İçeriğe geç

Kumarbazlar

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Kumarbazlar

Bölüm 2

Başlangıç

Hızlı adımlarla ilerliyordum. ‘‘Gel buraya maskeli peri!’’ takma ismimle seslenmesi hala saygı duyduğunu mu gösteriyor yok sa diyecek bir şey bulamadığınımı? Adımlarımı hızlandırdım ve ara sokağa girdim. Duvara doğru bir adım attım ve kendimi karşı duvara attım. Ayağım duvara değer değmez hızla kendimi gerip yeniden karşı duvara kendimi bıraktım ve çatıyı tuturdum. Hızla ayaklanıp geldiğim yola baktım. Çocuklar ordaydı soluk soluğa kalmışlardı. ‘’Bu iş burda bitmedi Alara!’’ Bitti bile, sırtımı onlara dönüp eve yöneldim. ‘‘Ya se acabó!¹’’ Göz ucuyla arkama baktım ve onları daha da sinir etmek için sesli bir kahkaha attım. Kendi aralarında mırıldandıklarını duyuyordum.‘Tontos.²’ Oysa bunu onların yüzüne söylemek isterdim. Kısa sürede malikanenin arka bahçesine varmıştım. Melina yine bitkilerle uğraşıyordu. Beni başka biri zannedip zehirlemesin diye yanına varmadan söze başladım. ‘‘Hey serpente³ ne var ne yok? Ne yapıyorsun bakalım?’’ Melina kafasını çevirip bana bakar. ‘‘İspanyolca’yı seviyorsun anladık.’’ Sadece tek bir kelime dedim. Fazla abartıyor. Gidip onun yanına çömeldim. Yine bitkilerle uğraşıyordu. Siyah hibrit güllerinin yapraklarını ve dikenlerini dikkatle topluyordu. Sağ taraftan bir ses geliyordu, hışırtı gibi. Hızla Melina’nın kolunu tuttum. Tahmin ettiğim gibi hançerini fırlatmak üzereydi. Bense onun aksine silahımı bahçe duvarına tutmuştum. Tanıdık bir yüz görene kadarda parmağımı tetikten ayırmayı düşünmüyordum. Bahçe duvarından aşağı atlayıp bize doğru gelen kişi neyseki Selin idi. O duvardan atlarken biz silahlarımızı indirmiştik. ‘‘Lütfen gelen kişinin kim olduğunu görene kadar saldırma. Yoksa bu gidişle tek Alkana sen olacaksın.’’ Bu sırada Malikaneye doğru ilerleyen Seline baktım. İkiz olmalarına rağmen yüz hatları dışında birbirlerine hiç benzemiyorlardı. Selin koyu tenli, siyah saçlıydı ve kahve rengi gözleri vardı. Melina ise kestane rengi ince saçlara sahipti ve ten rengi daha açıktı, gözleri sabahları yeşil ve bal rengi oluyoru. Akşamları ise gözleri maviye dönüyordu. ‘‘Yine nerelerden geliyorsun chica fıestera?⁴’’ Melina omzu ile beni dürtüp Selin ile aynı anda ‘‘Dilimizi konuş!’’ Diye bağırdılar. Bu anda bile bir farklılık vardı. Melina bana bakarken, Selin kollarını kavuşturup göz devirmiş ondan sonra bana bakmıştı. ‘‘Peki, rato...’’ İkiside bana dikdik baktı. Sözümü tamamlamadan cümlemi değiştirdim. ‘‘...minik fareler.’’ Peki sanırım gerçekten kendimi kaptırdım. Selin kollarını aşağa indirdi ve gözüne gelen saç tutamını üfleyerek uzaklaştırdı. ‘‘Atlas nerde?’’ -Atlas benim kardeşim aramızda 4 yaş fark var.- ‘‘Bilmiyorum. Arşive baktın mı? Ve ya kulübe?’’ Selin bana ters ters baktı. ‘‘Nerden geldiğimi sanıyorsun?’’ Bunu nerden bile bilirdimki sanki onu takip etmek gibi bir görevim var. ‘‘Şey o zaman arşive bak.’’ Selin iç çeker ve uzaklaştı. Melina bitkileri, dalları ve dikenleri koyduğu sepeti alıp ayaklandı. ‘’Bir şeyler karıştırıyor.’’ Melina alt dudağını ısırarak uzaklaşan kardeşine bakıyordu. ‘‘Bu evde bir şey karıştırmayan var mı sence?’’ Melina bana döndü gözleri güneş ışınlarının etkisi ile parlayıp bal rengine döndü. ‘‘Evet, sen varsın. Dışarıda yaptıklarını gizlesen ve bir şeyler karıştırsanda, enerjin hep farklı.’’ Boş gözler ile ona baktım. Çünkü gerçektende dediğini anlamamıştım. ‘’Baksana burda hiç bir şey normal değil. Bir şey saklıyorlar eminim. Ve içimden bir ses beşimizinde buna dahil olduğunu söylüyor.’’ Peki ergenler sorgulamayı sever değilmi? ‘‘Evet öyle görünüyor olabilir ama burası böyle biyer. Burdaki yaşam bu. Herkes bişey saklar elbet.’’ Melina hayretle bana döndü. ‘’Hiç farketmedin mi?’’ Melina elindeki sepeti koluna geçirdi. Ve serasına doğru ilerledi. Bir yerden sonra adım atmayı kesti. Yavaşça başını geri çevirip bana baktı. ‘’İster inan ister inanma ama bu sır bence çok büyük bir şey.’’ Sesi soğuk ama ciddiydi...

Yavaşça yatağa doğru kendimi bıraktım. Tüm yorgunluğum beni daha da yatağa çekiyordu. Kuzenim Eda yatağa oturmuştu -ikizlerin kardeşi.- Saçlarını yıkamasına rağmen hayla kıvırcıklardı, havlu ile saçını kuruluyodu. ‘‘...ve sonra o kızın ablası olduğunu söyledi. Tam o sırada kız içkileri almış onun arkasında duruyordu. Bunu duyunca...’’ Eda sesini incelterek konuştu. ‘‘... ‘Aşkım ne saçmalıyorsun, bu kız kim?’ Dedi.‘’ Gülmemek için kendimi zor tutum. Sırtımı yataktan ayırıp oturdum. ‘’Sen ne yaptın?’’ Eda havluyu dizlerinin üstüne koydu. ‘‘İkisinide şelaleden aşağı attım.’’ Keşke orda olsaydım diye geçirdim içimden. ‘‘Hiç üzülmüşe benzemiyorsun’’ Eda başını bana çevirdi. ‘‘Yani. Kötü olduda denemez şimdi bu duruma.’’ İlk başta üzüldüğünü gizlediğini düşündüm ama hiç ağlamışada benzemiyordu. Eda geriye doğru yatıp başını dizime koydu. ‘‘Peki sen?’’ Neyden bahsettiğini anlamıştım ama cevap verebileceğim bir şey yoktu. ‘‘Uykun yok mu senin?’’ Eda tek kaşını kaldırarak bana baktı ve ardından ayaklandı. ‘‘Ben gidiyorum. İyi geceler.’’ Onu giderken izledim. ‘‘İyi geceler.’’

Bölüm sonu

1 yorum