4.Bölüm: Günahsız Ceza
Hatalar zinciri hayatımın hep dönüm noktası olmuştu. Yanlış duymadınız. Hatadan bahsetmiyordum hatalar zincirinden bahsediyordum.
Hayatımda hep bir hata ardın sıra gelen hataları oluşturmuştu çünkü. Uslanmıyordum. Bu yüzden kolay şekilde hatalar yapabiliyordum. Ama şu sözün kuvvetine çok güveniyordum.
'Her şer de bir hayır vardır'
Benim her hatamda bir hayır olmuştu. Bundan 2 yıl önce asi ve isyankâr bir kızdım. Birçok kez hata yapmıştım ama bu isyankârlığım beni inanca ve Allah'a yöneltmişti.
Belki de yaptığım en büyük hatanın en büyük hayrıydı.
"Hadi ona alışığız da sen peki Mina? Daha ilk günden burada olmanı nasıl açıklayabilirsin?" Yaklaşık on dakikadır müdürün odasındaydık. Adını yeni öğrendiğim Black ve ben.
Müdüre cevap vermeden önce tekrar ona baktım. Bana bakmıyordu. Rahat bir tavrı vardı. Buraya birçok kez geldiği belliydi.
"Bir daha olmayacak efendim." Bundan başka diyecek bir şeyim yoktu. Bir daha yapmamaya özen göstermeliydim. Artık devlet okulunda değildim. Tonlarca paranın yağdırıldığı bir okuldaydım. Hareketlerime dikkat etmek zorundaydım.
"Pekâla bu sözüne güvenip seni gönderiyorum. Gidebilirsin." Başımla selam verip o çocuğa bakmadan odadan ayrıldım.
Her zaman bunu yapıyorsa neden afilli bir ceza vermiyordu ki?
"Sana ne Mina. Kendinle ilgilen sen." Diyerek kendimce bir uyarıda bulunmuştum. Onların ceza alıp almamaları umrumda değildi.
Benim uğraşmam gereken daha başka şeyler vardı.
Tekrar sınıfın kapısını açtığımda öğretmene bakmadan yerime geçtim.
"Hey çocuk senin adın ne bakayım?" Öğretmen yerime oturmama bile izin vermemişti ki bana seslendi. Açıkcası seslenişi komiğime gitmişti.
"Mina efendim, Mina Oz"
"Bay Murret. Adım bu."
"Özür dilerim Bay Murret." Bugün daha kaç kere özür dileyecektim acaba?
"Bu arada İngiliz değilsin sanırım?" Yine gözlüklerinin altından bana bakıyordu.
"Hayır, Türk'üm." Birkaç fısıldaşmalar oldu fakat aldırmadım. Eminim yine benim hakkımda bir şeyler atıp tutuyorlardı.
Daha bir şey sormayacağını anladığımda yerime oturdum. Bir müddet ilgi çekmemeliydim.
"Bay Murret size bir sorum var?" Konuşan kişi Jess'ti. Sesi ciddi ciddi kulaklarımı rahatsız ediyordu.
"Tabii Jessica , sorabilirsin."
"Bu okulun kuralları bu kadar sıkı iken onun derse geç kaldığı hâlde ceza almadan yerine geçmesi sizce de doğru mu?" Dedi ve ismimi söylemeden parmağıyla beni işaret etti.
Sakin ol Mina, sadece seni kışkırtmaya çalışıyor.
Bay Murret tekrar bana döndü.
"Pekâla ona bir ceza verelim o zaman. " dedi ve tahtaya dönüp bir şeyler yazmaya başladı. Ders matematikti ve anladığım kadarıyla soru yazıyordu.
Soru bittiğinde ben de bitmiştim. Yeni bir formül üretiyordu sanırım.
"Mina Oz, buraya gel." Ah şu sırada bir beş dakika otursam ne olurdu?!
Artık bugün rutinleşmiş olan şeyi yapıp tahtaya ilerledim.
"Cezan bu. Soruyu yarına kadar çözüp bana göstereceksin. Aksi takdir de ilk sınavını sıfır girerim." Dedi ve elindeki tahta kalemini bana uzattı.
Harika!
Daha sınava girmeden sıfır alacaktım. Neden her şey üst üstte gelirdi ki!!
Derin bir nefes alıp tahtaya ilerledim. O sıra göz ucuyla arkama baktım. Jess'e ölümcül bakışlar atmıştım.
Ayak ayak üstüne atmış, iğrenç bir şekilde gülüyordu. Bu kız gerçekten çok iğrençti.
Birkaç dakika sadece soruyla bakıştım. Birkaç dakika uzadı uzadı ve uzadı.
Öyle ki iki saati aşkındır soruyla bakışıyordum. Sınıfta kimse kalmamıştı. Ders biteli yarım saati geçiyordu. Bugün bu soruyu çözüp öyle gitmeliydim.
Girmediğim bir sınavdan sırf derse iki dakika geciktim diye sıfır alamazdım. Öndeki sıralardan birine oturup bu kez kağıt çıkarttım.
"Hadi Mina, yapabilirsin" sesli telkinimle tekrar ve tekrar soruyu çözmeye çalıştım.
Bir yere kadar geliyor fakat daha sonradan tıkanıyordum.
"Ah kafayı yiyeceğim!" Diyerek başımı sıraya kapattım. Tabiri caizse resmen beynim yanmıştı.
"Kafayı yemek için güzel bir gün." Duyduğum sesle direkt başımı kaldırdım.
Black.
Sabahtan beri ilk kez konuşmuştu. Cevap vermedim. İçeriye girip kapıyı kapadı ve çantasını gelişigüzel bir sıraya atıp üzerindeki ceketi çıkarttı. Tahtaya doğru ilerledi.
"Çözülmesi gereken soru bu muymuş?" Şaşırmıştım.
"Sana da mı aynı cezayı verdi?" Omzunun üzerinden bana baktı. Bir şey demedi. Sanırım soruyu çözmeye başlamıştı.
Tekrar yerime oturup bende çözmeye çalıştım.
Ne kadar zaman geçmişti bilmiyorum ama telefonumun çalmasıyla kalemi sıraya atmıştım.
Arayan teyzemdi. Olamaz, teyzeme haber vermemiştim! Hızlıca açtım.
"Alo, teyze" sesi çok endişeliydi.
"Merak edilecek bir şey yok teyze, özür dilerim sana haber vermeyi unuttum. Matematik öğretmeni bir ödev verdi de yarına kadar, onu burada çözmem gerek. Sen merak etme, geleceğim." Birkaç bir şey de söyledikten sonra telefonu kapattım. Başımı kaldırmamla gözlerimiz kesişmişti.
"Türk müsün?" Sorduğu soru şaşırmama sebep olmuştu.
"Evet. Yoksa Türkçe mi biliyorsun?" Hafif gülümsedi. Başını olumsuz şekilde salladı.
"Bu okula gelmek için hangi aptallığı yaptın?" Tekrar sorması beni daha da şaşırtmıştı. Konuşkan birini beklemiyordum açıkcası.
Bu okulu aptallık olarak görüyordu.
"İntihar eden kişinin yerine geldim." Kaşları havalandı. Tepkisini çekmiştim.
"İntihar eden Defne'nin kuzeniyim." Söylediğim şeyle onu daha dikkatli izledim. Tepkisini merak ediyordum.
Ya çok iyi kamufle ediyordu ya da umrunda değildi. Ama emindim Defne'yi çok iyi tanıyordu. Defne'nin de bunlardan olmak istemesinin elbet bir nedeni vardı.
"İntikam mı almaya geldin?" Beklemediğim bir cümleydi.
"Neden? Ortada alınması gereken bir intikam mı var?" İkimizin de bakışları oldukça sertti.
"Öyle bir hâlin var. Kelimelerin üzerine basıyorsun." Şifreli bir şekilde konuşuyordu buna sinir olmuştum. Beni vücut dilimden anlaması sinir etmişti.
"Olması gerektiği şekilde konuşuyorum. " İlk günden laf atmadığım birisi kalmış mıydı? Ona göre sözlerimi söyleyecektim.
Daha fazla bir şey demedi. Elindeki kalemin kapağını kapatıp çantasının olduğu yere geldi.
"Bu soru bizim çözeceğimiz bir tarzda değil. Murret'ı tanıyorum. Bizim çözebileceğimiz bir soru sormaz, tabi bunu kendisi çözmediyse."
Hiçbir şey anlamamıştım. Ne demek istiyordu?
"Yani?" Diyerek cümlesini tamamlaması için ortam hazırladım.
"Yani bunu çözemeyeceğiz ve o sıfırı alacağız. Tabi diğer ihtimali yok sayarsak." Her şeyi bir cümlede açıklasa ne olurdu?!
"Hangi ihtimali?" Devam etmesini ancak bu şekilde sağlıyordum.
"Cevabın kendi odasında olduğu ihtimali." Aklından geçenleri bilmiyordum fakat bu cümlelerinde bir işkillik olacağını sezmiştim.
"Eğer bana yardım edersen, odasından cevabı alabiliriz" dediği şeyle gözlerim hızlıca açıldı. Beni şu an suça davet ediyordu.
"Hayır, tabii ki öyle bir şey olmayacak." Kesin ve nettim.
"O sıfır almaya razısın yani. Notunda yazacak koca bir sıfır mı yoksa 15 dakika da yapabileceğin iş mi?" Gözlerini bana dikmişti.
Aklıma girmesi sinirimi bozmuştu. Pekâla Mina Oz gerçekten o sıfırı almaya hazır mısın?