''Aklımla düşünmek basit bir eylemdi ama kalbimle düşünmek , düşünürken ona kulak vermek işleri değiştirirdi.''
Üşüyerek gözlerimi açtığımda titriyordum. Penceremden gelen denizin dalga sesleri ve hafif yağmur sesi kulaklarımdaydı. Kendimi hiç iyi hissetmiyordum. İsteksizce yatağımdan kalkıp pencereyi kapattığımda saate bakmak için telefonu elime aldım ve telefonumun kapalı olduğunu fark ettim. Unuttuğum her şey aklıma geldi. Simge , fotoğraf ve 1659 mesaj. Sıkıntılı bir nefes bıraktım.
Dün gece kapattığım telefonu bu günde açmamak da kararlıydım.
Kollarımı birbirine sardım ve pencereden dışarı baktım. Hava bu gün fazla mı kasvetliydi bana mı öyle geliyordu? Güneş bulutların arasında yok olmuş , bulutlar ise hüzünlü bir melodiyle yağmur damlalarını yeryüzüne bırakıyor gibiydi.
Duvardaki saate baktım. Birazdan annemin telefon alarmı çalacaktı. Genelde annem benden yarım saat erken kalkar ve hazırlanırdı , yarım saat sonra ise kendisi kahve içerken beni uyandırırdı.
Camı kapatmama rağmen hala neden üşüdüğümü sorguluyordum. Yatağa oturduğumda yatak çarşafının bile bana fazla soğuk geldiğini fark ettim. Sanırım biraz ateşim vardı. Kendimi iyi hissetmiyordum , üstelik korkuyordum.
Yanı başımdaki komodinde duran telefondan korkuyordum. Biliyordum aptalcaydı korkmam ama "Okul Dedikoduları" adlı dedikodu kazanında neler olduğunu bilmiyordum. Bire bin katan bir grup Simgeden bile daha tehlikeliydi. Bu durum beni daha da çok endişelendiriyordu.
Denizle benim kayalarda oturduğumuz sırada çekilen fotoğrafa kim bilir kaç tane senaryo yazacaklardı.
En kötüsü de Deniz'in de o grupta olmasıydı. Orada çıkacak olan sevgili dedikodularından sonra ben onun suratına nasıl bakacaktım? Utançtan ölürdüm. Yutkunduğum sırada ağrıyan boğazımla bu gün kafeye gitmemekte kararlıydım.
Aslında 1 sene bu evden çıkmasam yeriydi. Ben bu dedikodulardan sonra Denize ne diyecektim? Utançla yatakta kıvrılıp yastığı başımın üzerine bıraktım. Sıkkın bir nefes verdim. Gözlerimi kapadığımda hala çok üşüyordum...
"Kumsal kızım , bugün uyanacak mısın?!"
Annemin bağırışıyla uyanmıştım. Gözümü kapadığımda tekrar uyuya kalmış olduğumu uykulu gözlerimi açtığımda yeni fark ediyordum ve sanırım annemin onuncu seslenişinde uyanmıştım. Bardak seslerinden annemin mutfakta olduğunu anlaşılıyordu.
Dağılmış ve önüme düşen kumral saç tutamlarımı önümden çekerken uykulu gözlerle odamdan çıktım. Odadan çıkarken kollarımı birbirine iyice sardım. Annem mutfakta her zaman ki gibi sabah kahvesini içiyordu. Uykulu bir sesle konuşmaya başladım.
"Anne ben bu gün kafeye gelmesem."
Hafif çatılan kaşlar eşliğinde sordu.
"Neden gelmiyormuşsun?",
Konuşmak için yutkunurken yüzümü buruşturdum.
"Boğazım ağrıyor ve üşüyorum."
Cidden çok üşüyordum. Neredeyse konuşurken dişlerim titriyordu. Bir çocuk gibi muamele görmemek için olabildiğince belli etmemeye çalışıyordum fakat tabi ki annem anlamıştı.
Elini başıma koyduğunda ateşimin olduğunu söylemişti. Tahmin ettiğim için çok da şaşırmıştım.
Annem ateşimi ölçmek için bir ateş ölçer termometreyle mutfağa geri dönerken öylece ateşime bakmasını bekledim. Küçükken de sık sık ateşlendiğim için annemle çok sık bu anı yaşardık. Koltuk altıma termometreyi koyuyor bir kaç dakika bekliyor ve çektiğinde dikkatlice ateş ölçerin üzerindeki rakama bakıyordu. Benimle ilgili her konuda çok ciddi ve dikkatliydi.
Her zaman beni her şeyden önce tutardı ve benimle ilgilenmesi hep çok hoşuma giderdi hatta bazen çocuk muamelesi görmeyi bile sevebiliyordum çünkü onun sevgisini hissetmeyi seviyordum.
Annemi çok seviyordum. İlgisini , sevgisini , yıllardır , o adam gittiğinden beri ne kadar çok çabaladığını biliyordum ve bende çok çabalıyordum. O günden sonra bir daha asla bu konuda konuşmamıştık. Gerek duymamıştık. O adam bu konuda konuşmamızı bile hak etmemişti.
Annemin yüzündeki ciddiyet dağılarak ela gözleri bana döndü. Bu da fazla ateşimin olmadığını anlamamı sağlamış oldu.
"Hafif ateşin var , sen bu gün evde kal dinlen . Eğer bir sorun olursa ara beni , hastaneye gideriz."
Anneme tebessüm ettim. Endişe etmesini istemiyordum , abartmamızı gerektirecek bir şey yoktu.
"Hastaneye gerek yok. Bu gün dinlenirim olur biter."
Annemin telefonu çaldığında arayan kişiyi bende gördüm. Mert abi arıyordu.
"Efendim Mert."
"Geliyorum birazdan."
"Merak etme bir sorun yok."
"Görüşürüz."
Sanırım annemi biraz fazla oyalamıştım ve kafeyi açmaya geç kalmıştı.
Annem mutfak masasının üzerindeki çantasını boynuna geçirdi ve kapıya yöneldi , ayakkabılarını giyerken beni tembihliyordu.
"Kendine güzel bir kahvaltı hazırlıyorsun ve üstüne tezgahın üzerine bıraktığım hapı içiyorsun. Ayrıca o battaniyeyi üşüyorum deyip üstüne çekmiyorsun. Ilık bir duş al ateşini düşürür ve unutmadan kapıyı kimseye açma."
"Anne her şeyi anladım da kapıyı kimseye açma ne ya? 18 yaşındayım bunu artık öğrenmiş olmam gerekmiyor mu?"
Aslında doğum günüme daha vardı ama yıl olarak yani teknik açıdan 18 olduğumu söylememin bence bir sakıncası yoktu. Annem ise hiç gecikmeden cevap verdi.
"Benim için 18 yaşında olmanla 8 yaşında olman eş değer. Hadi beni lafa tutma gidiyorum."
Annem ayakkabılarını giyerken kapının önünde yaptığımız konuşma böylece son buldu. Annem giderken camdan ona el salladım ve mutfağa geçtim.
Kendimi hiç aç hissetmiyordum. Öte yandan bir şeyler yemeden hapı yutamayacağımı da biliyordum. Biraz atıştırıp hapı içtim, ardından banyoya geçtim.
Ilık duş iyi gelmişti ve sanki sadece bedenimi değil ruhumu da yıkıyor gibi hissetmiştim. O an bütün endişelerimin suyla birlikte benden uzaklaşmasını bütün sorunlarımın yok olmasını istiyordum. Bornozumu giyip banyodan çıktığımda gardırobumu kurcalamaya başlamıştım.
Askılı mavi bir üst altına mor bir şort giymiştim. Ateşimin geçmesi için üstüme en ince bulduğum şeyleri geçirmiştim.
Dün sinirle kapattığım telefona bir kez daha baktığımda kendimi yatağa bıraktım. Ben sanırım gerçekten o telefonu açtığımda göreceklerimden korkuyordum.
Ya Deniz o dedikoduları gördükten sonra benimle bir daha konuşmazsa? Seni sevmiyorum derse? Sanırım beni asıl korkutan şey buydu çünkü içimde bir sevgi tohumu vardı ve ben kabul etmek istemesem de o yeşermişti.
Aklımla düşünmek basit bir eylemdi ama kalbimle düşünmek düşünürken ona kulak vermek işleri değiştiriyordu.
Aklımla düşündüğümde Simge'nin attığı fotoğrafta hiçbir suçum olmadığını biliyordum ama kalbimle düşündüğümde kalbim Deniz'in vereceği tepkiden korkuyordu.
20. Kez zihnime düşen düşünceleri dağıtmaya çalışarak yastığıma başımı koydum. İçimden battaniyeye sarılmak gelse de bunu yapmamam gerektiğinin farkındaydım özellikle az önce anneme 18 yaşına girdiğimi ve bunları bildiğimi vurguladığım düşünülürse.
Saat hala erken olduğu için uykuya teslim olmak isteyen gözlerime izin verdim. Gece neredeyse hiç uyuyamasam da bu sefer uykuyla tatlı sohbetimize hızlıca teslim olmuştum. Kaç saat uyumuştum bilmiyordum ama kapının ısrarla çalmasıyla uyanmak zorunda kalmıştım. İsteksizce yataktan kalkıp odamdan çıktım.
Uykulu gözlerimi ovalayarak kapıyı açtığımda karşımda beliren İlayda'ya baktım.
Bana okulun dedikodu sayfasında bulunan fotoğrafı mı soracaktı? Yada dedikoduları mı anlatacaktı.
Ben İlayda'ya anlamaya çalışan gözlerle bakarken onun yine neşesi üzerindeydi, gülümseyerek konuşmaya başladı.
"Günaydın yada tünaydın mı demeliyim?"
Sanırım düşündüğümden çok daha fazla uyumuştum ve açıkçası sorunlarım aklıma geldikçe düşünmemek için uyumaya devam etmek istiyordum. Oysaki uyumanın sorunlarıma bir çare getirmediğini biliyordum.
İlayda'nın neşesi hala yerinde olduğuna göre belki de düşündüğüm kadar rezil olmamıştım yada o kadar rezil olmuştum ki bana moral vermeye çalışıyordu. Ben ona hala anlam arayan gözlerle bakarken o kıkırdadı.
"Kızım niye öcü görmüş gibi bakıyorsun , İnsan bir nezaketen içeri davet eder hiç olmazsa ."
Elimle içeriyi gösterdiğimde spor ayakkabılarını çıkardı ve evin bana fazlasıyla kasvetli gelen havasını neşesiyle dağıttı. Tamam , onun pozitif olmasını gerçekten seviyordum ama şuan durum gerçekten buna uygun muydu?
Mavi koltuğun bir köşesine geçtiğinde bende diğer köşeye oturmuştum.
Salonun duvarında asılı olan saate baktığımda gerçekten şaşırmıştım. Saat neredeyse 1.30'du.
İlayda konuşmamı bekleyerek bana baktığında hiçbir şey demedim ve yere baktım. Gerçekten hiçbir şey konuşmak istemiyordum çünkü konuştukça daha da endişeleniyordum.
"Ay bu gün de konuşkanlığın ne kadar üzerinde Kumsal ama merak etme hasta bakıcı İlayda yanına geldi."
O gülümserken ben somurtmaya devam ediyordum. Turuncu yine fönlediği saçlarını arkasına atarken konuşmaya devam etti.
"Hadi hasta bakıcına anlat , senin niye bu kadar moralin bozuk zaten telefonlarıma da bakmadın bende kafedesindir diye oraya gitmiştim , Meryem teyzeden evde olduğunu öğrendiğimde buraya geldim."
Telefonumun hala kapalı olduğu aklıma geldi. İlayda grupta olanlardan neden bahsetmiyordu. Benimle dalga mı geçiyordu? Yoksa sahiden bilmiyor muydu? Kafam iyice karışmıştı.
Banyo yaptıktan sonra üstümü giyinmiş ve ardından tekrar yatmıştım , bu yüzden taramadığım karmakarışık saçlarım nemliydi. Önüme düşen kumral saçlarımı kulağımın arasına sıkıştırdım.
"İlayda sahiden hiçbir şey bilmiyor musun? Yoksa beni mi kandırıyorsun?"
İlayda anlamayarak kaşlarını çattı. Gerçekten hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi gözüküyordu.
"Kumsal sen neyden bahsediyorsun? Meryem teyze biraz ateşi var diyordu ama senin ateşin onun düşündüğünden daha fazla anlaşılan."
O elini alnıma koyarken sırıtıyordu ama ben gerçekten anlayamamıştım. İlayda gibi biri okul dedikoduları grubundaki dedikoduları görmemiş miydi?
Nemli , kumral saçlarımı arkama attım ve koltuktan hızlıca kalktım. İlayda bana anlamayan tuhaf bakışlar atarken bir dakika dedim ve odamdaki komodinin üstündeki telefonu alıp salona geri döndüm.
İlayda'nın yanına oturup telefonun açılmasını bekledim.
İlayda ise şaşkın gözlerle ne yapmaya çalıştığımı anlamaya çalışıyordu ve daha fazla sessiz kalamadı.
"Kumsal ne oluyor? Anlatıcak mısın artık? Geldiğimden beri bir tuhafsın."
Telefon açıldığında "Okul Dedikoduları" adlı grubun bildirimleri peşpeşe ekrana döküldü. Düne göre yorumlar 3 katına çıkmıştı ve bu benim daha da paniklememe neden oluyordu.
Gruba basmadan dün Simge'nin numarası olduğunu bildiğim halde kaydetmediğim numaraya bastım ve fotoğraf İlayda ve benim gözlerimle buluştu.
Evet , Simge işte bana , Deniz ve ben kayalıklarda otururken arkamızdan çektiği fotoğrafı atmıştı. Rüya daha doğrusu kabus görmemiştim. Bu yaşanmıştı. Artık dün gördüğüm şeyin gerçek olduğundan emindim.
İlayda şaşkın gözlerle bir telefonun ekranına bir bana bakıyordu. Kocaman olmuş gözleriyle bana döndü.
"Buda neee?"
Resmen sırıtıyordu. Telefonu elimden çekmesiyle alması bir oldu. Fotoğrafa bir daha bakarken hala yüzünde o sinir bozucu sırıtma vardı.
"Biliyordum , biliyordum, sen ve Deniz'in birlikte olacağını biliyordum."
İlayda'ya bıkkın bir şekilde baktım. Gerçekten bu fotoğraftan bunu mu çıkarmıştı?
"İlayda hiçbir şey bilmiyorsun. Denizle aramızda öyle bir şey yok ve olamaz."
İlayda gözlerini devirirken aklına gelmiş olan şeyle bana döndü.
"Siz ne zamandır kayalıklarda takılıyorsunuz? Benim niye haberim yok?"
Sabır dileyen bir nefes verdim.
"İlayda biz kayalıklarda falan takılmıyoruz."
İlayda hiçbir şey anlamayan gözlerle bana bakarken pes edercesine ellerimi kaldırdım.
"Tamam , sen demeden her şeyi baştan sona anlatıyorum."
İlayda kıkırdadı.
"Zahmet olmazsa anlat."
Kafasına yastık yediğinde dudaklarına fermuar çekti ve bende konuşmaya başlaya bildim.
"Seninle konuştuğumuz gün. Hani ben limonata yapıyordum sende bana telefonda Simge'nin listesinden bahsediyordun."
Evet anlamında başını salladı.
"İşte o gün kafeden çıkarken hava çok güzeldi , eve gitmek istememiştim. Sahil kenarında biraz dolaştım. Yoruluncada bir kayaya oturdum. Sonra tesadüfen Deniz geldi ve biraz sohbet ettik, hepsi bu.''
"Kumsal tamam bunda kötü bir şey yok ki neden somurtuyorsun?"
İlayda'ya sinirli bakışlar atarken konuşmaya devam ettim.
"Sence İlayda ben ve Deniz o kayalıklarda otururken arkamızdan bu fotoğrafı kim çekmiş?"
İlayda'nın gözleri hala elinde olan telefonun ekranındaki fotoğrafa döndü. Şaşkın gözleri tekrar bana döndüğünde dudağını ısırdı ve mırıldandı.
"Simge"
Evet anlamında başımı salladım.
"İşte dün eve geldiğimde bana bu fotoğrafı ve bir de mesajı attı."
Telefonu İlayda'nın elinden aldım ve fotoğraftan çıkıp Simge'nin yazdığı yazıyı okuması için ona uzattım.
"Her sır bir gün ortaya çıkar. Sence de senin sıran gelmedi mi?"
İlayda sesli bir şekilde heyecanla okurken ben huzursuzca kıpırdandım.
"Simge resmen seni tehdit etmiş!"
Bunu söylerken hem şaşkın hem de endişeliydi. Hiçbir şeyden haberi olmaması çok tuhaftı.
"İlayda sahiden sen bugün dedikodu grubuna hiç bakmadın mı?"
"Sen neyden bahsediyorsun?"
Bu soru benim geceden beri düşündüğüm milyonlarca şeyi kusmama sebep oldu.
"Simge fotoğrafı "Okul Dedikoduları" grubuna attı.Kesin şimdiden o fotoğraf üzerine 50 tane senaryo hazırlanmıştır. Ya sevgili olduğumuzu söylüyorlarsa . Ben Denize ne diyeceğim? Deniz benim hakkımda ne düşünecek? Utançtan ölürüm!"
İlayda başta şaşırsa da sırıtmaya başladı. Ben bu kadar endişeliyken o neden bu kadar sakindi? Neden sırıtıyordu?
Sinirlerim çok bozulmuştu.
"Demek birileri Denizin ne düşündüğünü çok merak ediyor."
O sırıtırken ben utanarak kızarmaya başlamıştım. Sesimin titremesini engellemeye çalışarak kaşlarımı çattım.
"İlayda ben neyden bahsediyorum , sen neyden bahsediyorsun? Sence de daha büyük sorunlarımız yok mu?"
İlayda hiçbir tepki vermeden dinlemeye devam ediyordu . Bende cümleme devam ettim.
"O fotoğrafı gruptan kaldırtmalıyız. Dedikoduları sildirtmeliyiz. İlayda bir şeyler yapmamız lazım!"
Ben panikle koltuktan kalkarken kolumu tuttu ve beni yerime geri oturttu.
"Kumsal sakin ol! Bir dinle ya , bir dur da ben konuşayım."
Ben sakin olmaya çalışarak başımı salladığımda İlayda kıkırdayarak cebinden kendi telefonunu çıkardı.
"Ah, benim saf Kumsalım, kesin sen dünden beri düşüncelerinle kavga edip durdun. Aklına gelen ihtimaller eminim seni deli etti. Keşke bunları düşüneceğine korkmadan şu gruba girip orada neler döndüğüne baksaydın."
İlayda elindeki telefonu bana uzattığında aptal aptal telefona bakıyordum. Bu da neydi?
Fotoğrafta kaslı bir çocuk vardı. Yüzünde hem şaşkın hemde sinirli bir ifade var gibiydi. Çocuğun kaslı göğsünde kalp içinde "O sen olsan bari" yazıyordu. Peki konumuzla bu çocuğun ne ilgisi vardı?
Ben anlamayarak İlayda'ya baktığımda İlayda fotoğraftan çıktı ve önüme binlerce grup mesajı geldi. İlayda telefonu kendine çevirdi ve bir kaçını seslice okumaya başladı.
"Serkan çok yakışmış yanına da benim ismimi yazdır."
"Oğlum ben de diyorum bu çocuk son zamandır ınstagrama kaslı göğsünü atmıyor diye demek bu yüzdenmiş."
"Çok yakışmış fjgfjgkdjgj"
"Bir daha boyundan büyük iddialara girmezsin artık kaslı çocuk."
"Ne oldu? Dövmeni sevmedin mi?"
"Serkan pembe ayıcığın nerde?"
İlayda daha bunun gibi yorumları okurken ben aptal gibi ona bakıyordum.
"İlayda tamam yeter artık bana neler olduğunu açıklar mısın?"
İlayda turuncu ve fönlü saçlarını sıcaktan bunalmış şekilde cebinden çıkardığı tokayla üstten topladı. Sonra da anlatmaya başladı.
"Bu grupta dün geceden beri bu muhabbet dönüyor . Hani sana bahsettiğim liste vardı ya. O listedeki Serkan işte bu."
Ben şaşkın gözlerle bakarken o anlatmaya devam etti.
"Bu çocuk spor delisi. Birkaç defa okul yarışmalarına girdiğini duymuştum. Bizim okuldaki kızlar bu çocuğu fazlaca destekliyor. Herneyse bu çocuk ınstagram hesabına her gün kaslarıyla fotoğraf atıyormuş . Sonra biri Serkanla iddiaya girmek istemiş. Bu iddia 10 dakikada 30 defa halter kaldırıp indirmekle ilgiliymiş. Serkana bunu yapamazsın demiş , Serkan ise meydan okumayı kabul etmiş.''
İlayda derin bir nefes vedi ve ardından anlatmaya devam etti.
''Tabi bizim okuldaki kızlarda bu gösteriyi izlemeye gitmiş ve Serkanı iyice gaza getirmişler. Serkan'ın Ahu ismindeki kız arkadaşıda oradaymış. Sonuç Serkan kaybetmiş ve kızlar onu teselli ederken birlikte dövmeciye gitmişler .Kazanan çocuk dövmeyi kendisinin değilde Ahu'nun seçmesine karar vermiş. O sırada Ahu yanına gelip en sevdiğim şarkının bir mısrasını kalbine yazdırır mısın? Demiş. Zavallı Serkan kabul etmiş ama kız şarkı sözü sürpriz olsun diye Serkana söylememiş. Serkan ise merakla dövmenin bitmesini beklemiş.
Ben şok içinde İlaydayı dinlemeye devam ederken İlayda biraz soluklandı ve ardından tekrar devam etti.
''Zavallı çocukcağız dövme bittiğinde kıza şaşkınlıkla bakakalmış. Kızın dudaklarında alaycı bir gülüş varmış. Kız gülerek intikamımı böyle alırım demiş. İkilinin arasında tam olarak ne geçtiğini bilmiyorlar. Yanlarında gelen kişiler rahat durmamış ve göğsündeki dövmeyle Serkanı çektikleri gibi ınstagrama atmışlar. Anlayacağın bu sefer Simge'nin bile uğraşmasına gerek kalmamış. Simge'nin yaptığı tek şey o fotoğrafı kızların hesabından alıp "Okul Dedikoduları" adlı gruba atmak olmuş."
Ben şok içinde ona bakarken emin olmak için tekrar sordum.
"Yani ben ve Deniz'in fotoğrafını Simge gruba göndermedi. Bizim hakkımızda konuşulmadı ve sevgili dedikoduları çıkmadı öyle mi?"
Bana bakan İlayda kıkırdadı.
"Aynen öyle keşke Kumsal kendini böyle düşüncelerle yoracağına bu gruba girip bir baksaydın. Neyse iyi yanından bak en azından benim dışımda sizi shipleyen yok."
Nemli saç tutamlarımı arkama atarken kıkırdadım.
"İlayda şuan o kadar rahatladım ki sana bile kızamıycam. Hatta gel sarılıcam."
Ben içimde oluşan huzur ve sevgiyle İlayda'ya sarılırken o'da kıkırdayarak bana sarıldı. Demek boş yere kendime dert etmiştim ama dur bir dakika. Akılma gelen düşünceyle birlikte yutkundum. Madem Simge açığımı bulduğu halde ve bir fotoğraf çekip kanıtladığına göre neden bunu gruba atmamış ve yaymamıştı?
İlayda'yla kollarımız ayrıldığında yine huzursuz ruh halime dönmüştüm. İlayda yine bir şeyler olduğunu anladı ve bana döndü.
"Kumsal yine yüzün düştü , sorun ne ?"
"İlayda , tamam belki Simge bunu gruba atmadı ama o zaman neden atmadı? Neler çeviriyor? Normal şartlarda ikimizde biliyoruz ki çoktan bütün dünyaya bu haberi yayardı."
İlayda da benim kadar düşünceliydi.
O'da farkındaydı. Simge bir şeyler çeviriyordu.
"Bilmiyorum Kumsal ve o kızın neler çevirdiğini de düşünmek istemiyorum. Seni de böyle üzgün görmek istemiyorum. O ne yapacaksa yapsın , tek bir kişi , biz iki kişiyiz ve söz veriyorum ne olursa olsun arkanda olacağım. Ayrıca sizi ilk shipleyen benim öyle değil mi?En büyük fanınız benim yani eğer olurda birgün Simge herhangi bir şey yaparsa favori çiftimi elbette savunucam.''
Ne yapıp edip konuyu Deniz'e getiriyordu. Sesime kızgın bir ton eklendiğinde İlayda'ya yastık fırlatıp konuşmaya başladım.
"Sen ne zaman bu fikrinden vazgeçeceksin yaa?!"
Kıkırdadı.
"Aslaa!"
O'da yanındaki y
astığı bana fırlattığı sırada kapı zili savaşın son bulmasına sebep oldu.
Annem kafede olduğu için ve İlayda da burada olduğu için gelecek başka kimse kalmamıştı.Belki komşu basmıştır diye düşünerek kapıya yöneldim. Kapıyı açtığımda şaşkınlıkla yere bırakılan süslü saksıdaki orkideye ve kitaba bakıyordum...





