"Önümde duran orkide bir kaç dakika önce yapraklarına fısıldadığım cümleyle benim sırdaşım olmuştu.Kalbimin kabul etmek istemediği cümle bir çiçeğin yapraklarında can bulmuştu... "
Kapıyı açtığımda etrafta kimse yoktu , tabi bir orkide ve kitap dışında. Ben şaşkın şaşkın öylece orkide ve kitaba bakarken İlayda yanıma geldi.
"Buda ne?''
Ben anlamaya çalışan gözlerle İlayda'ya bakarken o bana gülümsüyordu. Şaşkın bakışlarımı umursamadan salonun kapısına ilerleyerek konuştu.
"Onları al ve gel."
İlayda içeriye geçerken minik saksının içindeki minik beyaz orkideye baktım. Ne kadar sevimliydi , çok güzel gözüküyordu. Tebessüm ederek kapının önünde duran kitabı da elime aldım.
İki elimde dolu olduğu için ayağımla kapıyı kapadım ve İlayda'nın ardından oturma odasına girdim. Orkidenin üzerinde bir not kağıdı vardı.
İlayda sırıtarak bana bakarken mavi koltuklarımızın önündeki cam sehpaya sevimli orkideyi ve kitabı bıraktım. Not kağıdını üzerinden aldım. Kağıdın sol üst köşesinde basılı bir şekilde Çiçek Çiçekçilik yazıyordu ve altına geçmiş olsun yazılmıştı. Kendimi ister istemez gülümserken buldum.
İlayda not kağıdında ne yazdığına bakmadı hatta bilmiş bir yüz ifadesi takındı.Kıkırdayarak konuşmaya başladığında yanaklarım yanıyordu.
"Bakıyorum hediyelerini çok sevdin. Acaba bunları kim gönderdi?''
Düşünürmüş gibi elini yanağına götürürken pispis sırıtıyordu.
''Benim bir tahminim var. Sen ne dersin?"
Kafasına bir yastık daha fırlattığımda kahkaha atıyordu ama ben gerçekten utanıyordum.
Acaba orkideyi ve kitabı gerçekten o mu göndermişti?İsmini söylemeye bile utanıyordum. Belki de teyzesi göndermişti. Sonuçta çiçekçinin sahibi teyzesiydi.
İlayda kafasına attığım yastığı sırtına koydu ve konuşmaya başladı.
"Kumsal kızma da sana bir şey anlatmam lazım."
"Yine kim bilir ne işler çevirdin? Anlat ama muhtemelen kızıcam."
Kıkırdadı ve suçlu çocuklar gibi bir ses tonuyla konuşmaya başladı.
"Hani sana buraya gelmeden önce sizin kafeye uğradığımı söylemiştim ya."
Evet anlamında başımı salladım ve cümlenin devamını merakla dinlemeye devam ettim.
"Meryem teyzeden senin hasta olduğunu öğrendiğimde yanına gelmek için kafenin kapısından çıkıyordum. O sıra da Deniz beni durdurdu."
"Eee.."dedim merakla. Gerçekten cümlenin devamından korkmaya başlamıştım. İlayda kim bilir ona benim hakkımda ne söylemişti.
"Bana senin bu gün neden kafeye gelmediğini sordu."
"Benim neden gelmediğimi mi?"
İlayda evet anlamında başını salladı.
İşte bunu beklemiyordum. Deniz beni merak mı etmişti? Peki bunu düşünmek beni neden mutlu ediyordu?
İlayda az önce at kuyruğu yaptığı turuncu saç tutamlarıyla oynamayı bıraktı ve konuşmaya devam etti.
"Bende Meryem teyzeden senin hasta olduğunu öğrendiğim için "birazcık" abartarak bu durumu Denize anlattım."
"Birazcık mı? İlaydaaaa!"
Yanımdaki son yastığı da İlayda'nın kafasına fırlattığımda kahkaha atıyordu.
"Ya iyi yanından bak lütfen. Deniz Kumsalına hediye aldı."
Kaşlarımı çattım.
"Ben onun Kumsalı değilim."
"Her Deniz bir Kumsala aittir."
Bilmiş bir tavırla bana baktı.
"Ve bu Deniz sana ait."
Ben utançtan ölürken işaret parmağımı İlayda'ya doğru sallamaya başladım.
"İlayda eğer az önce kafana fırlattığım yastıkları ağzına sokmamı istemiyorsan sus."
"Tamam canım, ben bir şey demedim." Derken hâla kıkırdıyordu.
Cam sehpada tam önümüzde duran beyaz orkideyi işaret edip gülümsedi.
"Orkide bir geçmiş olsun çiçeğidir."
"Bunu nereden biliyorsun?"
"Ortaokulda çiçeklere ayrı bir sevgi besliyordum. Annemde bana saksıda renkli çiçekler almıştı ve bunları benim odamın camının önüne koymuştuk. Ne yazık ki ben daha ilk haftadan hepsini soldurmuştum. Ben buna çok üzülünce annem bana sürpriz olarak bir saksı daha getirdi. Bu sefer içinde pembe bir çiçek vardı. Bunu soldurmamamı , çiçek bakımıyla ilgili araştırma yapmamı istemişti. Bende bir daha çiçeklerim solmasın diye bir sürü araştırma yapmıştım. Bu araştırmalardan biri de çiçekler ve anlamlarıyla ilgiliydi. Orkide bir geçmiş olsun çiçeğidir."
Tebessüm ettim. Bana Deniz çiçek göndermeden önce çiçeklerin anlamalarına mı bakmıştı? Yoksa sadece denk mi gelmişti? Sadece denk gelmiş olmalıydı. Öyle değil mi? Belkide Deniz göndermişti sonuçta Teyzeside göndermiş olabilirdi değil mi?
Ben yine düşünce bataklığımda sorgulama yaparken İlayda Orkidenin yanındaki kitaba eğilip eline aldı ve başlığı seslice okudu.
"Deniz Kızı Efsanesi."
Gülümsedim. Ona deniz kızı efsanelerini sevdiğimi söylemiştim ve bunu unutmamıştı. Bu durumda hediyeleri Deniz göndermiş olamlıydı. Neden ısrarla teyzesinin gönderdiğini düşünmeye çalışıyordum ki?
İlayda anlamaya çalışan gözlerle bana baktı.
"Sana neden böyle bir kitap hediye ettiki?"
"Efsanelerle ilgili aramızda ufak bir sohbet geçmiştide-"
"Ya demek ufak bir sohbet. Anlaşılan Deniz bu ufak sohbeti çok önemsemiş."
Kızardığımı hissediyordum. İlayda neden beni bu konuda bu kadar sıkıştırıyordu ki sanki? Deniz hakkında haklı olabilir miydi? Olmasını ister miydim?
Düşünmek istemiyordum. Düşünmekten ve vereceğim cevaptan korkuyordum.
İlayda'nın telefonunun çalmasıyla konuşmamız yarım kaldı. Sevim abla İlayda'yı pazara gideceği için yanında istiyordu. Kısaca poşetleri İlayda'ya taşıtacaktı ve İlayda pazardan nefret ediyordu. Annesine somurtup gelmek istemediğini söylese de hiçbir faydası olmamıştı. Telefonu kapattığında İlayda söyleniyordu.
"Pazardan nefret ediyorum. Sürekli ayağıma basan insanlardan , Pazar arabalarının tekerlekleriyle ayağımı ezen yaşlı teyzelerden , sürekli ittirilmekten ve poşet taşımaktan nefret ediyorum."
Kıkırdadım. Bu konuda çok haklıydı. Annem kafeyle ilgilendiği için genelde alacağı şeyleri alışveriş sitelerinden söylüyordu. Sonuçta son zamandır alışveriş siteleri kendilerini baya geliştirmişlerdi ve neredeyse alacağınız her şeyi bulabilirdiniz.
İlayda koltuktan kalktığında cam sehpaya baktı ve gülümsedi.
"Hadi sen orkidenle otur ve Deniz hakkında düşün , bende pazara gideyim."
O kıkırdayarak dış kapıya giderken peşinden ilerledim. Beni sinirlendirmeyi gerçekten seviyordu.
"İlayda çok ısrarcısın."
İlayda kapıda spor ayakkabılarını giyerken gülüyordu.
"Öyleyimdir."
İlayda isteksizce pazara gitmek için bizim binadan ayrılırken ona camdan el salladım ve içeri girdim.
Cam sehpanın üzerinde duran Orkide ve kitaba tebessüm ettim. Neden onun verdiği şeyler bile bana huzur veriyordu? Bu kadar iyi hissettiriyordu?
Bana hediye ettiği kitabı elime aldım ve bugün okumak için odama götürüp yatağımın yanındaki komodine bıraktım.
Sabah yaptığım duş iyi gelse de hâla biraz ateşim var gibiydi.
Artık kurumuş olan saçlarımı taramadığım için karmakarışıktı. Aynanın karşısına geçtiğimde yavaşça kumral saçlarımın dolaşığını açtım. Neyse ki dolaşıklar hızlıca açılmıştı ve beni büyük bir eziyetten kurtarmıştı. Elime geçen pembe bir tokayla saçlarımı topuz yaptım. Bu gün gerçekten çok uyumuştum ve bu yüzden ela gözlerim biraz şişmişti. Bunu umursamadan banyodan çıktım.
Saate baktığımda annemin gelmesine daha 5 saat vardı ve ben sıkılmıştım. Ne yapabilirim diye evin içinde dolandığımda aklımı oyalayacak bir şeylere ihtiyacım olduğunu biliyordum. Yoksa Simge'nin o fotoğrafla ne yapacağını düşünmekten kafayı yiyecektim.''
Televizyonun karşısına geçtim ve sırayla kanalları gezmeye başladım. Hep kadın programları vardı ve hepsi de birbirinden sıkıcıydı.
En son durduğum kanalda bir yemek programı vardı. Kadının ne pişirdiği hakkında hiçbir fikrim yoktu ama çok güzel gözüküyordu ve tuhaf bir şekilde izlerken acıktırıyordu. Yarım saat daha televizyonun önünde oyalandığımda aklıma gelen fikirle televizyonu kapattım.
Uzun süredir anne kız birlikte yemek yiyememiştik çünkü genelde kafede olduğumuz için kafedeki yiyecekleri dayanamayarak yiyordum ve buda eve geldiğimde hiç aç olmamama sebep oluyordu. Ayrıca yaz sıcağında canım yemek yemek bile istemiyordu. Annemde bu yüzden yemekler biz yemeden bozulduğu için iki haftadır yapmayı bırakmıştı. Atıştırmalık bir şeyler yiyor , yemek yapmıyorduk.
Annem gelene kadar birlikte yiyebileceğimiz bir yemek hazırlamaya karar verdim.
Mutfağa geçip buz dolabını kurcalamaya başladım. Buzluktaki kıymayı çözülmesi için dışarı çıkardım.
Sanırım ilk salata hazırlayacaktım. Neyse ki annem sağlıktan yana bir insan olduğu için buz dolabınızda bolca yeşillik bulunmaktaydı. Zaten benden daha fit bir vücuda sahip olmasının nedeni de bu olsa gerekti. Salata yemeyi çok severdi.
Salatalık, domates, kıvırcığı buz dolabından çıkardım ve güzelce yıkadım.
Doğrama tahtası ve elime bir bıçak aldığımda sebzeleri doğramaya başlamıştım.
Köfte içini hazırlamam gerekiyordu. Soğanı bir leğene rendelediğim sırada gözlerim dolmaya başlamıştı. Gözlerimin çok fazla yandığını hissediyordum. Soğan rendelemekten kesinlikle nefret ediyordum. Soğana kısık gözlerle bakarken bir yandan da aklımdan geçen kara düşüncelerle Simge'nin ne yapabileceğini sorguluyordum.
Simge'nin şuan o fotoğrafı grupta paylaşmasını ve benden sonra listesindeki kişiye bakmasını istiyordum çünkü Simge o fotoğrafı grupta paylaşsaydı listesindeki bir diğer kişiye geçecekti ve benimle uğraşmayı bırakacaktı ama yapmamıştı buda çok daha kötü bir şey yapacağı anlamına geliyordu.
Aklımdan geçen düşünceleri kendimden uzaklaştırmak için şarkı açtım. Ardından köfte içini hazırlayıp yoğurmaya başladım.
Kafeye sıkça yardıma gittiğim için çoğu hamur işinin nasıl yapıldığını biliyordum ama yemekler için bunu söyleyemezdim. Makarna ve köfte biraz öğrenci işi bir yemekti ama bende öğrenciydim zaten , bu yüzden problem yoktu.
Kaynayan suya bütün makarnayı boşalttığımda pişene kadar karıştırdım.Bir yandan da çalan şarkıyı mırıldanıyordum.
"Yaz günü yakar bu güneş, kavurur ya
Kalbimi çalar bu deniz, tadı aşk ya."
Sinirle telefona baktım. Deniz benim kalbimi çalmıyor! Telefona bağırdığımı ve telefona bağırdığım cümleyi fark etmemle derin bir nefes verdim. Utançtan kızarmaya başlarken yutkundum. Şarkıların benimle bir derdi mi vardı? Geçen gün mavi boncuk bu gün ise yaz günü şarkısı.
Evren bana bir mesaj mı göndermek istiyordu acaba? Yada ben iyice kafayı mı yemiştim?
Şarkıyı dinlemeye devam ettim. Aslında yaz şarkılarını seviyordum ama her Deniz kelimesi geçtiğinde aklımda bir çift koyu mavi göz beliriyordu. Dikkatsizlikle neredeyse makarnayı dibine tutturduğumu fark ettim ve panikle tencerenin altını kapattım.
Süzgeçle süzdüğüm makarnadan ağzıma bir kaç tane atarken buz dolabından salçayı çıkardım.
Sonunda makarnayı hazırladığımda köfteleri kızartmaya başlamıştım. Annemin gelmesine az kaldığı için masayı silip bardak ve çatalları yerleştirdim. Salatayı karıştırıp masanın tam ortasına bıraktığımda cam sehpanın üzerindeki Orkideye kaydı bakışlarım.
Bir kaç dakika gülümseyerek öylece çiçeğe baktım.
Burnuma gelen yanık kokusuyla mutfağa koştum. Köfteleri unutmuştum! Neyse ki durumları düşündüğüm kadar kötü değildi. Bugün şanslı günümde değildim. İlk makarna şimdi ise köfte dikkatsizliğimden nasiplerini almışlardı.
Tabakları hazırlayıp içecekleri koyduğumda kapı çaldı. Hızlıca açtığım kapıyla gülümsedim. Annemin içeriye girmesiyle konuşmaya başladım.
"Birlikte yiyelim diye yemek hazırladım."
Annemde gülümsedi.
"Demek hastamız iyileşmiş birde yemek hazırlamış."
Gülümsedim.
Sabah ki gibi üşümüyordum. Muhtemelen ateşim düşmüştü ve içtiğim hap iyi gelmişti. Annem odasına gidip üstünü değiştirdi ve masaya geldi.
"Menümüzde makarna , köfte ve salata var daha güzel bir şeyler hazırlamayı isterdim fakat yemekler de henüz o kadar iyi olduğum söylenemez."
Annem gülümsedi.
"Hiç sorun değil , senin düşünmen yeter."
Tebessüm ettim.
Birlikte yemek yediğimiz sırada annem bu gün kafede neler yaptığını anlatmaya başladı.
"Eleman aranıyor ilanı sonunda bir işe yaradı. Bu gün iki kızı işe aldım."
Mutlulukla başımı salladım. Bu çok iyi olmuştu , kafedeki bu yoğunlukla sadece iki , üç kişinin ilgilenmesi çok yorucu oluyordu. Tabi erken sevinmiştim. Annemin ardından söylediği cümleyle şansıma sövüyordum.
"Yarın Mert Elif'in yanına hastaneye gideceği için Deniz bana yarın Mert'in yerine bakabileceğini söyledi. Bende kabul ettim. Çok yardımsever bir çocuk."
Gergin bir tebessümümle tekrar başımı sallamakla yetindim. Sanırım duygularımdan kaçtıkça duygularda beni kovalıyor , oyununa eşlik etmemi istiyordu.
Yemek bittiğinde anneme dinlenmesini benim masayı toplayacağımı söyledim. Kirli tabak ve bardakları yıkayıp bulaşık makinesine doldurdum. Annemin oturma odasına seslendiğini duyduğumda söylediği şeylerle paniklemiştim.
"Kumsal bu orkide de nereden çıktı?"
Kızardığımı hissettiğimde utanarak mutfaktan oturma odasına seslendim.
"İlayda Denize hasta olduğumdan bahsetmiş ve sanırım teyzesi de bu yüzden bize çiçek göndermiş."
Aslına bakarsak onu Deniz'in göndermiş olduğundan emin değildim. Kitabı göndermiş olabilirdi ama belki de çiçeği teyzesi göndermişti. Sonuçta teyzesi bir çiçekçiydi. Annemin sesinden gülümsediğini anlamıştım.
"Çiçek Hanım ne kadar düşünceli bir insan yakın bir zamanda onu kafemize davet edeyim."
Cevap vermemiştim. Sanırım Çiçek teyze ve annem daha da samimileşiyordu. Öte yandan Orkideden belki de Deniz'in teyzesinin haberi bile yoktu.
Bilmiyordum, bugün kafam zaten yeterince allak bullaktı. Birde bunları düşünmek istemiyordum.
Annem havanın ne kadar sıcak olduğunu söyleyip duşa girdi.
Bende cam sehpada duran minik orkide saksısını elime adım ve odama geçtim. Odamın kapısını kapadım ve sevimli Orkideyi yatağımın yanına bıraktım. Yatağıma oturdum ve komodinin üzerine bırakmış olduğum kitabı oradan aldım ve merakla kapağı okudum.
"Deniz Kızı Efsanesi."
Kitabın kapağını açtığımda sayfaların arasından bir not kağıdı düştü .
Kalbimdeki heyecanla not kağıdında yazanları okudum.
"İnandığım tek bir efsane olduğunu söylemiştim ve bu efsanenin ismi 'Kumsalın Kalbi Efsanesi' "
"Her efsane gerçek olmayabilir ama belki bizim efsanemiz gerçektir. Bir gün gerçekten dinlemek istersen sana anlatıcam."
Kumsal'ın Kalbi Efsanesi mi? Kalp atışlarımla birlikte büyüyen gözlerime heyecandan soğuyan ellerim eşlik etmişti.
Derin bir nefes verdiğimde kalbim bir kez daha heyecanlandı. Bana anlatmak istediği bir efsane vardı. Kumsal'ın Kalbi Efsanesi demişti , bizim efsanemiz demişti! Gerçekten dinlemek istersen anlatacağım demişti!
Peki ben buna cesaret edebilecek miydim? Anlatmasına izin verecek miydim?
Gözlerim dolmaya başlamıştı. Artık kalbimde dolup taşan duyguları içimde tutamayacakmış gibi hissediyordum.
Herkesten sakladığım hatta kendimden bile sakladığım duygularımı beyaz Orkideye fısıldadım.
"Seni seviyorum..."
Çiçekler en iyi sırdaştır. Sırlarınızı değerli yapraklarında saklarlar. İşte önümde duran orkidede bir kaç dakika önce yapraklarına fısıldadığım cümleyle benim sırdaşım olmuştu. Kalbimin kabul etmek istemediği cümle bir çiçeğin yapraklarında can bulmuştu...






