İçeriğe geç

Küllerin ithali

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Küllerin ithali

Bölüm 1

1. Bölüm: Rutubet ve Gözyaşı

Neden erkekler için her şey "elinin kiri" sayılıp bir çırpıda geçilirken; biz kadınlar, o kirin bizzat kendisi ilan ediliriz? Neden o leke hep bizim üzerimize yapışır da, onlar her seferinde tertemiz sıyrılır?

​Ben, bu karanlık zihniyetin içinde yanarak yok olmayı reddedenlerdenim. Ben, o kirin içindeki cevheri herkese göstermeye geldim.

​Ben Bala. Ve bu, benim küllerimden doğan hikayem.

​Kasabanın o dar, dedikodu kokan sokaklarında güneş yükselirken, bizim evin rutubetli duvarları üzerime her zamankinden daha ağır çöküyordu. Sabahın dördünde, mutfağın buz gibi taşlarına çıplak ayaklarım değdiğinde içim ürperdi ama sesimi çıkarmadım. Çıkaramazdım. Çünkü bu evde çıkardığım her ses, babamın ağır kemerinin sırtımda patlaması ya da o nasırlı avucunun yüzümde bıraktığı o yakıcı sızı demekti.

​Annem, babamın diğer karısının yanında bir gölge gibi sessizleşmiş, varlığıyla yokluğu bir hale gelmişti. Ben ise bu evin hem görünmez hizmetçisi hem de tüm öfkelerin boşaldığı o günah keçisiydim. Sadece lise sona kadar gidebilmiştim; o da her sabah okul yolunda "acaba bugün eve dönünce neyle karşılaşacağım" korkusuyla... Kitaplarımı yastığımın altına saklar, herkes uyuduğunda gaz lambasının titrek ışığında kelimelere tutunurdum. Okumamı hiç istemediler. Bir kadının zihninin aydınlanması, onların bu karanlık ve adaletsiz saltanatı için en büyük tehditti.

​Yıllarca bir köpek gibi çalıştım. Kasabadaki tarlalarda güneşin altında kavruldum, başkalarının ev işlerinde ellerim deterjandan çatlayana kadar ter döktüm. Gizli saklı bulduğum her işte avuçlarım patlayana kadar çalıştım. Ama eve döndüğümde, kan ter içinde kazandığım o parayı babamın önüne koyarken; onun parayı tek bir kelime etmeden alıp, içeride bilgisayar başında oyun oynayan erkek kardeşimin cebine "harçlık" diye koyuşunu izledim. Ben çalıştım, o yedi. Ben dirsek çürüttüm, o "erkektir, paşadır" denilerek el üstünde tutuldu.

​En ağırı da buydu: Gece gündüz demeden bir erkekten daha fazla yük sırtlanmama rağmen, eve girdiğim an "sadece bir kadın" olduğum için utandırılmaya mahkûm edilmemdi. Giydiğim kıyafetin boyundan, sokakta yere bakarak yürümeme kadar her şey bir ayıp, her şey bir günahtı onlara göre. Beni bir insan değil, babamın tapulu bir mülkü gibi görüyorlardı.

​Kasabadan şehre taşındığımızda içimde cılız bir umut ışığı yanmıştı. Belki orada kimse beni tanımaz, belki orada nefes alabilirim sanmıştım. Ama şehir sadece duvarları büyüttü, zihniyet aynı karalıkta kaldı. Hatta burada baskı daha da arttı; yabancı gözlerden, "el alem ne der" korkusundan beni o evin içine daha sıkı kilitlediler. Babamın şiddeti artık sadece fiziksel değildi; "sen kadınsın, susacaksın, ezileceksin" diyen o bakışları ruhumu her gün biraz daha eziyordu.

​Vücudumdaki morluklar zamanla sararıp geçiyordu ama kalbimdeki o ihtilal ateşi her geçen gün daha da harlanıyordu. Onlar beni o mutfağa, o rutubete hapsettiklerini, beni bir "hiç"e çevirdiklerini sanıyorlardı. Bilmiyorlardı ki, ben o mutfak tezgahında soğan doğrarken de, yerleri dizlerimin üzerinde silerken de zihnimde kendi imparatorluğumu kuruyordum.

​Aç kalabilirdim, hor görülebilirdim, kemer izleriyle uyuyabilirdim ama asla teslim olmayacaktım. Çünkü ben, her şeyi yakıp yerine kendi dünyasını kuracak olan o gizli fırtınanın ta kendisiydim. Benim sessizliğim, sizin bitti dediğiniz yerden başlayacak olan o büyük ihtilalin şafağıydı.

Bölüm sonu

4 yorum