Defne, o sabah her zamanki gibi erkenden uyandı. Pencereden dışarı baktığında gökyüzünün gri olduğunu gördü. Hava, sanki yaklaşan bir şeyin habercisi gibiydi.
Ev sessizdi. Annesi mutfakta kahvaltı hazırlıyor, babası ise salonda gazetesini okuyordu. Her şey normal görünüyordu.
Ama Defne'nin içinde açıklayamadığı bir huzursuzluk vardı.
Son zamanlarda ailesinin ondan bir şey sakladığını hissediyordu. Annesi bazı telefonlara cevap vermiyor, babası ise Defne odaya girdiğinde konuşmayı hemen değiştiriyordu.
Defne bunu defalarca düşünmüş ama kendisine anlatmadıkları şeyin ne olduğunu bir türlü bulamamıştı.
O sabah da kahvaltı masasında aynı sessizlik vardı.
“Anne, bir şey mi oldu?” diye sordu Defne.
Aylin bir an duraksadı.
“Hayır kızım. Bir şey yok.”
Ama sesi, söylediği şeyin tam tersini anlatıyordu.
Defne annesinin gözlerine baktı. Yıllardır tanıdığı annesinin ondan bir şey sakladığını artık daha açık hissediyordu.
Tam o sırada babasının telefonu çaldı.
Kemal ekrana baktığında yüzündeki ifade bir anda değişti.
Telefonu sessizce cebine koydu.
Defne bunu fark etmişti.
“Kim aradı?”
Kemal kızına baktı.
“Önemli değil.”
Defne ilk kez babasının gözlerinde korkuya benzeyen bir şey gördü.
Ve o an, ailesinin yıllardır sakladığı geçmişin artık kapılarını aralamaya başladığını bilmiyordu.
Çünkü bazı sırlar ne kadar saklanırsa saklansın, bir gün mutlaka ortaya çıkar.