Kan, Gözyaşı ve Sessizlik
---
Kaemon, Aria’yı ürküttüğünü fark ettiğinde, öfkenin yerini keskin bir pişmanlık almıştı. Ama o pişmanlık yalnızca içini yakarken, vücudu çok daha fazlasıyla sınanıyordu.
Elandor’un son darbesi göğsüne ağır inmişti. Sol yanında keskin bir yanma vardı. Dudakları yarılmış, kaşı açılmıştı. Burnundan ince bir kan süzülüyor, yere damlıyordu. Ama hiçbir acı, Aria’nın o dolu gözleri kadar canını yakmıyordu.
Elandor da kötü haldeydi ama Kaemon’un yaraları daha ciddiydi. Bir an sendeledi, kanepeye yaslandı. Gözleri bulanıktı. Ellerini yere koymak isterken titredi. Kırık bir kaburga, acısını sinsice içten kemiriyordu.
Tam o an…
Kapı açıldı.
“Kaemon?” diye fısıldadı Alvara.
Arkasındaki çiçekli mutfak poşetleri, o günün sıradan neşesinden izler taşırken, gözleri karşılaştığı manzarayla dehşete düştü.
Salonda cam kırıkları, devrilmiş masa, dağılmış yastıklar…
Ve kan.
Ve Kaemon…
Yüzü kan içinde, kaşı yarılmış, gömleği yırtılmış ve sol tarafını tutarak güçlükle nefes alıyordu.
“KAEMON!” diye çığlık attı Alvara, elindekileri yere düşürerek koştu.
Kaemon gözlerini kaldırmaya çalıştı ama görüşü buğulanmıştı. Dizlerinin üzerine düşerken Alvara kollarını açıp onu tuttu.
“Kaemon, bak bana! Gözlerime bak!”
Sesi titriyordu. Kalbi deli gibi atıyordu. Onu bu halde görmek… Bu kadar yalnız, bu kadar kırılmış…
Kaemon: “Ben… iyiyim…”
Ses tonu zayıftı, acı doluydu ama yine de Alvara’yı rahatlatmaya çalışıyordu.
Alvara: “SUS! Hiçbir şey söyleme! Kanıyorsun… Tanrım, kaburgaların—”
Parmakları titreyerek Kaemon’un gömleğini kaldırdı. Sol kaburgasında morarma ve ciddi bir kanama vardı.
Aria hâlâ koltuğun kenarında sessizce oturuyordu. Gözyaşları yüzünü ıslatmıştı ama tek kelime etmiyordu. Kaemon’un hâlini görünce daha da küçüldü. Ayıcığını daha sıkı sardı.
Alvara, başını çevirdi.
“Aria… güzelim, yukarı çık. Lütfen.”
Ama Aria gitmedi. Kalkmadı bile. Gözleri hâlâ dayısındaydı.
“O ölecek mi?” diye fısıldadı.
Kaemon, bir şekilde gülümsemeye çalıştı ama dudaklarından kan süzüldü.
“Hayır… hayır, küçük çiçeğim… Dayın hiçbir yere gitmeyecek…”
Alvara’nın elleri Kaemon’un yüzünde gezindi.
“Sana bunu kim yaptı?”
Sesi hem kısık hem sertti. Cevabı tahmin ediyordu. Gözleri Elandor’a döndü, ama onu artık duymuyordu. Sadece Kaemon’u düşünüyordu.
Kaemon (zor nefesle): “Kızma ona… Ben… biraz ileri gittim...”
Alvara (sertçe): “Senin kırık kaburganı mı konuşuyoruz, Kaemon? Yoksa senin yine kendinden vazgeçme çabanı mı?”
Sessizlik.
Aria sessizce ayaklandı. Kaemon’a yaklaştı. Küçük elleriyle dayısının parmaklarını tuttu.
“Ben seni böyle hiç görmedim… Korktum…”
Kaemon’un gözlerinden yaş süzüldü.
“Üzgünüm, Aria… Çok üzgünüm…”
Alvara, Kaemon’un yüzünü iki eliyle tuttu.
“Hastaneye gitmemiz gerek. Hemen.”
Kaemon başını iki yana salladı.
**“Hayır… bir süre… sadece böyle… biraz…”
Alvara’nın yanında kalmak istiyordu. Orada, kanlar içinde bile olsa, sanki huzuru ilk kez hissediyordu.