Gökyüzü, sanki bütün yıldızlarını saklamış gibiydi.
Şehrin üzerine çöken koyu bulutlar, geceyi olduğundan daha karanlık gösteriyordu. İnsanlar evlerine çekilmiş, sokaklar sessizleşmişti. Sadece ara sıra geçen arabaların farları ıslak asfaltın üzerinde kayıp gidiyordu.
18 yaşındaki Lavinya Arden, üçüncü kez aynı sokağın başında durmuştu.
İçinde açıklayamadığı bir huzursuzluk vardı.
Normalde bu saatte eve gitmiş olurdu. Ama bugün farklıydı.
Çünkü öğleden sonra okul çıkışında çantasına bırakılan not hâlâ cebindeydi.
Titreyen elleriyle kâğıdı çıkardı.
Kâğıdın üzerinde yalnızca tek bir cümle yazıyordu:
"Saat 21.00. Eski saat kulesi. Tek başına gel."
İmza yoktu.
Gönderen yoktu.
Sebep yoktu.
Lavinya defalarca düşünmüş ama sonunda merakına yenilmişti.
Saat kulesi yıllardır kullanılmıyordu. Şehrin en eski yapılarından biriydi.
Çocuklar arasında hakkında türlü hikâyeler anlatılırdı.
Kimileri orada hayalet gördüğünü söylerdi.
Kimileri geceleri içeriden ışık geldiğini.
Lavinya bunlara inanmazdı.
Ama yine de kulenin karanlık silueti karşısında yükselirken kalbi biraz daha hızlı atmaya başladı.
Demir kapıya yaklaştı.
Kapı açıktı.
Bu durum onu daha da tedirgin etti.
İçeri girdi.
Merdivenler gıcırdıyordu.
Taş duvarlardan yankılanan ayak sesleri kulağına olduğundan daha yüksek geliyordu.
Birinci kat...
İkinci kat...
Üçüncü kat...
Derken üst kattan bir ses duydu.
Birinin koştuğunu düşündü.
Sonra...
Bir çarpma sesi.
Ardından sessizlik.
Lavinya nefesini tuttu.
"Kim var orada?" diye seslendi.
Cevap gelmedi.
Yavaşça yukarı çıktı.
Son basamağa ulaştığında yerde bir şey gördü.
Bir adam.
Yüzüstü yatıyordu.
Hareketsizdi.
Lavinya'nın kalbi duracak gibi oldu.
Bir adım attı.
Sonra bir adım daha.
Tam adamın yanına eğilecekken arkasından sert bir ses duyuldu.
"Yerinden kıpırdama!"
Lavinya korkuyla döndü.
Kapıda uzun boylu bir genç duruyordu.
Siyah mont giymişti.
Keskin bakışları doğrudan ona çevrilmişti.
"Polisi çağırmamız gerekiyor." dedi Lavinya.
Genç başını salladı.
"Artık çok geç."
"Neden?"
Çünkü adam ölmüştü.
Lavinya'nın boğazı düğümlendi.
Genç birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra yerdeki adamın cebinden kırmızı mühürlü küçük bir zarf çıkardı.
Zarfın üzerinde tek bir sembol vardı.
Kanatlarını açmış bir kuzgun.
Gençin yüzü bir anda değişti.
Sanki gördüğü şeyi tanıyordu.
"Bu mümkün değil..." diye fısıldadı.
"Ne mümkün değil?"
Genç cevap vermedi.
Tam o sırada aşağıdan siren sesleri yükseldi.
Polis.
Ama gençin yüzündeki endişe, polisten korkan birinin yüzü değildi.
Sanki başka bir şeyden korkuyordu.
Çok daha büyük bir şeyden.
Ve Lavinya henüz fark etmese de, o gece hayatı sonsuza kadar değişecekti...