İçeriğe geç

Kumdan Esintiler (Kayıp Geceler 1)

Bölüm 2 · 14 dk okuma

Kumdan Esintiler (Kayıp Geceler 1)

Bölüm 2

1- YIKILAN KUMDAN KALELER

Intro-(Infected) / Sickick

Siren sesleri. Kulağımın derinlerinde önce fısıltı ile başlayan tiz ama tüylerimi diken diken eden o sesler. Her bir saniye daha çok derinlerime işleyen, rahatsız edici siren sesinin hayatım için bu kadar değerli olduğunu bilmemi sağlayan kuru bir gürültüden ibaret olmasını diledim. Başaramadım.

Gözlerimin önünde beliren saniyelik görüntüler ile dalıp gitmiştim. Unutamadığım anılarım gözlerimin önünde beliriyor, saniyeler içinde siliniyorlardı. Bedenimi kavuran acıyı yıllar geçmesine rağmen hala hissedebiliyordum. Burnuma gelen yanık kokuları ve sıcaklığı ise derimde hissediyordum. Yıllar geçse unutmayacağım o iğrenç koku, bedenimi sarmış gibi hissettiriyordu. Kan kokusunun ne demek olduğunu biliyordum. Ölümle kaç yaşında tanışmamız gerekiyordu? Kolumu sıkıca kavrayan eli hissediyordum. Bedenime değen buzdan farksız, tüm bedenimi kaplıyordu. Beni olduğum yerden çıkartmak istedikçe yanan bedenim sıcaklığı daha derinden hissediyordu. Dumanlar görüş açımı kapatıyordu. Kolumu kavrayan soğukluk dakikalar sonra bedenimi kavramıştı. Çaresizdim. Ne yapacağımı bilmeden bekliyordum. Kulaklarımda duyduğum siren seslerine yenileri eklenmişti. Orta yaşlarda olduğunu düşündüğüm bir adamın tok sesi kulaklarıma ulaşmıştı. Saniyeler sonra ölümle tanışacağımdan habersiz bir şekilde bulunduğum yerden çıkarılmıştım. Dumanlardan uzaklaştığımda temiz havayı ciğerlerimde hissedebiliyordum. Hayattaydım. Kırmızı ve mavi ışıkların ışıltısı ile gözlerim kamaşmıştı. Neler olduğunu anlamak üzere gözlerimi kırpıştırıp küçük bir merakla arkama bakmayı seçmiştim. Arkamı dönüp gerçekle yüzleşmiş ve ölümü karşımda görmüştüm. Beni çok seven ve her zaman beni koruyan kadının yerde hareketsizce yatışını görüyordum. Ölüm benimle tanışmayı 16 yaşımda seçmişti. Onu hissetmem karşılığında annemi benden almıştı. O günden sonra kendim olamadım. Değiştim. Değişmek zorunda kaldım.

Sınıfın ışıklarının açılmasının ardından, gözlerimin kamaşması bir olmuştu. Karanlık anılarım aydınlanan oda ile yok olmuştu. Kafamı tahtaya doğru çevirmiştim. Projeksiyondan yansıyan görüntüye bakıyordum. Profesörün izlettiği video bitmiş, bir bir öğrencilerin fikirlerini soruyor, öğrenciler ise tüm yalakalıkları ile cümlelerini uzattıkça uzatıyorlardı. Sıranın bana gelmesi ile Profesör ile bakışmamız bir oldu. Bana fikrimi söylemem için bakıyordu. Bakışları her zaman olduğu gibi rahatsız ediciydi. Huzursuz olmama sebep olurdu. Gözlerimi kaçırmak isterdim. Öyle de yaptım. Göz teması kurmamayı seçmiştim. Her zaman seçtiğim şekilde yine başımı çevirmiştim. Bakışlarım masamda duran kitabımdaydı. Kısık bir ses tonu ile ''Hiç bir fikrim yok'' diye karşılık vermeyi seçmiştim. Profesör ise gecikmeden cevabımı vermişti. '' Başarından ödün vermemen hoşuma gidiyor Aren.'' Sözlerinden sonra bakışlarımı Profesöre çevirmiştim. Bıyık altından bana bakıp gülüyordu Küstah bakışları sözlerinden sonra kısa da olsa gözlerimi bulmuştu. Bu durum onu mutlu mu ediyordu yoksa içten içe sinirleniyor muydu? Emin değildim. Pek umursamıyordum. Kafasını çevirdiğinde tekrar başımı kitaplarıma indirmeyi seçmiştim.

Herkes yoklama kağıdına imzalarını atıp dersi tamamladıktan sonra Profesör gelecek hafta için konuşmasını yapmış ve dersi sonlandırmıştı. Çantama eşyalarımı rastgele yerleştirdikten sonra çantamı omzuma yerleştirip sınıftan çıkmıştım. Merdivenlere adımımı attım. Bahçeye varıp etrafıma bakındım. İlda ya da Korel'in burada olmasını diledim. Gelmemişlerdi. Bahçeye ilerledim. Boş bir yere geçip oturmuştum. Ahşap banklar her zaman kalçamı rahatsız ediyordu. Özellikle uzun süre beklemek zorunda kaldığım zamanlarda. Cebimden çıkarttığım kulaklığımı telefonuma taktıktan sonra kendimi diğer insanlardan soyutlamak için müziğe başvurmuştum.

Kulaklığımdan çıkan müzik sesi ile bedenim çok farklı duygulara kapılıyordu. Diğer öğrencilere göre daha sakin ve kendi içine kapanık bir gençtim. Çoğu zaman tek başıma zaman geçirir, tek başıma antrenmanlara giderdim. Eskiden bir çok alanda yetenekli olduğumu düşünürdüm. Hala yetenekli olsam bile, annemin ölümünden sonra yeteneklerimi geri plana atmayı tercih ettim. Annemin ölümünden sonra babamla iyi olmayan iletişimimiz daha kötü bir hal almış ve kendisini benden soyutlamıştı. Sabahları evden erken çıkıyor, akşam eve gelip yemek yemeden odasına çekiliyordu. Annemin ölümünü onu da yıkmış ve çaresiz bırakmıştı. Çok fazla düşünüyor, kendisini yıpratacak çok fazla olaya karışıyordu. Kendi içinde yaşadığı sorunlara annemin ölümü eklenince babam iyice çıkılmaz bir durumun ortasında kalıyordu.

✦ Üç sene kadar babamla yaşamış ve bu duruma katlanmıştım. Başlarda ben de çok acı çeksem de bir çok yükü ben omuzlamıştım. Aslında zorunda bırakılmıştım. Ev işlerini, yemekleri ve arızalanan tüm eşyalara tek başıma çözüm bulmaya çalışıyordum. İlk başlarda yemek yapmayı bilmediğimden, dışarıdan yemek söylemeye başlamıştım. Annem vefat etti diye hem babam, hem ben yemek yemekten keyif almıyor sadece hayatta kalmaya çalışıyorduk. Birkaç yıl içinde babam kendisini toparlamış ve yeni bir kadınla konuşmaya başlamıştı. Esmer kendisinden on yaş küçük olan asistan bir kadınla ilişki yaşamıştı. Annemin ölümünün ardından başka bir kadınla birlikte olmasını hazmedemiyordum. Babamın annemi sevdiğini düşünüyordum. Oysa annemin ölümünden sonra başka bir kadını annemin yerine koymayı düşünüyordu. Düşüncelerim duygularımı körüklüyor daha fazla sinirleniyordum. Babamla ilk kavgamı o zaman yapmıştım. İlk tokadımı o tartışmamızda hissettim. Tüm yanağımı kaplayan sıcaklık hissi tüm bedenimi kaplamış olsa da, kalbimi acıttığı kadar acıtmamıştı. Günlerce süren kavgalarımızdan sonra babam bildiğini okumuş ve kendi yuvasını kurmak istediğini belirtmişti. Annemin yerine gelecek bir kadını görmek istemiyordum. Görmediğim, sesini bile duymadığım bir kadından iğreniyordum. Nefret ediyordum. Evde kalmak istemediğimin farkındaydım. Babamın seçim yaptığını ve beni seçmediğini biliyordum. Kendi çocuğunu seçmediğini kabullenmiştim. ✦

✦ Eşyalarımı hazırlamak için odama çıkmıştım. Kapıyı açtıktan sonra hızlı bir şekilde odama girmiştim. Dolabımın üzerinde duran bavulu almış içine rastgele tüm kıyafetlerimi koyuyordum. Elime gelen her türlü kıyafeti alıp oradan ayrılmayı istemiştim. Bir anda durup ellerimde bulunan kıyafetleri bırakmıştım. Yerlere düşen kıyafetlerime baktım önce, hemen ardından da odamın etrafına. Bu odada bulunan tüm eşyalar bana babamın aldığı şeylerdi. Hepsi babamın parası ile aldığım veya istediğim şeylerdi. Benim odamda duruyor olsalar bile bu eşyalar babamındı. Odam dediğim yer bile. Sinirim daha da artmış öfkeden etrafı yumruklayacak gibi hissediyordum. Kapımın köşesinde duvara doğru yasladığım çantamı alıp sinirle annemden armağan olan bir kaç eşyayı içine doldurdum. Siyah boncukları olan bilekliğimi bileğime geçirmiştim. Annemin bana bilekliği verirken söylediği sözleri düşünmüştüm. Her zaman kaderimi kendimin yazacağına inanır. Kararlarım yanlış bile olsa daima arkamda dururdu. Bu taşı seçmesinin sebebi de buydu. Oniks taşı zihin bulanıklığını gideriyor ve strese karşı etkili olabiliyordu. En önemlisi ise şans taşı olarak da bilinmesi. Annem bu tarz şeylere inanan bir kadındı. Enerji ve çakralar, doğal taş ve meditasyonlar, annem için çok önemliydi. Bilekliğin taşlarına parmak ucumla dokunup annemin armağan ettiği veya kendi çabalarımda aldığım eşyalarıma baktım. Çantama eklediğim iki veya üç kıyafet vardı. Annemin bana armağan olarak aldığı dizüstü bilgisayarımı çantama koymuştum. Sinirle arkamı dönmüş odamdan çıkıp hızlı adımlarla evi terk etmiştim. ✦

Düşüncelerim yine zihnimin kontrolünü eline almış ve geçmişe gitmemi sağlamıştı. Dakikalar geçtikten sonra omzumda bir el hissetmiştim. Elin geldiği tarafa bakıp sol elimi kulaklıklarımdan birisine götürerek çıkartmıştım. İlda ile göz göze geldiğimde bana gülümsüyordu. Küçük bir tebessümle yerimden doğrulup gülümseyerek bakışlarımı Korel'e çevirdim. Korel ve İlda aynı lisede okumuşlardı. Bu nedenle de sürekli bizimle takılmaya geliyordu. Çok fazla zaman geçirmesem bile dışarıya çıktığımda genelde İlda ve Korel ile zaman geçirirdim. Kasabada en yakın arkadaşım diyebileceğim kişi Korel bile sayılabilirdi. İlda ise benim kuzenim değil kardeşim gibiydi. Aynı evde yaşıyorduk. Annesini babasını ve küçük erkek kardeşini evlerinde çıkan büyük bir yangında kaybetmişti. Çok küçük yaşta büyükannem ve büyükbabam tarafından bu kasabaya getirilmiş ve İlda'nın anne babası olmuşlardı. İlda daima onlara yardım etmişti. Onları biraz daha rahat ettirmek için tüm sorumlulukları üstüne almıştı. İlda'nın gelişinden birkaç yıl sonra da benim gelişim ile yükleri biraz daha çok artmıştı. Bunu söylemeseler bile onlara yük olduğumu hissedebiliyordum.

Omzumdan sarkan kulaklığıma aldırış etmeden yavaşça kalmıştım. Masada duran çantama yönelip çantamın ön fermuarını açtım. Elime değen soğuk demiri hissedip sıkıca avcumun içinde kavradım. Evin anahtardı. Avucumda tuttuğum anahtarı İldaya uzattım ve çok uzatmadan lafa atladım. '' Bugün geç geleceğim. Vardiyamı değiştirdiler. Elemanlar bir bir ayrılıyor. Kafe batma noktasına geldi, gelecek.'' Bu kadar zor durumda olduğumuzu hissetmesem ya da en azından eski yaşantıma benzer bir yaşantım olsa anında bu işi bırakacağımdan hiç şüphem yoktu ama büyükannem ve büyükbabam için bu işe ihtiyacım vardı. '' Unutmadan söylemem gerekiyor. Büyükannem ve büyükbabam evden çıkmadan önce farklı bir şey yemek istediklerini belirttiler ama bugün de makarna yemek zorunda kalacaksınız.'' Anahtarı İldaya uzattıktan sonra hafifçe tebessüm etmiştim. '' En azından farklı bir sos kullanmayı deneyeceğim.'' Gözlerim kuzenimin gözlerine kitlendi. Onun da elinden başka bir şey gelmediğinin farkındaydım. Çok fazla seçeneğimiz olmadığından değil. Bizlerin o kadar yetenekli bir aşçı olmadığından dolayı yapabileceğimiz şeyleri yapıyorduk. Bazen sandviç, bazen de çorba. Bu seçenekler arasında en çok beğenilen ise değişik soslarda şansımızı denediğimiz makarnalarımız oluyordu. İldaya doğru bakışlarımı çevirdiğimde bakışlarımın ne anlatmak istediği gayet ortadaydı. Emin misin diyorlardı. İlda ise sözlerinden sonra sadece gülümsemiş ve anahtarı kaptığı gibi cebine atmıştı. '' Yine de sen erken gelmeye çalış, çok geçe kalıp kendini yorma. O maymun suratlı patronun sana acıyıp ekstra para vermeyecek zaten.'' Sorularının cevabını bende bilmiyordum. Dudaklarımı büzerek kafamı iki yana salladım. '' Sen beni düşünme, en fazla bir saat geç kalırım.'' diye karşılık vermiştim. İlda ve Korel'e gülümseyerek hızlıca arkamı dönmüş ve hızlı adımlarla yanlarından ayrılarak okulun sahalarına doğru ilerlemeye başlamıştım.

Adımlarımı attıkça bedenimin daha fazla enerji istediğini hissedebiliyordum. İçimde biriken enerjiyi bir an önce atmam gerekiyordu. Her bir adımımda bacak kaslarımın daha da kasıldığını hissediyordum. Güneşin yaydığı sıcaklık alnımda ufak ufak ter damlaları yaratmıştı. Elimin tersi ile hafifçe biriken tanecikleri silmiştim. Çantamı omzumda sektirdikten birkaç saniye sonra spor salonuna gelmiştim. Anne ve babamın yanında kaldığım zaman olduğu gibi.

Çocuk yaştan itibaren hemen hemen her gün antrenman yapmak üzere erken uyandırılıyor ve antrenmanlara yollanıyordum. Çocukken bu durumun tamamen hayatımı kısıtladığını düşünüyordum. Annemin benim hayatıma müdahale etmesi hoşuma gitmese bile onu üzmemek için benden istediğini her şeyi yapmaya çalışıyordum. O küçük aklımla çok büyük sorumluluklara katlanmam gerektiğine inanıyordum. Annemin ölümünden sonra bu durum daha ciddi bir hale gelmişti. Babam benimle ilgilenmiyordu. Bu durum beni rahatsız etmiyordu. Hatta onun beni kendi halime bırakması belli bir zamandan sonra istediğim ilk şey olmuştu. Annemin yokluğuna alışmaya çalışırken, babamın bana olan davranışları ile aramızda duran o ince ilişki ipi de tam anlamıyla kopmuştu. Babamdan uzaklaşmak için her zaman antrenman sahalarına kaçıyordum. Sahanın etrafına geldiğimde kendimi huzurlu hissediyordum. Etrafıma baktıkça annemi bir çok yerde hatırlıyor, bir çok yerde düşünürken buluyordum kendimi.

Antrenman için geldiğim bu boş sahada beni izlediğini hissetmek beni rahatlatıyordu. Belki kimsenin olmadığının farkında olduğum için beynim bana oyunlar oynuyordu. Yine de bu oyunlardan rahatsız olmuyordum. Yıllardır bir şeylerden kaçmak istediğimde boş sahalara geliyordum. Adımlarım ilerledikçe düşüncelerim ve annemi görecek olma hissi beni daha da içine alıyordu. Alana geldikten sonra sırtımda tuttuğum çantamı yere bırakıp ve çömeldim. Çantanın fermuarlarını açtıktan sonra içinden mataramı almıştım ve üzerimde bulunan siyah ince ceketimi üzerimden çıkartıp, yerde duran çantasının üzerine bıraktım. Ayakkabımın bağcıklarını kontrol ettikten sonra kendimi sahaya bıraktım. Filenin yanında duran topların olduğu sepete ilerleyip toplardan bir tanesini rastgele alıp duvarın kenarına doğru ilerlemiştim. Topu bir kaç kez yere sertçe vurduktan sonra topu yavaşça havaya fırlatıp hızlıca iki elimi başımın üzerinde hizalayarak parmak uçlarım ile topa vurmaya başlamıştı. Top parmak uçlarıma değiyor ve parmaklarıma temas ettikten hemen sonra havada geri yerini alıyordu. Bir adım ileri atarak duvar ile aramda bir kaç adımlık mesafe bırakıp ve duvara topu fırlatmıştım. Gelen topu parmak uçlarım ile duvara yolluyor ve aynı hızla gelmesini sağlıyordum. Parmaklarım, bileklerim şimdiden ısınmaya başlamıştı. Hissedebiliyordum. Durmadan devam ediyor, çalışmaya devam ediyordum.

Önce elime, ardından duvara çarpan topun sesi bulunduğum ortamda yankılanıyordu. Yaptığım işe o kadar konsantre olmuştum ki kimin etrafımda olup olmadığından bile emin olamamış durumdaydım. Bir kaç dakika sonra güçlü ama tiz bir ses duymuştum. Tüm dikkatimin kaybolmasına engel olmuştu. Duvardan seken topu hızlıca karnımda kavramış ve büyük bir heyecanla arkamı dönmüştüm. Sesin tanıdık olması beni heyecanlandırsa da bunun imkansız birisine ait olduğunu biliyordum. Yine de bir çocuk gibi heyecanla arkamı dönmüştüm. Bakışlarım direkt olarak maçı izlemek için gelen izleyicilerin olduğu alana kaymıştı. Gözlerim annemi aramıştı. Kalbimi kaplayan heyecan aynı hızla yok olup gitmişti. Hala umut etmem saçmalıktı. İçimde saklamaya çalıştığım tüm duygularımdan kendimi uzak tutmaya çalışıyordum. Çevremde başkaları varken bunu yapmak kolaydı çünkü onları dinlemek zorunda kalmıyordum. Yalnız kalmak ise beni çaresiz kılıyordu. Düşüncelerimi susturamıyordum. Susturmak istesem bile başaramıyordum. Düşüncelerimi susturamıyor olmanın en acı tarafı ise doğru olduklarını biliyordum. Onlar benim düşüncelerimdi. Bana ait olan ve kabullenmeyi seçtiklerimdi. Onları oluşturan bendim. Yok edemeyen, zihnimi kurcalamasına izin verende yine bendim. Sadece dışarıya yansıtmak istemiyordum.

Saatler süren bir çalışma, parmaklarımın ucunda hissettim sızlamalar. Soluk soluğa olduğum yerde duruyordum. Ellerimi dizlerime koyarak soluklanmaya devam etmiştim. Alnımdan akmaya başlayan ter yavaşça şakaklarımdan akıyor ve tüylerimin diken diken olmasına sebep oluyordu. Elimle terimi silmiş doğrularak iki elimi belime koymuştum. Dilim damağım kurumuş hiçbir şey yememenin vermiş olduğu karın ağrısı ile elimi karnıma götürmüştüm. Karnımdan gelen gürültü ile yemek yemediğimi hatırlamıştım. Çantama doğru ilerlemek üzere arkamı döndüğümde tekrar aynı sesi kulağımın derinlerine adım gibi olmuştu. '' Aren.'' Gözlerimi yavaşça kısmıştım. Kıpırdamadan sadece etrafıma bakınmış İlda ya da Korel'in buraya gelip gelmediğini anlamaya çalışıyordum. Kimse yoktu. Koskoca sahada tek başımaydım. Topun duvara çarpma sesi dışında bir şey duymuyordum.

Arkamı dönmüş tekrar alana bakıyordum. Topu tekrar parmaklarımın arasına alıp havaya fırlatmıştım. Top duvara tekrar değdikçe voleybol sahasında yayılan ses daha da hırslanmama sebep oluyordu. Bir ses ile irkilmiştim. Arkamı dönüp bakmayı seçtiğimde top duvardan sekip zeminde yerini almış ve benden uzaklaşmıştı. Arkamı dönmemle bana bakan birisinin olduğunu fark ettim. Daha önce görmediğim, tanımadığım bir kız. Bana bakıyordu. Elinde tuttuğu kamera ile sadece bekliyordu. Gülümsemeye çalışıyor ve ne diyeceğini düşünüyor gibi bir ifadeyle yüzümü izliyordu. Durduğum yerden doğrulmuş ve yanına doğru ilerlemiştim. Benim hareket etmem ile kendisi de toparlanmış ve bana doğru ilerlemişti. Elinde tuttuğu kamerayı havaya kaldırmış ve adeta selam vermişti. Ben ise karşımda gördüğüm kıza mimiksiz bir şekilde bakıyordum. '' Her önüne gelenin fotoğrafını çekenlerden misin?'' Sözler ağzımdan bir anda çıkıvermişti. Karşımda duran kıza bakıyor kendisinden bir cevap gelmesini bekliyordum. '' Sinirlendirmek istememiştim. Üzgünüm, belki de garip görünüyordur ama güzel bir açı yakalamışken bunu kaybetmek istemedim.'' Gözlerinin önüne gelen siyah saçlarını eliyle geriye doğru yavaşça attıktan sonra konuşmasına devam etmişti. '' Antrenman yaparken gerçekten etkileyici görünüyordun.'' Sözleri beni şaşırtmış olsa da yüzümde hiç bir ifade değişimi olmadan karşımda duran kıza bakmaya devam ediyordum. Küt olarak kestirdiği siyah saçları yeni taranmış ve bakım görmüş gibi canlı ve parlak duruyordu. Siyah gözleri gözlerimi bulmuş ve hiç bir şey söylemeden sadece bir kaç saniye sessizce orada durduktan sonra dudaklarını yavaşça aralamış ve kıkırdamaya başlamıştı. '' Yine de etkileyici olman yeterli değil.''

Ne demek istiyordu diye düşündüm. Gözlerimi kısıp anlamaya çalıştım. Sözleri tam olarak idrak ettiğimde bakışlarım tekrar ciddi bir hal almıştı. Karşımda böyle konuşan kızlara genelde katlanamazdım. Her zaman insanlara üstten bakar ve daima dünyanın onların etrafında döndüğünü düşünürlerdi. Güçlü olmak isterler ama gücü sevdiklerini sandıkları adamlardan gelmesini isterlerdi. ''Yine de çok daha fazla antrenman yapman gerekecek. Bu okulda o kadar kolay takıma giremiyorsun maalesef.'' Kızın söylediklerinin ardından sadece anlamsız gözlerle bakıyordum. Kız ise sinir bozucu bir gülümseme ile bana bakmaya devam ediyordu. Bakışımı kaçırmadan gözlerinin içine tekrar odaklanmıştım. Dudağımın kenarı hafifçe yukarı kalkmıştı. Bir gülümseme ile cevabını vermeyi seçmiştim. '' Kimseyi etkilemek gibi bir derdim yok, aynı okulun takımına katılmak istemediğim gibi. ' '

Karşımda bana bakan kızın ifadeleri değişmiş ve elini omzuma koymuştu. Omzuma değen parmaklarına doğru hafifçe başımı çevirdiğim. Bakışlarım tekrar kendisini bulduğunda bana küstah bir ifade ile bakıyordu. Elini omzumdan çektiğinde konuşmanın bittiğini düşünerek arkamı dönmeye hazırlanmıştım. İnce bir ses tonu ile tekrar konuşmasını fark etmiştim. '' Peki çektiğim fotoğraf. Fotoğrafı merak etmedin mi yoksa sadece umursamaz davranmaya mı çalışıyorsun?'' Bu sözlerin tamamlanması ile gülümsemiş ve sadece kendimin duyacağı bir ses tonu ile kıkırdamıştım. '' Açıkçası merak ettiğim söylenemez.'' Sözlerim son bulduğunda arkamı dönmüş eşyalarıma doğru ilerlemiştim. Çantamdan çıkarttığım suyumdan dolu dolu yudumlar alıp içtikten sonra kızın bana baktığını fark edebiliyordum. Göz ucu ile tekrar bakmıştım. Eşyalarımı çantama yerleştirip çantamı omzuma taktıktan sonra kıza dönmüştüm. '' Neden fotoğrafımı çektiğini değil ama neden beni dikizlediğini merak ediyorum. Seni bu kadar mı etkiledim?''

Bıyık altından gülmeye devam ederken, söylediklerimi idrak etmesi ile sinirle yanıma gelmesi bir olmuş ve söylenmeye başlamıştı. '' Dikizlemek mi? Sadece bana verilen görevi yerine getirmeye çalışıyorum. Ukala.' Sözlerine ara vermesi ile lafa atlamam bir olmuştu. '' Ukala demek.'' Kafamı olumlu anlamda sallıyor dudaklarımı büzerek kafa sallamamı destekliyordum. '' Önce umursamaz. Şimdi ukala. Aklına hakaret etmek gelirse de çekinmezsin sen.'' Sözlerim bittikten sonra bana öfke dolu gözlerle bakmaya devam ediyordu. Bense tepki vermeden uzaklaşmanın planını yapıyordum ama laf söylemeden de kendimi alı koyamıyordum. Kızda beni iten bir şey olduğu kadar, kendisine çeken bir şey olduğunun da farkındaydım. '' Emin olabilirsin. Kimseden bir çekincem yok. Özellikle senin gibilerden. ''

Benim gibiler. Dışarıdan nasıl gözüktüğümü bilmiyordum. Bunu bir hakaret gibi söylemesi kalbimde anlamadığım bir hayal kırıklığına sebep olsa da üzerinde çok durmamıştım. En azından çabalamıştım. Duygularımı bastırmayı seçmiş ve her zaman bunun için çabalamıştım. Bu atışmaya son vermek ve ortamın biraz sakinleşmesi için konuyu değiştirmeyi seçmiştim. '' Çektiğin fotoğraf bir ders için mi yoksa sadece hobi olarak mı?'' Sözlerim biter bitmez yenilerini eklemek üzere tekrar lafa atlamıştım. '' Benim gibilerden çekinmeyeceğin için sordum. Eğer bu senin için bu kadar önemliyse belki kurtarıcın olmayı deneyebilirim. '' Ellerini birbirine dolamış bana bakmaya devam ediyor bir yandan da söylediklerime cevap vermek için cümlelerimin tam olarak bitmesini bekliyordu.

Kurduğum cümlelerin kendisini sinirlendirdiğine emindim. Çok geçmeden lafıma atlamıştı. '' Benim kurtarılmaya ihtiyacım olduğunu mu düşünüyorsun?'' demiş ve kahkahalar atmıştı. Kahkahası ile tüm voleybol sahası yankılanmıştı. Kahkahaları bir anda kesilmiş tekrar ciddi bir ifade ile bana bakıyor ve sözlerine devam ediyordu. ''Sanırım kendi kurtarıcım olabilirim." Sözlerinin ardında sadece gülümsüyordum. Sert ve inatçı bir kıza benziyordu. İlk başta sergilediği tavrından eser kalmamıştı. '' Tabii ki, bundan asla şüphem yok ama önce kendi kurtarıcı egonla başa çıkman gerekecek.'' Sözlerim ağzımdan bir anda çıkmıştı. Karşımda bana öfke dolu gözlerle bakan kız donup kalmıştı. Anlamaya çalışıyordu. Bir kaç saniye hiç bir şey söylemedi. Kendisini sakinleştirmeyi denemiş ve zorla da olsa konuşmasına devam etmişti. '' Bir gün belki bu konuda senden birkaç şey öğrenirim.'' Sözleri gülümsememe sebep olmuştu. Hazır cevap bir kızdı. Öfkeli ve hırçındı. Gülümsemeye devam ederek son konuşmayı yapmayı seçmiştim. '' Egonu kontrol altına almak istersen beni burada bulabilirsin.'' Arkamı dönmüş ve söylediklerini dinlemeden voleybol sahasından ayrılmak üzere kapıya doğru ilerlemiştim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.