İçeriğe geç

Kumsal'ın Kalbi

Bölüm 13 · 12 dk okuma

Kumsal'ın Kalbi

Bölüm 13

Kalbimi Korumak?

"Kimse kimseyi gerçekten sevemezdi , kimse kimseye güvenemezdi. İnsanlar sevmeyi bilmezdi."

Kıpkırmızı olduğuma emindim ve ne diyeceğimi hiç bilmiyordum. Tuğçe'nin dediği gibi benim kalbimden mi bahsediyordu?

Saçmalamamalıydım. Denizin hayatı hakkında bilmediğim bir sürü şey vardı ve bahsettiği koruyacağı kalbin benimle ilgisi olmamalıydı.

Düşüncelerimden kurtulmak istercesine yavaşça başımı salladığım sırada annem mutfak kapısında belirmişti.

"Kızlar ben sizi sohbet edesiniz diye mi işe aldım? Müşteriler bekliyor. Kumsal kızları lafa tutmayı bırak."

Hepimiz gülerken görevlerimizin başına dönmüştük. Öğlen saatlerinde daha da kalabalıklaşan kafede kızlarla kaç kere mutfak ve masalar arasında gittiğimi hatırlamıyordum ama moralim yine yerlerdeydi.

Oysaki güne çok güzel başlamıştım. Sanırım duygularımla hala anlaşamıyordum. Aklımda bütün gün şu soru vardı ; Dün kabullendiğim duygularımdan bu gün nasıl kurtulabilirim?

İlk aşmanın kabullenmek ikinci aşamanın ise unutmak olduğunu düşünüyordum ama bu ikinci aşamayı nasıl gerçekleştireceğimi bilmiyordum.

Neyse ki kafedeki yoğunluk sayesinde aklımdaki sorulardan uzaklaşabiliyordum.

Kızlarla büyük bir koşturmacanın içine düşmüştük. Denizinde bizden kalır yanı yoktu. Yanına yaklaşmıyor , onunla köşe kapmaca oynuyordum. O mutfağa girdiğinde ben çıkıyor , o mutfaktan çıktığında ben giriyordum ve müşteriler arttıkça bu iş iyice zorlaşıyordu.

Bir müşterinin istediği waffle'ın hamurunu hazırlarken hala hangi şarkı olduğunu bilmediğim şarkıyı mırıldanıyordum. Sabahtan beri bu şarkı neden aklıma takılmıştı bilmiyordum. Ne kadar kendimi zorlasam da sözlerini bir türlü hatırlayamamıştım.

Arkamdan gelen ayak sesleriyle Deniz'in geldiğini anladım. Hemen şarkıyı mırıldanmayı bırakıp önümdeki leğenin içindeki waffle hamurunu makinesinin içine döktüm. Doğrama tahtasını ve meyveleri kendi önüne çekti. Ben doğrarım desem de hiçbir cevap vermedi. Bir şeyler mırıldandığını fark etmemle bakışlarımı ona çevirdim.

"Seviyorsun sende hala

Saklama gözlerin ele veriyor seni"

Koyu mavi gözleri bana döndüğünde kıpkırmızı kesilmiştim. Kalp atışlarım kulaklarımda yankılanırken belli etmemeye çalışarak pişen waffle'ı tabağa koydum.

Doğradığı meyveleri waffle'ın üzerine dökerken mırıldanmaya devam ediyordu.

"Seviyorsun

Hem de hala ilk günden bile

Belki daha çok seviyorsun."

O mutfaktan çıkarken domates gibi olmuş suratımla bir yandan kendime sövüyor ve öylece waffle bakıyordum. Sabahtan beri mırıldandığım ve sözlerini hatırlayamadığım şarkı bu muydu? Keşke şuan yerin dibine girebilseydim. Ben utançtan ölürken Ayça ve Tuğçe'nin mutfağa girmesiyle hemen mutfaktan çıktım ve waffle'ı sipariş eden müşterinin masasına bıraktım ama içten içe şarkının son sözleri kafamda yankılanıyordu.

"Gece gündüz pişmanlıktan kıvransan da

Seviyorsun kendini kandırma."

Sanırım bu dünyada benden daha çok rezil olan bir insan yoktu. Nasıl oluyordu da her defasında bir şekilde rezil olmayı başarıyordum.

Kafe biraz sakinleşmeye başladığında Ayça ve Tuğçeyle sohbet etmiş ve onların neden işe girmiş olduklarını öğrenmiştim.

İkisi de benden 3 yaş büyüktüler. Başka bir şehirde üniversite okuyorlarmış. Her yaz iki kız kardeş ailelerinin yanına geliyor ve burada üniversite masrafları için işlerde çalışıyorlarmış. Bizim kafede eleman arandığını öğrendikleri an annemle görüşmüşler.

İkisi de çok iyi kızlardı ve üniversitenin ne kadar masraflı olduğunu hele de başka bir şehirde okumanın hem maddi hem de manevi anlamda ne kadar yorucu olduğunu bana anlatmışlardı.

Onlar diğer müşterilerle ilgilenirken bir kaç dakikalığına yorgunlukla pembe tezgahın arkasındaki duvara yaslandım.

Buradan kafenin içindeki herkes çok rahat görünüyordu. Ayça sol taraftaki en arka turuncu masadaki bir çiftin siparişlerini alıyor , Tuğçe cam kenarındaki sarı masaya çikolatalı kek bırakıyordu. Deniz ise mutfaktan yeni çıkmıştı.

Kafenin kapısının açılmasıyla ikimizin de bakışları o tarafa döndü. Gördüğüm yüze ben şaşkınca bakarken Deniz'inde benim kadar şaşkın olduğunu fark ettim.

Sinan ve arkadaşları mutfağa yakın yeşil bir masaya yerleştiklerinde benim gözlerim tekrar Deniz'i bulmuştu.

O ben ilgilenirim dediğinde başımı salladım ve yeni gelen iki kızın siparişini almaya gittim. Kızlar Deniz'in kuzeninin oturduğu masanın hemen arkasına oturmuşlardı. Hızlıca Deniz'in yanından geçtim ve kızların siparişini aldığımda mutfağa geri döndüm.

Tabaklara koyduğum iki trileçeyi kızlara götürürken Deniz ve kuzenin masasının tekrar yanından geçmek zorunda kalmıştım. Deniz ayakta duruyor ve masada oturan kuzenine çatık kaşlarla bakıyor , çok huzursuz gözüküyordu . Arkadaşlarıyla yan yana oturan Sinan'ın ise dudaklarında alaycı bir gülümseme ve küstah bir bakış vardı.

Hemen arka masadaki kızların önüne tabakları bıraktığım sırada mutfağa gitmek için bir kaç adım attım.

Yanlarından geçerken Sinan'ın dediklerini duymamla dudağımı ısırdım.

"Bakıyorum Kumsal'ın için işe girmişsin ama sen nasıl olsa onu da arkasından bıçaklarsın öyle değil mi?"

Ben şaşkın bir şekilde yutkunurken Deniz'in gözleri beni buldu.Koyu mavi gözlerinde endişe vardı.

Olduğum yerde dona kaldığım sırada Deniz'in sertçe yutkunduğunu gördüm. Dişlerini sıktığını kasılan çenesinden anlayabiliyordum. İki yanında duran ellerini yumruk yapmıştı. Koyu mavi gözlerinde ise acı , huzursuzluk ve çok büyük bir öfke vardı. Sinan'a sadece bir dakika baktı.

"Sinan neler olduğunu sende biliyorsun , bana saldırmayı bırak artık!"

Derin bir nefes verdi.

"Teyzeme söz vermesem çok daha ağır şeyler söylerdim ama ne fark eder ki sen sadece anlamak istediğini anlıyorsun."

Ben halâ şok içinde iki kuzen arasında geçen konuşmaları dinlerken Deniz'in bakışları beni buldu. Aklımda dönen cümlelerle yutkundum.

"Bakıyorum Kumsal'ın için işe girmişsin ama nasıl olsa onu da arkasından bıçaklarsın öyle değil mi? "

Gözlerim yavaş yavaş dolmaya başladığında buradan uzaklaşmam gerektiğini anlamıştım. Deniz kuzeninden çektiği bakışlarını tekrar yüzüme sabitlediğinde söylemek istediği şeyler olduğu belliydi ama ben gerçekten dinleyebilecek bir durumda değildim.

Bakışlarımı gözlerinden aldım ve mutfağa gittim.

Tezgaha yaslandığımda yanaklarıma birkaç damla yaş süzülmüştü. Aklımda ise sürekli aynı cümle dolanıyordu.

"Onu da arkasından bıçaklarsın."

Elimle yanağımda ki yaşları silerken kendime kızıyordum. Aptalca düşüncelere kapıldığım için. Ona güvenebileceğimi sandığım için. Onu , onu çok sevdiğim için. İşte bu yüzden duygularından kurtulmalıydım.

Nefret ediyordum bu dünyadan , nefret ediyordum içindeki insanlardan.

"Kimse kimseyi gerçekten sevemezdi , kimse kimseye sırtını dönemezdi , kimse kimseye güvenemezdi. İnsanlar sevmeyi bilmezdi."

On beş dakika boyunca mutfakta öylece tezgaha yaslanıp yerdeki fayansları saydım. Aklımdan ise sürekli aynı cümleler geçiyordu.

Onu sevemezdim , kimseyi sevemezdim , kimseye güvenemezdim.

Deniz'e bile güvenemezdim...

Bunu söylemek canımı yaksa da durum buydu. Kaç dakika daha böyle durdum bilmiyordum ama birinin koluma dokunmasıyla panikleyerek başımı fayanslardan kaldırdım.

Fönlü turuncu saç tutamlarının arasından gülümseyen İlayda'ya baktım.

Yüzümü ona çevirdiğimde gözlerinde şaşkın bir ifade oluştu.

"Bir şey mi oldu?"

Hiç bir şey söylemedim. Sessizlik bazen en güzel cevaptı.

Ben cevap vermeyince o'da benim yanıma tezgaha yaslandı. Anlamaya çalışan bakışlarla bana baktı ve yanağıma ıslak bir öpücük bıraktı.

"Kumsalımın kalbini kim kırmış?"

Sanırım içimde yaşanan her şeyi bilen bir kişi varsa o'da İlaydaydı. Nasıl yapıyordu bilmiyordum ama ne hissettiğimi hep biliyordu.

"Kim kırdıysa söyle gidip bende onun kemiklerini kırıcam."

Abartılı mimikleri gerçekten komikti. Gülümsedim.

"Aslına bakarsan kimsenin bir suçu yok . Tek suç Kumsalı'nın , kırılacağını bildiği halde bir kalbi duygularla doldurdu."

İlayda şaşırmış bir şekilde bana baktı.

"Sen duygulardan mı bahsettin?"

Yavaşça başımı salladım.

"Bu duygular onunla mı ilgili?"

Tekrar başımı salladığımda bana sarılıyordu. İlayda şefkatli kollarını bana sararken gülümsedim.

"Neler olduğunu anlatmak ister misin?"

Yüzümü buruşturdum.

"Daha sonra konuşsak ."

İlayda aklına gelen şeyle eski neşesini geri kazanmıştı.

"Annem seni yemeğe çağırdı. Hani şu annemin meşhur sosyalleşme olayı."

O elleriyle tırnak işareti yapıp vurgularken kıkırdadım.

"Şimdi ben Meryem teyzeyi ikna ediyorum ve sen bugün bizde kalıyorsun. Sonra biz bir dizi gecesi yapacağız ve sen kafanı dağıtacak , bana olan biten her şeyi anlatacaksın."

Tebessüm ettim. Evet , merakından hiçbir şey kaybetmiyordu. Mutfaktan çıktığımızda kafenin kapısından Meral ve Yeşim giriyordu. Simge'nin arkadaşları burada ne arıyordu ve yanlarında Simge neden yoktu? Buna şaşırmamın sebebi Simgesiz bir yere gittiklerini görmemiş olmamızdandı.

Ben şaşkınca bakarken İlayda kulağıma fısıldadı.

"Simgesiz dışarı çıkabiliyorlar mıymış?"

Huzursuzca bilmiyorum dedim.

Onları umursamadan pembe tezgahın arkasında ki sandalyede oturan annemin yanına ilerledik.

İlayda yine etrafa bütün mutluluğunu saçarak anneme yalakalık yaparken gülüyordum.

"Meryem teyze sen çok iyi kalpli bir kadınsın bu yüzden Kumsalın bize gelmesine izin vereceğine eminim."

İlayda olabileceği en sevimli haliyle gülümserken annem bu fikri kafasında tartıyor gibiydi. Bir kaşını kaldırarak İlaydaya baktı.

"Yaa demek eminsin."

İlayda anneme sabırsızca bakarken daha fazla bu belirsizliğe dayanamadığı belliydi.

"Meryem teyze biraz daha cevap vermezsen şimdi çatlayacağım. Lütfen izin ver."

İlayda şimdide anneme yavru kedi bakışları gönderiyordu.

Annem İlayda'nın bu haline gülerken konuşmaya başladı.

"İlayda , az önce Sevim zaten beni arayıp ikna etti ama eve varınca muhakkak beni arayıp , haber verin."

Sevim abla ve annem çok yakın arkadaşlardı. Sevim ablayı annem hiç kırmazdı. Annem normalde yatılı kalmama pek sıcak bakmasa da bu İlayda için geçerli değildi. Bazen ben onlara bazen o bize gelirdi.

İlayda turuncu saçlarını arkasına attı.

"Tabi ki Meryem teyze eve gidince hemen seni arayacağız."

Kafe'nin kapısına baktığımda çıkıp giden Deniz'i gördüm. Mert abinin yerine gönüllü olarak bakmak isteyen oydu . Şimdi çıkıp gitmesi çok saçmaydı. Demek ki ben mutfaktayken anneme gideceğini söylemişti.

Kuzeninin hala masasında bulunduğunu fark ettim. Ona bakmamaya çalışarak İlayda'ya döndüğümde İlayda bu çocuğun varlığından rahatsız olduğumu fark etmişti. Bu kim diye sordu.

"Deniz'in kuzeni."

Şaşkın şaşkın bana baktı.

"Deniz'in kuzeni mi varmış?"

"Her şeyi sonra anlatırım. Lütfen buradan gidelim."

İlayda birkaç dakika daha Deniz'in kuzenine baktı. Sanki heyecanlanmış gibiydi yoksa bana mı öyle geliyordu?

İlayda koluma girdi ve birlikte kafeden çıkarırken müşterilerle ilgilenen Ayça ve Tuğçe'yi gördü.

"Bunlarda kim?"

İlayda bana sorular yöneltmekten sıkılmamış olmalı ki bir soru daha sormuştu. Tuhaf olan şey kafeye girdiğinde Ayça ve Tuğçe'yi görmeyip yeni fark etmiş olmasıydı. Öte yandan İlayda çok dikkatsiz bir insandı yani o yüzden görmemiş olmasına da şaşırmıyordum.

"Kafenin yoğunluğuna yetişemediğimiz için annem yeni elemanlar aldı."

İlayda başını salladığında kafenin kapısına sonunda gelebilmiştik. Tabi bu sırada İlayda Yeşim ve Meral'e "sizden iğreniyorum" bakışları atmaktan geri durmadı. Onların neden buraya geldiğini düşünmek istemiyordum. Belki de gerçekten bir şeyler yemek için gelmiş olabilirlerdi. Sürekli kötü şeyler düşünmekten bıkmıştım.

Yol boyunca sessizdik. İlaydalaların evi bizimkinden 2-3 sokak daha ilerideydi. Denizle oturduğumuz kayaların önünden geçmiştik. Yine o efsane aklıma geldi. Aklımda onun sesi yankılandı.

"Her son mutlu bitmez."

Denizin içindeki kayalara baktım. Neden kimseye güvenemeyeceğimi hayat hep yüzüme vuruyordu ki sanki?

İlaydaların evine geldiğimizde bizi 7 yaşındaki İlayda gibi turuncu saçlara sahip olan kardeşi karşıladı. İsmi Nilaydaydı. Sevim abla İlayda ve Nilayda isimlerinin çok kafiyeli olduğunu söyleyip duruyordu. Aslında İlayda'nın kardeşine başka bir isim vereceklermiş fakat bir akrabası bu ismi önerdiğinde Sevim abla Nilayda ismini çok beğenmiş.

Bu fikrin çok saçma olduğunu söyleyen İlaydayı ne yazık ki kimse dinlememiş. Böylece bu iki kardeşin ismi İlayda ve Nilayda olarak kalmış.

Bu akraba her kimse ilayda'nın bedduası şöyleydi: İnşallah beşiz çocuğa hamile kalır , kafiyeli isim bulamaz da kahrından ayaklarıma kapanıp özür diler.

Her defasında beddua ederken işarert parmağını sallıyor ama ben onu affetmiycem diyerek kendini daha çok gaza getiriyordu. İşte İlayda ve olayları dramarikleştirme şekli böyleydi. Bence isimleri çok da kötü değildi hatta sevimliydi.

İçeriye girdiğimizde Sevim abla yemek hazırlıyordu. Anneme geldiğimizi haber verirken Sevim ablaya yardım ettik.

Ekrem amca yani İlayda'nın babası da işten geldiğinde sofraya oturmuştuk. Ekrem amca şakacı bir insandı , Sevim abla onun aksine şakalardan pek hoşlanmazdı, oldukça disiplinliydi. Bildiğimiz bir şey varsa zıt kutupların birbirini çektiğiydi.

Akşam yemeğini ufak sohbetler eşliğinde bitirdiğimizde Sevim ablaya yardım edip sofrayı topladık.

İlayda beni odasına çekiştirirken kendi ayaklarımın olduğunu ona hatırlatmak zorunda kalıyordum. Nilayda da bizimle odaya geldiğinde İlayda ondan gitmesini yalnız kalmak istediğimizi söyledi fakat bu cümle küçük kız için hiçbir anlam ifade etmiyordu.

Ardından Nilayda'nın derdinin başka bir şey olduğunu anladık. Sevim abla abur cubura pek olumlu bakan biri olmadığı için ve bu gün İlayda bir şekilde annesini ikna edip bulduğu her abur cuburu aldığı için Nilayda da İlayda'nın yatağının üzerindeki abur cubur yığınına bakıyordu. İlayda kardeşinin sevimli bakışlarına daha fazla dayanamadı ve ona bir çikolata uzattı. Kardeşi çikolatayı alır almaz yanımızdan ayrılmıştı.

İlayda odasının kapısını kapattığında çalışma masasının üzerinde açık duran laptopu renkli pufların yanına bıraktı. O mor ben de pembe pufa oturduğumda hiç istemesem de İlayda'nın sorularını cevaplamak zorunda kalacağımı biliyordum. Öte yandan onunla konuşmak insanı bir şekilde rahatlatıyordu.

İlayda turuncu saçlarını cebinden çıkardığı bir tokayla topuz yaptı ve konuşmaya başladı.

"Kumsal ben senin arkadaşınım gerçekten anlatmak istersen seni dinlerim ama bu konu hakkında konuşmak istemiyorsan seni zorlamayacağım. Bu zamana kadar seni duyguların hakkında zorladığım için de özür dilerim."

Bunu söylemesini beklemiyordum ama gülümseyerek başımı salladığımda ben çoktan anlatmaya başlamıştım.

Anlatmamı beklemediği için İlayda bir kaç dakika şaşkın şaşkın baksa da üzerinden şaşkınlığını kısa sürede attı ve beni merakla dinlemeye başladı.

"İlayda ben bu duygulardan çok sıkıldım. Bu duygular çok tuhaf daha önce hiç hissetmemiştim , bilmiyorum. Seviyorum demek sevmiyorum demek kadar zor geliyor. Onun hakkında ne düşünmem gerektiğini bilmiyorum. Hem sonsuza kadar güvenmek istiyorum hem de asla güvenmemem gerektiğini biliyorum."

Ben sıkkın bir nefes bıraktığımda İlayda bana baktı. Ben ise o bir şey sormadan veya söylemeden anlatmaya devam ettim. Bu gün hiç susmak istemiyordum. Sürekli konuşmak , konuşmak ve içimde ne varsa dışarıya dökmek istiyordum. Bunalmış şekilde bir nefes daha verip konuşmaya devam ettim.

"Bugün Deniz'in kuzeni geldi."

İlayda düşünceliydi.

"Deniz'in kuzeni olduğunu sen söyleyene kadar bilmiyordum."

Başımı salladım.

"Zaten bende bir kaç gün önce öğrendim."

İlayda düşünceli bir şekilde baktığında devam ettim.

"İşte ben masalarının önünden geçerken şöyle dedi;"

"Kumsalın için işe girmişsin ama-"

İlayda'nın lafımı bölüp cümlemi tekrar etmesiyle gülümsemesi bir oldu. Anlamayarak ona baktım.

"Kumsalın için işe girmişsin?"

Sahiden ben bu kısma o kadar dikkat etmemiş ve cümlenin sonunu o kadar çok kez aklımda tekrarlamıştım ki başında ne dediğine odaklanamamıştım. İlayda'nın bu cümleyi tekrarlayıp bana bakan bakışları yüzünden kızarmıştım.

"İlayda takıldığın nokta sahiden burası mı?"

İlayda sırıtarak başını salladı ve konuşmaya başladı.

" Dün sizin eve gelmeden önce kafeye gittiğimde Deniz'in Meryem teyzeye Mert abinin yerine bakmak istediğini söylediğini duymuştum. Bende zaten senin için işe girdiğine emindim ve böylece kanıtladım."

O sırıtırken yanımdaki yastığı kafasına fırlattım ve anlatmaya devam ettim.

"Lafımı bölme ve dinle."

Ben çatık kaşlarla bakarken tamam anlamında isteksizce başını salladı.

"Deniz'in kuzeni dedi ki ; Kumsalın için ise girmişsin ama nasıl olsa sen onu da arkasından bıçaklarsın öyle değil mi?"

İlayda'nın kaşları çatılmıştı.

"Arkadan bıçaklamak mı? Deniz böyle bir şey yapar mı?"

İlayda düşünceli ve bir o kadar sorgulayan bakışlarla bana bakarken bildiğim bir şey varsa o'da kalbimin "hayır" demek istemesiydi ama diyemezdim.

Bilmiyorum anlamında başımı sallayıp İlayda'nın önümüzde duran laptopunda bulunan diziye başlaması için fareyle tıkladım. Böylece İlayda daha fazla konuşmak istemediğimi anlamış oldu.

Kaç saat adını dahi bilmediğim ve bir türlü odaklanamadığım için olayları anlayamadığım diziyi izledik bilmiyorum.

Bir kaç saatin ardından İlayda'nın küçük kardeşi de ortamıza oturmuş , cipsi yerken dizi hakkında yorum yapmaya başlamıştı.

İlayda yeni bir bölüm daha açtığında küçük kız öpüşme sahnesine iğrenerek baktı ve yanımızdan kalkıp koşarak odadan çıktı.

İlaydayla ikimiz gülerken telefonumdan gelen bildirim sesiyle bakışlarımı laptop'un ekranından telefona çevirdim. Aynı şekilde İlayda'nın

telefonuna da bildirimler gelmeye başladığında ikimizin bakışlarıda birbirini buldu. Bildirimler Okul Dedikoduları adlı gruptan geliyordu. Evet , Simge listesinden bir kişiyi daha elemişti. Listede yalnızca dört kişiydik: Irmak , Eda , Deniz ve ben.

Peki bu sefer hangimiz elenmiştik?

Bölüm sonu

10 yorum