Servisin camına başımı yasladım.
İzmir artık uyanıyordu.
İnsanlar işe gidiyor, dükkânlar açılıyor, sokaklar kalabalıklaşıyordu.
Bense günün en yorucu kısmını çoktan tamamlamış gibiydim.
Telefonum cebimde titreşti.
Sınıf grubundan peş peşe mesajlar geliyordu.
Birisi sınavdan şikâyet ediyor, birisi ödev soruyordu.
Mesajlara bakıp telefonu tekrar kapattım.
Sabahın bu saatinde konuşacak enerjim yoktu.
Havuzda iki saat boyunca yüzebilirdim.
Ama bazen iki dakikalık bir sohbet daha zor geliyordu. Okulun kapısından içeri girerken derin bir nefes aldım.
Burada kimse bana Karsu demiyordu.
Burada ben Eda'ydım.
Sıradan bir öğrenci.
Sıradan bir kız.
En azından herkes öyle sanıyordu. İlk ders başlamadan önce sınıfa girdim.
Her zamanki yerime oturdum.
Pencere kenarı.
Arkadaşlarım konuşurken çantamdan kitabımı çıkardım.
"Yine mi kitap okuyorsun?" diye bir ses geldi.
Gülümseyip omuz silktim.
Belki haklıydılar.
Ama kitaplar bazen insanlardan daha kolay anlaşılırdı. Öğretmen sınıfa girince herkes yerine geçti.
Defterimi açtım.
İlk sayfada matematik notları vardı.
Ama son sayfalar...
Onlar bana aitti.
Kimsenin bilmediği hikâyeler.
Kimsenin tanımadığı karakterler.
Ve belki de kimsenin görmediği gerçek Eda.
Kalemimi elime aldım.
Öğretmen tahtaya bir şeyler yazarken ben defterin köşesine küçük bir cümle karaladım:
"Belki de insanın iki ismi varsa, iki hayatı da vardır."
Kalemin ucuna baktım.
Sonra hızlıca sayfayı çevirdim.
Kimsenin görmesini istemiyordum.
Çünkü bazı sırlar söylenmek için değil...
Yazılmak içindi. Defteri kapatıp teneffüs zilini bekledim.
Dakikalar sonra zil çaldığında sınıf bir anda hareketlendi.
Herkes konuşuyor, yer değiştiriyor, koridora çıkıyordu.
Ben kitabımı alıp pencerenin yanına geçtim.
Tam okumaya başlayacaktım ki kapı açıldı.
Sınıf öğretmeni içeri girdi.
Elinde birkaç kâğıt vardı.
"Bir dakika arkadaşlar."
Sınıf yavaş yavaş sessizleşti.
Öğretmen gözlerini kâğıtlardan kaldırdı.
"Bu yıl okul dergisi yeniden çıkarılacak."
Sınıftan birkaç kişi heyecanlandı.
Ben ise kitabıma bakmaya devam ettim.
Ta ki öğretmen bir sonraki cümleyi söyleyene kadar.
"Yazı yazmayı seven öğrenciler özellikle başvurabilir."
Kalbim küçük bir anlığına duraksadı.
Yazı yazmak mı?
Defterimin son sayfaları aklıma geldi.
Kimsenin görmediği hikâyeler...
Kimsenin bilmediği karakterler...
"Katılmak isteyenler teneffüs sonunda yanıma gelsin."
Öğretmen konuşmasını bitirip çıktı.
Sınıf yeniden gürültüye boğuldu.
Ama ben sesleri duymuyordum.
Bakışlarım çantamın içindeki deftere kaydı.
İlk kez biri, benim gizli dünyamın kapısını aralamış gibiydi.
Ama ya yazdıklarım yeterince iyi değilse?
Ya insanlar okursa?
Ya gülerlerse?
Elimi defterimin üzerine koydum.
Ve ilk kez kendime şu soruyu sordum:
"Ya bir gün Karsu'dan başka biri de beni gerçekten görürse?"
Bölüm 2 Sonu