İçeriğe geç

Küllerinden Doğan Satırlar

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Küllerinden Doğan Satırlar

Bölüm 1

Ruhu Yaralı Kız

Bana sorun yok deme,

Her aynaya baktığımda fark ediyorum.

Kırık bir kalp gibi

Ağlayan küçük bir çocuk gibi

Paramparçayım.

Kendime güvensiz bakışlarım

Düşünceleri içinde kesilen nefesim

Neydi bunun nedeni

Hangi günahla doğmuştum

Eğer sevilmek böyle bir şeyse söyle bana sevmek nedir?

Kalemi elimden bırakıp satırların altına imzamı attım. Her gün günlüğümün son satırlarına iliştirdiğim bu sözlerle kendimi daha iyi hissettim. Camdan satırlarıma yansıyan yıldızlara baktım. "Siz mi insanların umudusunuz?" diye sordum kendime, insanlar umut etmek için görebildikleri bir varlığa kendilerini muhtaç mı bırakıyorlardı?

Umut her yerdedir, yeri geldiğinde bir insan umut olur. Benim umudum da tahtaları çürümüş, içi küf kokan, camları demirli, kırık bir dolaba sahip, içinde halısı bile bulunmayan karanlık dolu bu odada uyuyan biricik kardeşimdi.

Kağıtlarımı alıp yatağın altında bulunan kırık tahta parçasının arasına katlayıp, sıkıştırdım. Bazıları şarkı sözleri bazıları günlük sayfaları olan bu kağıtlar benim için değerliydi. Ardından kardeşimin yanına kıvrıldım. Üstümüze örtecek bir şeyimiz bile yoktu.

Her gün korkularımızı üzerime örtüyor, korkularımızla uyanıyorduk, taki bu bizi öldürene kadar.

Mert yerinde kıpırdandığında sırtını sıvazlayıp kulağına "Uyu ablam sorun yok." dedim. Bana sokularak "Çok acıyor." dedi. "Özür dilerim." diye birkaç kez tekrarladım içimden. Gözümden bir damla göz yaşı düşerken bana iyice sarılan kardeşimi aynı şekilde sarmaladım.

"Bizi bir gün kurtaracağım, buradan birlikte çıkacağız ablam."

"Her gün aynı cümleyi söylüyorsun." diyerek iç çekti. Sesizleştim, ardından Mert'in uykuya geçtiğini anladım.

"Sen sakın ablan gibi olma, sözünü ilk söylediğin an tut ama şu yanını her zaman benden al. sözünü ne kadar geç olursa olsun tut.

•••

Sabah olduğunda erkenden uyandım. Mert daha uyurken dolabımdan okul kıyafetimi alıp üstüme geçirdim. Kahverengi omzumun biraz altında biten saçımı sıkıca saç derim acıya acıya topladım. O sırada annemin mutfak tüpünü yaktığının sesini duydum. Tabi onun gibilere anne denilirse.

İç sesim bana karşı çıktı sakin ol ve sana denileni yap okula git ve eve gel kardeşine bak sonra babandan...

Kafamı hızla sallayarak zihnimi düşüncelerden kurtardım. Vücudumun açık kalan kısımlarında gözüme çarpan morlukları annemin verdiği fondoten benzeri şeyle kapattım. Okul çantamı hazır bir şekilde yatağın ucuna bıraktım.

Mert'i hafifçe sarstım. "Hadi kardeşim, kalkman lazım okul var." diye seslendim. Gözlerini ovuşturarak doğruldu. eline kıyafetlerine vererek:

"Kendin giyinebilir misin, hala çok acıyor mu?"

"Sanırım daha iyi, ben giyinirim abla."

"Peki okul çantan?

"Hazır." diye hızla yanıtladı. Mis kokulu kahverengi biraz kısa saçlarını öperken ışıldayan kahvelerine bakıp "Kuralı biliyorsun."aynı anda:

"Odadan çık, ablanın yanına git, sesizce evden çıkın."

Aferin diyerek odadan ayrıldım. Mutfakta duvarlar çatlamış, boş bir buzdolabı, bir sürü içki şişesi, yok olmuş bir kadın vardı. Annem morarmış gözlerle bana bakarken ona tiksinerek baktım. Kendine de bize de bu acıyı çektiren oydu.

Umutlarla yatıp kalkan o kızı öldürüp yerine korkan bir kız inşa etmişti.

Elime tutuşturduğu sandviçi çantama atıp. Yumurtayı yapmasına yardım etmeye başladım. Bana yan gözle bakarak

"Ağrı kesici aldın mı?"

" Hayır, her şekilde geçiyor. İhtiyacım yok."Benim o yarayı kapayacak yara bantlarına değil o yarayı iyileştirecek olan sevgiye ihtiyacım vardı.

"Mert iyi mi?" diye devam etti

Tam ağzımı açıp "Neden umrumda?" diye karşı çıkacakken. Odadan babamın çıktığını gördüm. İç sesim benim yerime pislik diye söylenerek cayır cayır yanmaya başlamıştı. Salona doğru ilerlerken:

"Neyi olacak çocuğun turp gibidir şimdi, zaten bütün paramı yiyip bitiriyor pis velet." sona doğru sesi kızgın ve baskın çıkmıştı. Elimdeki yumurta tabağını sıkarken annem durumu anlamış gibi tabağı hemen elimden aldı. Bana "sakin ol." diye baskı uyguluyordu.

İçimdeki yangını söndüremiyordu bu sözler. Babam parkeleri eksik, koltukların eskiliği göz önüne çıkmış, bir bacağı kırık masa ve her yerinde babamın imzası içinde boş içki şişeleri yer alan salonda açtığı televizyonunda bir şeyin eksikliğini anında sezer gibi bana "Eylül bana bira getir." dedi.

Bir tepki vermeden içinde sadece peynir, zeytin, yumurta ve bolca içki bulunduran dolaptan bir içki kapıp sert adımlarla onun karşısına geçtim.

Ona uzattığımda bana masada duran açacağı gösterip "Aç." dedi.

Sinirle iç çektim, elimi masaya atıp hızla içkiyi açtım ona uzatırken hırsla sesiz de olsa:

"Zıkkım iç." diye haykırdım.

Babam bana gözlerini büyütürken aynı zamanda Mert'in odadan çıktığını gördüm. Herhangi bir hamleye karşın Mert'e "Evden çıkıp beni dışarıda bekle."dedim. Anında kapıya koştu. Babam "Nereye seni velet?" diye ayaklanırken "Sana o sözleri söyleyen benim, bana zarar ver." dedim.

Mert tamamiyle evden çıkınca gözüm anneme çarptı derin derin öksürüyordu ona şok olmuş bir şekilde bakarken bir anda kendimi yerde buldum. Derin bir nefes verdim, kendimi olacaklara hazırladım. Sanki son nefesimmiş gibi, yine o nefesi verdim.

Babam beni saçlarımdan tutup kaldırdı .Kulağıma yaklaşıp "Bir dahaki sefere benimle düzgün konuşacaksın. Sana bana bira getir dedğimde bana onu getirecek hatta benimle içeceksin." dedi, sonra geri çekildi bana iğirenç kara gözleri ve pis kokan artık grilerin sıklaştığı saçlarıyla baktı.

Yüzüne hırsla tükürdüm. Seninle bir gün bu evde cehenneme de gitsem onu ağzıma bile sürmem. Yedipim tokatın ardından yere kapaklanan bedenimi darbeleriyle canımı çok ama çok yakmaya başladı.

İçinden saymaya başladım 1,2,3 annem küçükken ne zaman eve geç kalacağını söylese bana içimden yüze kadar say derdi. Yüze geldiğinde ben seni o yalnızlıktan kurtaracağım derdi. Kurtaramadı, hala kurtarmıyor.

Yüze geldiğimde bittiğini anladım babam tekrar beni kaldırıp evin kapısından dışarı fırlattı. Sırtım ve dirseğim fena şekilde acırken "Git dışarda kal hayırsız evlat, git de dışarıda öl senden de o veletten de kurtulmuş olurum."dedi

Tam kapıyı sertçe kapatırken annemi gördüm bana acıyarak baktı. Bana acıdığı için bir evlat olarak ona daha çok acıdım.

Mert hızla yanıma gelirken "Abla, abla iyi misin?" diye sayıkladı. "İyiyim."dedim, doğruldum. Onun omuzlarından tutarak hemen "Okula git ben seni çıkışta alacağım."dedim ama diye karşı çıkacakken cümlemi devam ettirdim.

"Ne kadar geç kaldın?"

"20 dakika abla."

"tamam ablacım, hemen otobüse atla, okula yetiş." diye ekledim.

Son anda "Paran var mı?" diye sordum. "Evet." diye ekledi. "Ben iyiyim." diye tekrarladım ve ona gülümsedim.

Ardından onu biraz ittirerek gidişini izledim. Saçımı düzeltip etraftan geçen tek tük insanların bana acıyan bakışlarının altında ezilmemek için gözümü yere çevirip sahile adımlamaya başladım. Gözyaşlarım birer birer dökülürken hızla onları sildim ama yenileri eklenmeye devam etti. Sahilde denizin hemen önünde bulunan büyük kaldırıma oturdum. Derim, vücüdüm, kalbim öyle acıyordu ki bu acının altında ezildim.

Soğuk bastırıp, rüzgar her şeyi silmeye çalışırcasına alevlendiğinde hıçkırmaya başladım. Kollarımı bedenime sardım.

İçimden, al dedim bu yükü, benden al, beni bu acıdan kurtar.

O an kimin benim hakkımda ne söylediği, nasıl gözle baktığı umrumda değidi. İçim cayır cayır yanıyordu. Tam o sırada yanımda bir gölge belirdi, bana bir el peçete uzattı. Önce şok olmuş şekilde peçeteye baktım sonra yavaş yavaş gözüm ayyakabılarına kaydı üzeri toprakla kaplıydı, eskimişti.

Üstünde benimle aynı okul forması vardı fakat forması kirlenmişti, yıpranmıştı. Vücudu zayıf gözüküyordu ama aynı zamanda çok güçlüydü sanki. Son olarak yüzüne değdi gözlerim. Gözleri siyahtı, kap karaydı, öyle bakıyordaki gözleri bakma der gibi, benim duvarlarıma yaklaşma der gibi.

Saçları kahverengi güzel bir şekil almıştı ; uzun değildi ve düzdü. Elim elindeki peçeteyi açıp bir tane alcakken "Hayır." dedi, " Paketi al." paketi yavaşça aldım.

Gözlerimi ondan ayırmazken yağmurun hafiften yağmaya başladığını hissetim. Kahvelerime bakıp gitmeden önce son cümlesini kurdu.

Ağlamak sana çok yakışıyor Ruhu yaralı kız ama sen asla ağlama. İnadına gülümse, her şeye rağmen gülümse.

Bölüm sonu

2 yorum