ve Ayça ellerindeki poşeti bana doğru uzatırken gülümsediler. Tuğçe elini omzuma koydu.
"Doğum günün olduğunu yarım saat önce öğrendik yani hazırlıksız yakalandık. Umarım beğenirsin buda bizden sana küçük bir hediye."
Bakışlarımı İlayda'ya çevirdim , anlaşılan ben mutfaktayken İlayda kızlarla tanışmış ve doğum günüm olduğunu söylemişti. Zaten bu doğum günü sürprizi de bana bakarak sırıtan İlayda'dan başkasının fikri olamazdı. Ayça'nın uzattığı poşeti elinden aldım.
"Hiç gerek yoktu."
Hiç gerek yoktu derken ciddiydim. Sonuçta onlar burada üniversite masraflarını karşılamak için çalışıyorlardı ve benim yüzümden paralarını harcamalarını istemezdim.
Ayça ise bu cümleme alınmış gibiydi.
"Kumsal , lafımı olur ufak bir hediye sadece."
Gülümseyerek teşekkür ettim. Paketin içinde iki farklı kitap bulunuyordu. Muhtemelen kitap okumayı sevdiğimi kızlara söyleyen İlaydaydı.
Annem ve Sevim abla mutfaktan ellerindekilerle çıkarlarken bizde masaya geçip oturduk. Annem pastayı keserken Sevim abla bardaklara kolaları dolduruyordu.
Deniz ise hala aynı yerde duruyor ve bize bakıyordu. Annemde bunu fark ettiğinde Deniz'e döndü.
"Deniz oğlum gelsene niye orada öyle duruyorsun? Keşke teyzende gelseydi."
Annem pastayı kesmeye devam ederken Deniz kendini açıklamaya çalışıyordu.
"Şey aslında..."
Ne demek istiyordu bilmiyordum ama söylemekten vazgeçti ve masada tam karşıma oturdu. Yine göz göze geldiğimizde neden bunun hep benim başıma geldiğini sorguluyordum. Sevim Abla elindeki kolayı masaya bırakıp bize döndü.
"Kızlar bir çatal eksik getirmişim , mutfaktan getirebilir misiniz?"
Yanımda oturan Tuğçe kalkacakken onu durdurdum. Ben getiririm diye mırıldandım ve masadan kalktım.
Kendimi gergin hissediyorum ve sakinleşmek için yavaş adımlarla mutfağa ilerliyordum. Az önce olanlara bir anlam verememiştim. Lacivert defterin içindeki bu kadar önemli şey ne olabilirdi ki? Simge'nin arkadaşları neden o defteri karıştırıyordu? Kafamdaki milyonlarca düşünceyle mutfağa girdiğimde tezgahın üzerinde karşılaştığım çiçekle bir kaç dakika şaşkınca olduğum yerde kaldım. Tezgaha ilerledim ve üzerindeki notu gördüm.
"İyi ki doğdun Kumsal."
Kimin getirdiği yazmıyordu. Öte yandan kalp atışlarım bu çiçeği kimin getirdiğini bana fısıldıyordu.
Arkamdan mutfağa gelen adım sesleriyle kızarmış suratımı saklamaya çalışarak İlayda'ya baktım. İlayda ise mutfağa bütün neşesiyle giriş yapmıştı.
"Eee, doğum günü kızı sürprizi sevdin mi?"
Onun sırıtan suratına bakarken tebessüm ettim.
"Ne yalan söyleyeyim böyle bir şey beklemiyordum. Doğum günüm olduğunu bile unutmuştum."
İlayda güldü.
"Bir haftadır bunun için Meryem teyzenin başının etini yedim ve senin ruhun bile duymadı."
Kıkırdadım.
"Annemin başını ağrıttığından hiç şüphem yok."
İlayda gülümserken bakışları arkamdaki tezgaha döndü.
"Vay , demek Kumsala bir çiçek daha geldi. Kimden geldiği hakkında tahminlerim var."
O sırıtarak çiçeğe doğru ilerlerken kızarmış yanaklarımla olduğum yerde öylece duruyordum.
"Bu bir Mimoza çiçeği."
Anlamayarak bakışlarımı ona çevirdim. Anlamadığımı fark edince tekrar etti.
"Bu bir mimoza çiçeği ve gizli aşkı simgeler."
Panikle bakışlarımı mutfak kapısına çevirdim. Neyse ki kimse yoktu. Şaşkın bakışlarıma gülümseyen İlayda mırıldandı.
"Çocuk sana anlamlarına göre çiçek alıp geliyor , mesajı gizliden veriyor. Siz ne zaman birbirinize açılacaksınız ya?"
İlayda bir çocuk gibi kollarını birbirine bağlamış merakla ağzımdan çıkacak cümleyi bekliyordu. Telefonuma düşen bildirim sesiyle ikimizin de bakışları cebimden çıkardığım telefona dönmüştü. Şaşkınca ekrana baktım. Ekranda beliren telefon numarasıyla bütün tadım kaçmıştı.
"Yine ne oldu?"
Şaşkınlıkla ekranda mesaj geldiğini gösteren telefon numarasına bakıyordu. Sıkkın bir nefes verdim.
"Simgeden bir mesaj."
Huzursuzca mesaja bastım. Yine aynı Denizle beni kayalıklarda otururken çektiği fotoğrafı göndermişti. Başka bir mesaj yoktu. Bu kız ruh hastasıydı , beni böyle tehdit ettiğini mi düşünüyordu? Zevk mi alıyordu?
İlayda telefonu elimden alıp çatılmış kaşlarıyla bir kaç dakika öylece ekrana baktı. Sonra beklemediğim bir şey yaptı. Telefonumu komple kapadı ve bana geri uzattı.
"Bu gün , hiç olmazsa sadece bir günlüğüne her şeyi yok saysan olmaz mı?"
Anlamayarak ona baktığımda tebessüm etti.
"Deniz'in kuzeninin dediklerini , Simge'nin sana attığı o fotoğrafı, aklında oluşan milyonlarca düşünceyi sadece bir günlüğüne yok say Kumsal. O , o seni seviyo-"
Sevim ablanın söylenerek mutfağa girmesiyle İlayda hemen sustu. Sevim ablanın suratına baktığımda hiçbir şey duymadığını anlayarak rahatladım. O ise bize bakarak söylenmeye devam ediyordu.
"Kızlar siz burada hala ne yapıyorsunuz? Alt tarafı bir çatal getirecektiniz."
Sevim abla yanımızdan geçti ve çekmeceden bir çatal alıp mutfağın kapısına ilerledi. Bize bir komutan edasıyla baktığında onun askerleri misali hızlı adımlarla mutfaktan çıkıyorduk. Anlaşılan düşündüğümüzden biraz daha fazladır mutfaktaydık ve bu ilgi çekmişti. Tabi , doğum günü benim olunca ortadan kaybolmuş olmamın ilgi çekmesi normaldi. Mutfağın kapısından çıkarken İlayda kulağıma yumuşak bir sesle fısıldadı.
"Sadece bir günlük her şeyi yok say Kumsal."
Mutlu olmamı istediğini biliyordum , tebessüm ederken yavaşça başımı salladım.
Pastalar kesilmiş tabaklara konulmuş kolalarda hemen yanlarına bırakılmıştı. Çeşit çeşit kurabiyeler masayı güzelce süslüyordu. Bizde İlaydayla yerimize oturduğumuzda her şey tamamdı.
Sandalyeme oturduğum da karşımdaki sandalyenin boş olduğunu görmemle suratımdaki gülümseme siliniverdi. O sırada yanımda oturan Tuğçe kulağıma fısıldadı.
"Kumsal Deniz'e sanırım bir mesaj geldi. Telefona bakınca panikleyiverdi , birden kalkınca Meryem abla bir sorun olup olmadığını sordu. Deniz ise önemli bir şey olmadığını söyledi ve gitti."
Yavaşça başımı salladım ve yutkundum. Mesaj kimden gelmişti ki? Mesajda ne yazıyordu? Neden , neden gitmişi?
Dudağımı ısırdım. Neden gittiği beni ilgilendirmezdi , ilgilendirmemeliydi.
Yüzüm düşmüş bir şekilde önümdeki tabaktaki pastaya baktım. Çatalı isteksizce elime aldığımda annemler neşeyle sohbet ediyorlardı. Bu sefer sol yanımda oturan İlayda kulağıma eğilmişti.
Doğum günüm kulaktan kulağa oynamakla geçiyor , duyduklarım beni mutlu etmiyordu. Ben bu oyunu hiç sevememiştim. İlayda'nın dediklerine odaklandım.
"Kumsal , burada neler dönüyor? Tuğçe ne dedi ve Deniz nerede?"
Sıkkın bir nefes verdim.
"Gitmiş."
Yüz ifademi ve dolan gözlerimi gören İlayda daha fazla soru sormadı.
Kimseye güvenemeyeceğimi hayat her defasında daha ağır bir şekilde suratıma çarpıyordu ve ben artık bu duruma tahammül edemiyordum.
Benim canımı yakan şey ben ona sonsuza dek güvenmek isterken onun sürekli beni milyonlarca şüpheyle bırakıyor olmasıydı.
Kuzeninin dedikleri her aklıma geldiğinde daha da moralim bozuluyordu , kalbim onun öyle şeyler yapmayacağından emindi ama aklım , aklım beni hiç rahat bırakmıyordu.
Derin bir nefes verdim ve önümdeki pastayı çatalla dürtmeye devam ettim. Kaç saat sohbet edildi hatırlamıyordum ama hiçbir sohbete doğru düzgün katılamamış , aklımı toplayamamıştım. O mesajda ne yazdığını, Deniz'in neden gittiğini düşünmekten yorulmuştum. Neyse ki doğum günü kutlaması sonunda bitebilmişti.
Herkes gittiğinde annem kefeyi kilitledi.
Elimde Mimoza çiçeğimle annemin yanında eve yürümeye başlamıştım.
Annem gülümsedi.
"Çok güzel bir çiçek. Çiçek Hanım bu işlerden çok iyi anlıyor."
Şaşkınca anneme baktım.
"Bunu Çiçek teyze mi getirdi?"
"Deniz getirmişti , teyzesinin yolladığını söyledi. Gerçekten çok güzel öyle değil mi?"
Ben evet anlamında panikle başımı sallarken düşünüyordum. Bu çiçekleri Deniz getiriyor ve teyzesini de bahane mi ediyordu acaba? Belkide İlayda uyduruyordu. O çiçeklerin hiçbir anlamı yoktu. Sadece öylesine gönderilmiş çiçeklerdi.
Eve girdiğimizde pek de iyi hissetmiyordum , anneme çok uykum olduğunu söyleyip odama gittim.
Elimdeki mimoza çiçeğini güzel orkidemin yanına yatağımın ucuna bıraktım. Orkide ve mimoza çiçeğini suladım ve üstümdeki elbiseyi çıkarıp pijamalarımı giydim. Kendimi yatağa bıraktığımda bir süre öylece tavana baktım.
Onu tanımıyordum , onun hakkında bilmediğim binlerce şey vardı , peki buna rağmen kalbim nasıl onu her gördüğümde bu kadar hızlı atabiliyor , ona güvenmek istiyordu. İçimde büyük bir sıkıntı vardı.
Komodinin üzerine bırakmış olduğum telefonu geri elime aldım. Telefon hala İlayda'nın kapattığı şekilde duruyordu. Telefonu isteksizce açtığımda peşpeşe bir sürü bildirim önüme düşüvermişti.Telefonumu tekrar kapatmak için düğmeye basacakken Simge'nin numarası en üstte belirdi. Yüzümü buruşturarak Simge'nin numarasının üstüne tıkladım.
"Yarın sizin fotoğrafınızı çektiğim kayalıklara gel. 19:15'te orada ol."
Telefon ekranına hayretle bakmaya başladım. Simge beni buluşmaya mı çağırıyordu? İçimden bir ses hiç iyi şeyler olmayacağını fısıldarken stres ve telaş eşliğinde karnıma bir ağrı girmişti. Telefonu bıkkın bir şekilde komodine bırakıp yatağıma oturdum. Simgeyle buluşacağım gerçe
ği beynimde yankılanırken moralim iyice bozulmuştu.
Kafam allak bullaktı. Sıkkın bir nefes verdim ve yatağa uzandım. Orkideme ve bu gün yanına arkadaş olarak getirdiğim Mimozaya fısıldadım.
"İyi geceler"







